Dedesinin fotoğraflarını İktisat Kongresi albümünde buldu

Abone Ol

Osmanlı topraklarında doğan Mehmet Berent’in hayatı yok olan imparatorluğun ve yeni kurulan bir cumhuriyetin zorluk ev çalkantılarıyla geçti. Balkanlardan Anadolu’ya göç. Dünya Savaşı, Milli Mücadele ve kurtuluş. İzmir’in Yapıcıoğlu Mahallesi’ni mesken tutan bir isim. Dil bilen birikimli, kültürlü bir kişilik. Torunu Orhan Berent aile albümünden tanıdığı dedesinin izlerini daima sürdü. İşte o araştırmalar esnasında Y. Doğan Çetinkaya’nın hazırladığı “Sıra İktisadi Zaferde: İzmir’de İlk Türkiye İktisat Kongresi ve Sergisi Albümü-1923” adlı kitabını incelerken dedesine ait fotoğraflar görür. Kongrede ev sahibi olarak Mustafa Kemal Paşa’ya kahve ikram ettiği konuşulan dedesi Vehbioğlu Mehmet ya da Mehmet Berent. Bu karşılaşmanın geri kalanını yazar Orhan Berent’ten dinleyelim. Sözü ona bırakıyoruz.

Orhan Bey, Doğan Çetinkaya'nın İzmir İktisat Kongresi ile ilgili hazırladığı albüm kitapta dedenizin fotoğraflarını gördünüz. Bu kitap vesileyle bize dedenizin kim olduğunu ve o fotoğrafların hikayesini anlatır mısınız?

Tarihçi Y. Doğan Çetinkaya’nın 1923 İzmir İktisat Kongresi hakkında hazırladığı ve geçtiğimiz kasım ayında İş Bankası Kültür Yayınları aracılığıyla okurlara ulaşan Sıra İktisadi Zaferde adlı kitabın sayfaları arasında tam iki kez dedemle karşı karşıya geldim. Gerçek hayatta metafiziğe pek yüz vermem ama onun fotoğraflarda kendini göstereceğini önceden hissediyordum. Çünkü dedemin, şehrin daha sonra çok şöhretli bir iş adamı ve kuru meyve ihracatçısı olacak Şerif Remzi (Reyent) ile birlikte 1923’teki İzmir İktisat Kongresi’nde ev sahibi sıfatıyla bulunduklarını, hatta bir mola anında Kemal Paşa’ya kahvesini kendi elleriyle götürdüğü aile içinde konuşulan bir anekdottu.

1896 Bulgaristan doğumlu dedem Mehmet Berent, Vidin İdadisi 1912 mezunu. Aynı yılın sonlarında pederinin orada ölmesi sonucu ailesiyle beraber İzmir’e göç ediyor. Kendisi Bulgarcanın yanı sıra çok iyi derecede Fransızca biliyor, Yunanca ve İngilizce konuşabiliyor. Şehre gelince kadim Müslüman mahallesi Yapıcıoğlu civarında bir ev tutuyorlar. Daha sonra bugünkü Ballıkuyu Rakım Erkutlu Caddesi civarına taşınıyorlar. Dedem bildiği yabancı dillerin sayesinde kolayca iş buluyor, Levanten ve Ermeni tüccarların yanında katip olarak çalışıyor. 1914’de 1. Dünya Savaşı patlayınca yedek subay olarak askere alınıyor, Suriye cephesine yollanıyor. Orada yaralanıyor, mütareke zamanında İzmir’e geri dönüyor. Sanıyorum o sıralarda bugünkü İzmir İktisat Kongre Merkezi’nde mukim büyük Ermeni tüccarı Aram Hamparsum’un küçük ortağı Hills Brothers şirketinde görevli ve firmanın hukuki işleriyle ilgilenen Şerif Remzi ile beraber çalışıyorlar. Yunan işgali sırasında dedem bir ara Alaşehir’de toplanan kongreye gidiyor. Kongre dağıldıktan sonra orada zor günler geçiriyorlar ve henüz 1919’da düzenli bir direniş ordusu ortada olmadığı için Bezmi Nusret Kaygusuz ve birkaç kişiyle birlikte İzmir’e dönüyorlar. Bir ara evinde Kuvayı Milliye’ye ait evraklar olduğu şüphesiyle Yunanlılarla başı derde giriyor, annesi, büyükannesi ve kızkardeşiyle oturdukları mesken baskına uğruyor. Yedek subaylıktan terhis olurken teslim etmediği iki tabancasını son anda saklamayı başarıyor. 1922’de şehir Türk kuvvetleri tarafından geri alınınca ve şubat1923’te çalıştığı bina olan Bakırcıyan Hanı’nda bir kongre düzenleneceği gündeme gelince, oranın büyük toplantıya hazırlanması için Şerif Remzi ile hummalı bir çalışmaya giriyorlar.

