Türkiye'de güzel bir fikir ortaya atıldığında insanın aklına önce "Acaba işe yarar mı?" sorusu gelmiyor. Daha çok "Bunu kim fırsata çevirecek?" sorusu geliyor. Ne acıdır ki yılların tecrübesi bize bunu öğretti. Çünkü bu ülkede iyi niyetle başlatılan her uygulamanın etrafında kısa sürede bir "uyanıklar ekonomisi" oluşuyor.
Çevreyi korumak, plastik atıkları azaltmak ve geri dönüşümü yaygınlaştırmak amacıyla hayata geçirilen depozito sistemi de daha yolun başında bu gerçekle yüzleşti. Sistem tam anlamıyla oturmadan önce suya, sodaya, kolaya ve gazoz başta olmak üzere birçok içeceğe peş peşe zam geldi. Bazı ürünlerde artış yüzde 30'ları buldu. Vatandaş daha ilk boş şişesini makineye atmadan, zamlı etiketi okumak zorunda kaldı. Yetmedi...
İstanbul Bağcılar'da sahte PET şişe üreterek piyasaya sürdüğü belirlenen bir kişinin yakalanması, işin tuzu biberi oldu. Demek ki bazıları çevreyi koruma sistemini bile dolandırıcılık fırsatı olarak görmeyi başarmış. Şaşırdık mı? Hayır... Çünkü biz artık fırsatçılığı istisna değil, neredeyse gelenek haline getiren bir ülkeye dönüştük.
Eskiden kriz çıkardı, sonra zam gelirdi. Şimdi kriz ihtimali bile yeterli oluyor.
Henüz maliyet hesapları netleşmeden fiyatlar yükseliyor. Henüz uygulama başlamadan "Bu iş bize pahalıya mal olacak." denilerek faturanın en kolay adresi olan vatandaşa uzatılıyor. Sonra da adına piyasa ekonomisi deniliyor. Oysa serbest piyasa ile serbest fırsatçılık aynı şey değildir. Biri rekabet üretir, diğeri güvensizlik.
Biri yatırım getirir, diğeri öfke. Depozito sistemi Avrupa'nın birçok ülkesinde yıllardır başarıyla uygulanıyor. İnsanlar boş şişelerini teslim ediyor, parasını alıyor, doğa kazanıyor. Kimsenin aklına sahte şişe üretmek gelmiyor. Çünkü orada sistem kadar denetim de güçlü, cezalar da caydırıcı. Bizde ise daha sistem kurulurken bazıları açık aramaya başladı. Sanki çevreyi değil, sistemi geri dönüştürmeye çalışıyorlar.
Üstelik mesele yalnızca sahte şişe değil. Asıl sorun, fırsatçılığın artık refleks hâline gelmiş olmasıdır. Dolar yükselir zam... Dolar düşer, "Eski stok" bahanesi...
Petrol artar zam... Petrol düşer, "Maliyetler hâlâ yüksek" açıklaması... Elektrik zamlanır zam... Elektrik ucuzlar, sessizlik... Şimdi de çevreyi koruyacağız diye yeni bir gerekçe bulundu. Belli ki bazıları için doğa sevgisinin bile fiyat etiketi var.
İşin siyaset tarafı ise her zamanki gibi ayrı bir tiyatro sahnesi... İktidar çıkıp uygulamanın çevre için ne kadar önemli olduğunu anlatıyor. Muhalefet ise haklı olarak vatandaşa yansıyan zamları gündeme getiriyor. Televizyon ekranlarında günlerce tartışmalar yapılıyor. Bir taraf alkışlıyor... Diğer taraf eleştiriyor... Vatandaş ise kumandayı bırakıp market fişine bakıyor. Çünkü ekranlarda konuşulanlarla kasada ödenen arasında çoğu zaman dağlar kadar fark var. Ne iktidarın her söylediği kusursuz... Ne de muhalefetin her eleştirisi çözüm üretiyor. Bizde siyaset çoğu zaman sorun çözmek yerine sorun üzerinden puan toplamaya odaklanıyor. Bir uygulama açıklandığında önce "Bunu nasıl daha iyi yaparız?" diye konuşulması gerekirken, "Bundan kim siyasi kazanç sağlar?" hesabı başlıyor.
Sonunda kazanan yine siyaset oluyor. Kaybeden ise cebindeki son bozuklukla su almaya çalışan vatandaş... Bağcılar'da yakalanan sahte PET şişe üreticisi aslında tek başına bir kişi değil; yıllardır büyüyen fırsatçı zihniyetin sembolüdür. Çünkü aynı zihniyet. Yangında suyu pahalı satar. Depremde çadır stoklar. Afette jeneratör fiyatını katlar. Ramazanda temel gıdaya zam yapar. Okullar açılınca kırtasiyeyi ateşe verir.
Şimdi de çevreyi koruma projesinden kazanç devşirmeye çalışıyor. Fırsatçının takvimi olmaz. Onun için her gün indirim günü değil, zam günüdür. Tam da bu yüzden yalnızca sahte üreticileri yakalamak yetmez. Depozitoyu bahane ederek fahiş fiyat artışı yapanlar da aynı ciddiyetle denetlenmelidir. Çünkü tüketicinin cebine uzanan el ile geri dönüşüm sistemini dolandırmaya çalışan el arasında ahlaki açıdan büyük bir fark yoktur. İkisi de toplumun ortak hakkına zarar verir. Bugün vatandaşın en büyük beklentisi yeni projeler değil, adaletli uygulamalardır. Kimse çevreyi korumaya karşı değil. Kimse geri dönüşüme itiraz etmiyor. İtiraz edilen şey, her yeni düzenlemenin birilerinin kasasını doldururken milyonların cebini boşaltmasıdır.
Devletin görevi sadece yeni sistem kurmak değildir. O sistemi fırsatçılardan korumaktır. Şeffaflık sağlamaktır. Denetim yapmaktır. Haksız kazanca göz yummamaktır. Çünkü güven, en değerli sermayedir. Güven kaybolursa vatandaş yalnızca sisteme değil, iyi niyetli projelere de sırt çevirir. O zaman kaybeden sadece ekonomi olmaz; çevre de kaybeder, toplum da kaybeder.
SON SÖZ...
Biz plastik şişeleri geri dönüştürmeye çalışıyoruz ama keşke biraz da fırsatçı zihniyetleri geri dönüştürebilsek. Belki o zaman çevre kampanyaları gerçekten çevreyi korur, ekonomik kararlar gerçekten vatandaşı rahatlatır ve iyi fikirler daha doğmadan zam tabelalarının gölgesinde kalmaz. Çünkü bu ülkede en büyük atık ne plastik ne cam ne de metal... Asıl geri dönüştürülmesi gereken, her krizi kazanca çevirmeye çalışan fırsatçı anlayıştır. Çevreyi kirleten plastikler yıllar içinde yok edilebilir; ama toplumun vicdanını kirleten açgözlülük temizlenmediği sürece, hangi sistemi kurarsanız kurun ilk geri dönüşen şey yine fırsatçılık olacaktır.