Bu fotoğrafı çocuklar tutuyor; çünkü Cumhuriyet onlara emanettir.
Bu bir temenni değil, bir nezaket cümlesi hiç değil. Bu, tarihsel bir sorumluluğun fotoğraf karesine sığmış halidir. Cumhuriyet, zaten en başından beri çocukların omuzlarına bırakılmış bir gelecektir. Çünkü onu kuran akıl, en çok geleceği düşünmüş; en çok yarını ciddiye almıştır.
Bir elde Kubilay, bir elde Atatürk…
Bu tesadüf değildir. Bu bir dekor da değildir. Bu, Türkiye’nin en çıplak gerçeğidir.
Kubilay, gericiliğe karşı yalnız bırakılmış bir öğretmendir.
Atatürk, cehalete, saltanata ve kulluğa karşı bir halkı ayağa kaldırmış bir devrimcidir.
Biri katledilerek susturulmak istenmiştir, diğeri susturulamayacağı için hedef alınmıştır.
Ama ikisi de aynı şeyi savunmuştur: Aklı, bilimi ve laikliği.
Bugün çocukların ellerinde bu iki isim varsa, bu şunu söylüyordur:
“Biz unutmadık. Biz vazgeçmedik. Biz devraldık.”
Cumhuriyet, sandık günü hatırlanan bir kavram değildir.
Cumhuriyet, yalnızca bayramlarda konuşulan bir geçmiş hiç değildir.
Cumhuriyet; bir çocuğun soru sorabilme hakkıdır.
Bir kız çocuğunun kaderinin başkalarının vicdanına bırakılmamasıdır.
Bir öğretmenin, bir gazetecinin, bir emekçinin korkmadan konuşabilmesidir.
Ve tam da bu yüzden Cumhuriyet hep hedef alınmıştır.
Kubilay’ı katleden zihniyet ile bugün laikliği “fazlalık” gören zihniyet arasında tarihsel bir süreklilik vardır. İsimler değişir, yöntemler değişir ama amaç değişmez: Aydınlığı karartmak, sorgulamayı bastırmak, biat kültürünü hâkim kılmak.
Atatürk’ün heykellerine saldıranlarla, adını anmaktan rahatsız olanlar aynı çizginin devamıdır.
Laikliği hedef alanlarla, çocukları tarikat yurtlarına mahkûm edenler aynı karanlığın parçasıdır.
İşte bu yüzden bu fotoğraf kıymetlidir.
Çünkü bu fotoğrafta güç, saraylarda değil; çocukların ellerindedir.
Çünkü bu fotoğrafta korku yoktur, ezber yoktur, teslimiyet yoktur.
Bu fotoğraf bize şunu haykırıyor:
Cumhuriyet, bir neslin değil, nesillerin mücadelesidir.
Bugün çocukların elinde Atatürk varsa, bu yalnızca bir saygı değil; bir iddiadır.
Bugün çocukların elinde Kubilay varsa, bu yalnızca bir anma değil; bir yüzleşmedir.
O yüzleşme şudur:
Bu ülkenin aydınları, öğretmenleri, gençleri yalnız bırakıldığında neler yaşandığını biliyoruz. Ve bir daha asla yalnız bırakmamaya söz veriyoruz.
Cumhuriyet tam da budur.
Söz vermektir.
Sahip çıkmaktır.
Bedeli ne olursa olsun geri adım atmamaktır.
Bugün çocuklar bu emaneti taşıyorsa, bu bizim rahatlayacağımız anlamına gelmez. Aksine, bizim daha çok sorumluluk almamız gerektiğinin göstergesidir. Çünkü emaneti devretmek, görevi bırakmak değildir. Görevi büyütmektir.
Laik, bağımsız ve aydınlık Türkiye mücadelesi; kürsülerde değil, sınıflarda; saraylarda değil, sokaklarda; nutuklarda değil, hayatın içinde sürer. Ve o mücadele en çok çocukların gözlerinde kendini belli eder.
Korkmayan gözlerde.
Soru soran bakışlarda.
Haksızlığa alışmamış yüreklerde.
İşte bu yüzden bu fotoğraf bir an değil, bir çağrıdır.
Bu fotoğraf, “bitti” diyenlere inat çekilmiştir.
Bu fotoğraf, “alışın” diyenlere karşı çekilmiştir.
Ve son söz şudur:
Cumhuriyet, korunacak bir hatıra değil; yaşatılacak bir iradedir.
O irade bugün çocukların ellerindedir.
Ve o eller titremiyor.