Bir çocuğun dans edişini izlemek, saf neşeye ve özgürlüğe tanıklık etmektir. Müziği duyduklarında düşünmeden, çekinmeden, bedenlerini ritme bırakmaları, aslında hayata dair hepimizin unuttuğu bir şeyi hatırlatır: Anın içinde kaybolmak.
Dans, çocuklar için sadece bir eğlence değil, aynı zamanda kendilerini ifade etmenin en doğal yollarından biridir. Küçük bir çocuğun müziğin ritmine kapılıp, coşkuyla zıplaması, kollarını rastgele savurması ya da kendi hayal dünyasında bir koreografi yaratması, yaratıcılığın ve özgürlüğün en saf halidir. Bu özgürlük, yetişkin dünyasında kaybolan bir hazine gibidir. Çünkü biz büyüdükçe hareketlerimizi kısıtlar, toplumun kurallarına uymaya başlarız. Oysa bir çocuk için dans, kısıtlamalar olmadan duygularını dışa vurmanın en güzel şeklidir.
Bilimsel olarak da dansın çocuklar üzerindeki olumlu etkileri kanıtlanmıştır. Hem fiziksel hem de zihinsel gelişimlerine katkıda bulunan dans, motor becerileri geliştirir, özgüveni artırır ve sosyal iletişimi güçlendirir. Bir dans eden çocuğun gözlerindeki ışıltıyı görmek, onun kendini ne kadar mutlu ve özgür hissettiğini anlamak için yeterlidir.
Ne yazık ki, bazen çocukların bu doğal hareketleri engellenir. “Yerinde dur!”, “Gürültü yapma!”, “Saçma hareketler yapma!” gibi uyarılarla, onların içlerindeki o özgür ruhu farkında olmadan bastırırız. Oysa belki de en doğrusu, onların dansına katılmak, ritme ayak uydurmak ve hayatı biraz da onlar gibi hissetmektir.
Çocukların dansı, bize hayatın ciddiye alınması gereken bir şey olmadığını, müziğin ritmiyle akıp gitmek gerektiğini hatırlatır. Belki de arada bir içimizdeki çocuğu serbest bırakmalı ve onların neşeli dünyasına adım atmalıyız. Kim bilir, belki de en son ne zaman dans ettiğimizi hatırlamak, bize unuttuğumuz bir mutluluğu geri getirebilir.