SAVAŞ VE GÖÇLE DOLU BİR HAYAT

Fotoğraf albümü bir asır önceki bir kongreyi belgeliyor. Siz herhalde dedenizi çok iyi takip etmiş olmalısınız ki tanımışsınız. Dedeniz bugün sizin ve ailenizin yaşamında nasıl bir yer tutuyor?

O kuşağın hayat hikayesi gençliklerindeki savaş ortamı yüzünden pek fırtınalı geçiyor. Kendisi ben beş yaşındayken öldüğü için ona ait hatıraları babamdan, ara sıra da babaannemden heyecanla dinlerdim diyeceğim ama hayır, öyle bir durum hiçbir zaman vaki olmadı. Dedemin şimdi bizlere oldukça şaşaalı gelen hayat öyküsü onlar için pek sıradan ve o devrin sakinlerinin çoğunda oldukça rastlanabilir olduğundan sanırım, fazla ayrıntıya girmezlerdi. Birkaç küçük anekdot, hepsi o kadar. Ne bileyim belki de merakımı bu kamçıladı.

Babam ve dedem benim varoluşumdan önceki bir dünyayı iyi biliyorlardı. Ben ise onların benden önceki hayatları hakkında bana aktarılanlar kadarıyla bilgi sahibiydim sadece. Benden önce ne yaşadıklarını bu yüzden hep merak etmişimdir. Şimdi özellikle dedem, bir tarihi figür halinde karşımda durmakta.

HER FOTOĞRAFTAKİ GÖLGE

Dedenizin hayatta kalan evladı var mı? Torunları onu ne kadar tanıyor?

1925 doğumlu babam 1996’da öldü. 1920 doğumlu amcamı ise hiç görmedim. Çünkü pek genç yaşta, 1954’de hayata veda etmiş. Gelinleri annem ise bundan on yıl önce bizleri öksüz bıraktı. Torunları olarak 64 yaşındaki ablam ve ben varız sadece. Dedem 1920’den 1968’e kadar sonradan Şerif Remzi tarafından Banka Han olarak isimlendirilen Bakırcıyan Hanı’na ömrünü vermiş, oranın müdürlüğünü yapmış. Neredeyse yarım asra yakın. Ben aile albümümüzde bulunan eski fotoğraflara bakmayı çok seviyorum. Annem hayattayken kayınpederi ve kayınvalidesi ile ilgili çok soru sorardım ona. Fakat birçoğunu türlü bahanelerle suskunlukla karşılardı.

Dedemin patronu Şerif Remzi, onun erkek kardeşi Süreyya Reyent ve selefleri Aram Hamparsum'un hanın içinde çekilmiş sadece birkaç pozu olmasına rağmen dedem ezici çoğunlukla neredeyse fotoğrafların hepsinde sabit. Buna internette dolaşan birkaç fotoğraf da dahil. Delikanlı Mehmet, erişkin Mehmet, orta yaşlı Mehmet, ihtiyar Mehmet, gençliğinin narinliğinde zayıf Mehmet, kilo almış olgun Mehmet, yaşlılık diyabeti ile tekrar zayıflamış Mehmet ve yine kronolojik sıralamayla neşeli Mehmet, biraz bezgin Mehmet, tükenmiş Mehmet…

Bazen yanında bulunan yönetici kadrodan birileri değişiyor, işçiler değişiyor, ne bileyim büro sekreterleri değişiyor ama o her zaman adeta silinmez bir gölge gibi bina ile bütünleşmiş durumda. Sanırım her insanda pek görülmeyecek bir durumla karşı karşıyayız.

