Çöpten mesele

Abone Ol

Günlük siyasetin en büyük problemi, vatandaşın hayatını doğrudan etkileyen konuların bile bir süre sonra siyasi tartışmanın malzemesine dönüşmesi. Bazı meseleler var ki parti rozetlerinin, seçim hesaplarının ve karşılıklı suçlamaların çok ötesinde. İzmir’de yıllardır çözülemeyen çöp sorunu da bunlardan biri. Kentin farklı noktalarında zaman zaman ortaya çıkan görüntüler hepimizi rahatsız ediyor. Sokaklarda biriken atıklar, kötü kokular, çevre ve sağlık açısından oluşan riskler… Kentte yaşayanlar açısından bakıldığında sorunun kaynağından çok sonucu önemli. Çünkü insanlar sabah evlerinden çıktıklarında karşılarında temiz bir kent görmek istiyor. Hangi kurumun haklı olduğu ya da hangi makamın yetkili olduğu tartışması vatandaşın gündeminde ilk sıralarda yer almıyor. Türkiye’de birçok konuda olduğu gibi çöp meselesinde de çözüm üretmek yerine sorumluluğu karşı tarafa bırakma alışkanlığı hâkim. Konu İzmir olunca yıllardır devam eden yerel yönetim-hükümet karşılaşması çöp konusunda zirve yapmış durumda. Yerel yönetimler merkezi idareyi işaret ediyor, merkezi idare yerel yönetimleri eleştiriyor. Süreçler uzuyor, davalar açılıyor, açıklamalar yapılıyor, toplantılar düzenleniyor, yer belirleniyor, itirazlar devam ediyor. Ancak vatandaş bütün bu tartışmaların sonunda hâlâ aynı sorunla yaşamaya devam ediyor.

MODERN SİSTEME İHTİYAÇ VAR

İzmir gibi 4 milyonu aşan nüfusa sahip bir metropolde atık yönetimi sıradan bir belediyecilik hizmeti olarak görülmemeli. Her gün binlerce ton evsel atığın toplandığı, ayrıştırıldığı ve bertaraf edildiği devasa bir sistemden söz ediyoruz. Ayrıştırma kısmı günümüzde hala istenilen düzeyde olmasa da çabaları görmemek de haksızlık olur. Şehir büyüdükçe, nüfus arttıkça ve tüketim alışkanlıkları değiştikçe mevcut sistemlerin yetersiz kalması da kaçınılmaz hale geliyor. Bu nedenle yeni depolama alanları, modern geri dönüşüm tesisleri ve çevreci atık yönetimi yatırımları büyük önem taşıyor. Tam da bu noktada merkezi yönetim ile yerel yönetimlerin birlikte hareket etmesi gerekiyor. Çünkü çevre yatırımları yalnızca belediyelerin omzuna bırakılabilecek kadar küçük meseleler değil. Aynı şekilde Ankara’nın da yerel ihtiyaçları görmezden gelerek çözüm üretmesi mümkün değil. Bu nedenle tarafların birbirlerini rakip olarak değil, aynı kente hizmet eden kurumlar olarak görmeleri gerekiyor. Türkiye’de uzun yıllardır yerel yönetimlerle merkezi yönetim arasındaki siyasi farklılıkların hizmet süreçlerine yansıdığı yönünde ciddi bir toplumsal algı bulunuyor. Bu algının haklı ya da haksız olduğu ayrı bir tartışma konusu olabilir. Ancak vatandaşın gözünde oluşan algı çoğu zaman gerçeklerden daha etkili oluyor. Eğer bir şehirde yıllarca çözülemeyen sorunlar varsa, insanlar doğal olarak bu durumun siyasi nedenlerden kaynaklandığını düşünmeye başlıyor. İzmir özelinde de benzer bir durum yaşanıyor. Çöp depolama alanlarından altyapı yatırımlarına kadar birçok konuda tarafların karşı karşıya geldiğini görüyoruz. Oysa kaybeden ne belediye oluyor ne de hükümet. Kaybeden doğrudan kent sakinleri oluyor. Çünkü çöpler sokakta beklediğinde bunun bedelini siyasiler değil vatandaş ödüyor.

RİSKLERİ ÇOK

Üstelik mesele yalnızca görüntü kirliliği de değil. Çevre sağlığı açısından ortaya çıkan riskler, yeraltı su kaynaklarına olası etkiler, kötü koku nedeniyle yaşam kalitesinin düşmesi ve kent imajının zarar görmesi gibi birçok sonuç ortaya çıkıyor. Turizmden ticarete kadar pek çok alan bundan etkilenebiliyor. İzmir gibi yaşam kalitesiyle, deniziyle ve turizm potansiyeliyle öne çıkan bir şehir için bu durumun uzun vadede ciddi sonuçlar doğurabileceğini unutmamak gerekiyor. Bugün dünyanın gelişmiş kentlerine baktığımızda çevre ve atık yönetimi konularının siyasi rekabetten çok teknik iş birliği anlayışıyla ele alındığını görüyoruz. Merkezi yönetimler finansman ve mevzuat desteği sağlarken yerel yönetimler uygulama süreçlerini yürütüyor. Ortaya çıkan sorunlarda ise taraflar birbirlerini suçlamak yerine çözüm üretmeye odaklanıyor. Çünkü çevre sorunlarının siyasi görüşü yok. Türkiye’nin de artık bu anlayışa ihtiyacı var. Özellikle büyükşehirlerde ortaya çıkan çevre ve altyapı problemleri günlük siyasi tartışmaların ötesinde değerlendirilmek zorunda. Vatandaşın beklentisi de tam olarak bu. Kimsenin bir diğerini yenmesini değil, herkesin birlikte çalışmasını istiyor. Merkezi hükümetten beklenti, siyasi ayrımların ötesine geçerek yerel yönetimlerle daha güçlü bir koordinasyon kurmasıdır. Elbette denetim mekanizmaları işleyecek, çevresel hassasiyetler gözetilecek ve yasal süreçler uygulanacaktır. Ancak çözüm arayan kurumların önüne sürekli yeni engeller çıkarmak ya da yıllarca süren bürokratik süreçlerle sorunları ertelemek kimseye fayda sağlamıyor. Aynı şekilde yerel yönetimlerin de tüm sorumluluğu Ankara’ya yükleyerek işin içinden çıkması mümkün değil. Kentlerin geleceğini ilgilendiren projelerde daha şeffaf, daha planlı ve daha kararlı bir yönetim anlayışına ihtiyaç var. Vatandaş sonuç görmek istiyor. Tartışma değil.

Farklı siyasi görüşlere sahip kurumlar aynı şehir için ortak hedeflerde buluşabiliyor mu? Vatandaşın ihtiyaçları siyasi hesapların önüne geçebiliyor mu? Asıl cevaplanması gereken soru bu. İzmir'in birçok ilçesinde modern çöp tesislerinin hayata geçirilmesi, şehrin üstündeki çöp tartışmalarının bitirilmesi İzmirlilerin beklentisi.