Devrimci düşünüşün dikilitaşı: Thomas More -1-

Abone Ol

Yazdığı “Ütopya” adlı kitabıyla 500 senedir gündemden düşmeyen Thomas More, 7 Şubat 1478 tarihinde Londra’da doğar. Onun doğduğu dönem, dünyanın yeni bir kimlik arayışına girdiği; keşifler ve buluşlarla yaklaşan Rönesans’ın muştulandığı bir dönemdir. Thomas More doğmadan bir yıl önce Londra’da ilk matbaa kurulmuş, denizciler uzak denizlere açılan yolculuklarıyla bilinmedik ülkeler bulmaya başlamışlardır bile.Bu yolculuklar yalnız insanın iç dünyasına değil, içinde bulunduğu evrene de yeni boyutlar kazandırmıştır. Uzaklara giden bu gemiciler ilerde More’un hayal dünyasını da etkileyecek ve efsane romanı “Ütopya”ya kaynaklık edecektir. Thomas More ve ünlü romanı Ütopya üzerine iki kardeş yazı yazacağım. Şimdi okuduğunuz Thomas More üzerine. Ardından bağımsız bir yazı olarak da Ütopya’yı incelemeye çalışacağım.

Profesör Doktor Mina Urgan’ın 1984 yılında Adam Yayınları’ndan çıkan “Edebiyatta Ütopya Kavramı ve Thomas More” adlı nefis incelemesinde denir ki;
“14 yaşına geldiğinde Oxford’a gönderildi. Oxford’da Latince ve Yunancasını ilerletti. Ünlü hümanist felsefecilerden dersler aldı. O Oxford’da kalıp bu yöndeki çalışmalarını sürdürmek isterken yargıç olan babasının ısrarlı baskıları nedeniyle hukuk öğrenimine başladı. 23 yaşında baroya girdi. More tam bu yıllarda rahip olmayı da düşünmüştü. (1501-1505) Bu yıllarda bunu sadece düşünmemiş, Charter House adlı manastıra kapanıp dört yıl boyunca bir keşiş gibi yaşamıştı da. O her rahip adayı gibi sadece dua etmiyordu. Sürekli okumayapıyordu. Oruç tutarak, geceleri uyumayarak rahipliğe hazırlanıyordu. More rahip olmadı, ancak dine aşırı tutkusu yüzünden sıkı perhizler yaptı, kuru toprağın ya da kuru tahtanın üstünde yattı. Yastık olarak başının altında odun parçası koydu, geçenin ikisinde kalktı, kamçılarla ve düğümlü iplerle zaman zaman bedenini cezalandırdı. Bedeninin isteklerini sıkı bir denetim altına almak için çıplak tenine sert bir kıldan yapılmış gömlek giymiş ve bu gömlek bedenini arasıra kanlar içinde bırakmıştı. Bütün bu olanlara rağmen More rahip olmadı. Kimilerine göre çağının din adamları, ahlak açısından gevşek davrandıkları, dinsel coşkularını yitirdikleri için caymıştı bu işten More. Büyük dostu Erasmus’a göreyse More “sevdalandığı için bu işten vazgeçmişti. İffetsiz bir rahip olmaktansa, iffetli bir koca olmayı yeğlemişti”. Kimilerine göre de More kiliseye çekilmemekle topluma ve yurduna, dolayısıyla tanrıya karşı görevini daha iyi yapacağı kanısındaydı...“
Thomas More 1505’te evlenir. Evlendiği kızın adı Jane Colt’tur. Ama bana tuhaf gelen, More’un üç kız kardeşle tanışmış olması, bunlardan ortanca kıza aşık olması ancak dönem geleneklerine göre, ortanca kızın ablasından önce evlenmesinin mümkün olamadığından, sevdiği kızla değil de ablasıyla evlenmesidir daha çok...
Thomas More, 1529 yılında günümüzdebaşbakanlığına eşit sayılan ve kralın başdanışmanı, karar mekanizmasındaki son imza, devlet mührünü elinde bulunduran kişi olarak Lordlar Kamarası’nın başkanlığına getirilir. Ülkesindeki devlet mekanizmasının en yüksek seviyesindedir artık; o Lord Chancellor’dur. Yaklaşık iki buçuk yıl süren bu görevinden, kralın yetkilerini kötü kullandığını görüp, bunu değiştirememesi nedeniyle ayrılır. Örneğin kralın haksız vergi toplamasına karşı çıkınca kralın hışmına uğramıştır. Toplumsal adalet sağlayacak birinin, adaletli olması gerektiğine inanılan günler olmalı o günler... Dönemin Katolik kilisesini benimseyen Thomas More, kralın Protestanlığa artan ilgisi ve Katolik kilisesine olan saldırgan davranışları ve düşüncelerinden de rahatsız olur. Kralın düşüncelerini bildiği halde, yazdığı Protestanlığı eleştiren kitaplarıyla kralla arası açılan More, bu gerilim yüzünden 1531'de krala bağlılık yemini etmeyi reddeder. 1533'te Anne Boleyn'in İngiltere Kraliçesi olarak ilan edildiği taç giydirme törenine katılmayı da reddedince şimşekleri üzerine çeker.