AİLENİN İZLERİ PEŞİNDE

İzmir İktisat Kongresi tutanakları bile mevcut olmayan bir kongre. Biz basından ve anılardan takip ediyoruz. Dedenizin bu fotoğrafları bu sis perdesine ışık düşürecek neler söylüyor bize? Dedeniz gibi bir insanın oradaki varlığı toplumsal ve politik olarak ne ifade ediyor?

Evet, bugün hala İktisat Kongresi’nin tutanakları kayıp. İnşallah birgün bulunur. Dedemin bu fotoğrafları bu sis perdesine pek ışık düşürecek mahiyette değil. Tamamen ailevi bir değeri var benim için. Onun oradaki varlığı da toplumsal ve politik olarak bana bir şey ifade etmiyor bu yüzden. Batmakta olan bir imparatorluğun sakinleri olarak çok gençken ailesiyle beraber göç yollarına düşmüş, aldığı iyi eğitim sayesinde yeni bir şehirde ayakta kalmayı başarmış. Delikanlılık çağında 1. Dünya Savaşı’nda İngilizlere karşı savaşmış, mütareke döneminin ardından yaşadığı kent Yunan işgaliyle zor günler geçirmiş, sonra talih yüzüne gülmüş, kazanan tarafın bir sakini olarak yangın sonrası İzmir’de önemli bir firmanın müdürlüğünü yapmaya başlamış. Hayat tesadüflerle dolu bir keşmekeş. Yaşayabilmek ve ayakta kalmak için kazanan tarafta olmak şart.

İzmir İktisat Kongresi binası yakın zamanda yeniden ayağa kaldırdı. Bu sizin için ve İzmir için ne ifade ediyor?

Tekrar inşa edenlerden Allah razı olsun. Yangından sonra yeni bir dönemin ilk büyük kongresinin düzenlendiği ve ülkemizin kurucu önderiMustafa Kemal Paşa’nın şereflendirdiği bir binayı, 1970’lerin sonunda yine onun partisine mensup bir belediye başkanının yıktırması da ne bileyim biraz absürt bir durum değil mi? Tuhaf bir paradoks!

Kongreye dair haberleri inceleme şansınız oldu mu? Orada dedenize dair bir şey buldunuz mu?

Birkaç sene önce epey bir okuma yaptım bu konuda. Önümüzdeki aylarda Tarih ve Toplum ya da Toplumsal Tarih dergilerine Doğan Çetinkaya hocanın editörlüğünde bir akademik makale yazmayı düşünüyorum nasip olursa.

O HİKÂYEYİ YAZACAĞIM

İzmir İktisat Kongresi hafızası için sizce şehrimizde ne yapılmalı?

Ne vakit yolum kongre binasının bulunduğu Meyveter Gümrüğü sokağına düşse, gözlerim yeniden inşa edilmiş Bakırcıyan Hanı’na takılır, pencerelerin ardından bana sitemle bakan simaları fark ederdim. Dedem, babaannemin ağabeyi büyük dayım, patronları Şerif Remzi ve elbette onun selefi büyük kral Aram Hamparsum. Onların hikayesini yazamamış olmak birkaç yıldır içimde ukde olarak kalmıştı ama birgün bunu mutlaka gerçekleştireceğim. Başkaları için İzmir'in sosyal, ticari, iktisadi tarihi; benim için ise önce aile meselesi. Gerisini şehri yönetenler düşünsün. İhmal edenler onlar.