Yeni yılda, kaldığımız yerden devam edelim. 2023 ü geride bıraktığımız 2024’e giriş yaptığımız şu günlerde, dünyanın dört bir yanında, seller, volkanik patlamalar, tsunami ve deprem haberleri ardı ardına gelmeye devam ediyor.
Japonya, 7.4 derecesinde kaydedilen depremle alt üst oldu. Bu felakette 48 kişi hayatını kaybetti ve çok ciddi maddi hasar oluştu. Yine de “Eğer bu büyüklükteki bir deprem İstanbul’da yaşansa halimiz nice olur?” diye düşünmeden edemedik.
Japonya deprem gerçeğini kabullenerek şehirleşmiş, tedbirli, depreme dayanıklı yapılar inşa etmiş bir ülke olarak, böylesi şiddetli bir depremi elbet ki çok ucuz, çok daha az can kaybı ve hasar ile atlattı. Bizler ise olması gayet mümkün hatta bilim insanlarına göre her an beklenen, 7 ve üzeri şiddetindeki depremlere ne yazık ki, hazırlıklı değiliz.
Dünyanın en güzel coğrafyalarından birine sahip İstanbul, binlerce yıl boyu medeniyetlere ev sahipliği yapmış bu nedenle tarihi kültür varlıkları bakımından da benzersiz envantere sahip muhteşem bir kent.
Son 50 yıl bu muhteşem kentin el birliği ile katliamına sahne oldu. Nüfus patlaması, taşı toprağı altın bu kenti ele geçirdi. 15 milyonu aşan popülasyonu ile bugün dünyanın en kalabalık megapolleri arasında yer alıyor. Yine de bu önüne geçilemez büyüme, kontrollü sağlanabilir, İstanbul’un güzide silüeti yara almadan, içinde yaşanabilir, sağlıklı yaşam alanları yaratılabilirdi.
Bu 50 – 60 yıllık çöküş tarihini elbet ki maddi kaynaklarla geri almak, düzeltmek, onarmak veya yok saymak mümkün olmayabilir. Diğer yandan, coğrafyanın kendisi, hiç kimsenin cüret edemeyeceği bu tasfiyeyi kendi başına ve hiç zorlanmadan başarabilir.
7.4 büyüklüğündeki bir deprem, İstanbul’un son 50 yıllık deformasyonu, hatta ihaneti, hiç olmamış gibi silip atabilir. Ne yazık ki bu büyümekte olan ülke ekonomimizi de 50 yıl geriye götürecektir. Daha da kötüsü, o megapol yeniden inşa edilmek zorunda kalınsa, bu hatalar yapılmayacak diye bir garantiyi halen hiç kimse taahhüt edemez.
Kahramanmaraş depremi üzerinden neredeyse 1 yıl geçmiş olduğu şu günlerde, halen enkaz kaldırma çalışmalarının ancak yüzde 75 i tamamlanabilmiştir. Halen çadır kentlerde, geçici konteyner yerleşkelerinde yaşamak zorunda olan çok sayıda insanımızın, yaşam mücadelesi sürmektedir.
Zaten var olan ekonomik buhran içindeyken, ülkemiz bütçesine 11 ilde yerle bir olan şehirlerin ayağa kaldırılması yükünün maliyeti binmişti. Bugün halk olarak her birimizin yaşadığı maddi zorlukların en büyük nedenlerinden biri de halihazırda depremin yaralarını sarmaya çabalamak bulunmakta.
Hal böyle iken olası yeni bir depremin maddi manevi külfeti altından nasıl kalkılır, tezahür edebilmek güçtür. Yine de halen, yanlış, hatalı yapılar, çılgınca betonlaşma, izansız ve şuursuz şehirleşme, tüm bu kaygılar umuru olmaksızın devam etmekte.