Thomas More’un son yıllarına denk gelen dönemde, İngiliz siyaseti için de oldukça karışık günlerdir. Dönemi kısacık hatırlamakta fayda var. Kilise, Protestanlar ve Katoliklerin çekişmesi yüzünden ikiye ayrılmış, bu uğurda kan dökülmeye başlanmıştır... Kral 1533’te gizlice Anne Boleyn’le evlenmiştir. Kral VIII. Henry de, kendinden önce tahtta bulunan ağabeyinin ani ölümü üzerine onun dul eşi Catherina ile evlenmiştir. Catherina Almanya ve İspanya’yı egemenliği altında tutan Şarlken’in yeğenidir. Ancak bir süre sonra Anne Boleyn’e tutulan VIII. Henry, yengesiyle evlenmesinin yasalara aykırı olduğunu bahane edip boşanmayı ister. Ancak Katoliklerdeki kesin ve sert inanış gereği, Papa nikâhı bozmadan boşanma gerçekleşmez. Buna bir çözüm arayan VIII. Henry önce Oxford, Cambirdge gibi üniversitelerin de aralarında bulunduğu üniversitelerden boşanmasının dinsel yasalara sözde uygun olduğunu belirten bir fetva hazırlatır. Ardından da “1534 Yasaları” adıyla bilinen bir baskı yasası çıkararak kendini İngiliz kilisesinin başı ilan eder. Parlamentoya baskı yaparak bu kanunu çıkaran VIII. Henry ayrıca ülkenin ileri gelenlerinin bu yasaya boyun eğmelerine ve kendisini de kilisenin başı olduğunu kabul ettiklerine dair yemin etmelerini ister. İleri gelenlerden biri de Lordlar Kamarası’nın başı Thomas More’dur. Bu yemini vermek,Katolik olan ve Papa’yı Hristiyanlığın başı sayan Thomas More’un vicdanına aykırıdır.More, olanlara sessiz kalmayı yeğler önceleri... Ancak bu “sessizlik”,egemen devlet İngiltere yönetiminde büyük bir gerilim olduğuna ilişkin bir işaret olarak algılanır tüm Avrupa’da. More’un desteğini almanın kendini çok güçlendireceğini bilen Kral VIII. Henry, onun herkesin önünde kendisini İngiliz kilisesinin başı saydığını yemin ederek bildirmesini ister. Ama More, kalbinin emirlerini yerine getirmenin huzuruyla, vicdanının sesini dinler ve bu isteği reddeder. 1534 yılının Mart ayında yakın birkaç arkadaşıyla 15 ay boyunca, yani ölünceye kadar Londra kulesine kapatılarak hapsedilir. Hakkında yalan davalar ve dedikodular başlar. More’un eşi ve kızları kralın isteğini yerine getirip serbest kalmasını isterler. Thomas More, bu isteklerin tümüne direnir; “Her dürüst yurttaş, her şeyden önce kendi ruhuna, kendi vicdanına saygı göstermelidir.“
Thomas More, mahkemeye çıkarılır ve eğer mahkemede inat etmez, tutumunu değiştirirse affedileceği bildirilir kendisine. Mahkeme savcısı; kralın savcısı olarak ünlenen Riclithi Rich’tir.
– Siz akıllı bir adamsınız. Ülkenin yasalarını da biliyorsunuz. Eğer parlemento beni kral ilan ederse, siz beni kral kabul eder misiniz?
More “Evet” der.
– Peki ya parlemento beni Papa ilan ederse, siz beni Papa olarak kabul etmez misiniz? More bu soruya başka bir soruyla karşılık verir.
– Tutalım ki, parlamento bir yasa çıkardı “Tanrı Tanrı değildir” diye. Siz sayın savcı, Bay Rich, Tanrıyı yok mu sayacaksınız o zaman?
– Böyle bir yasa hiçbir parlamentodan geçmez.
– Tanrı, Tanrı değildir diyemeyen parlemento, kralı da Hristiyan kilisesinin başı yapamaz.
More’un yargılanması bu konuşma üzerine 15 dakika sürer. More “kötü bir amaç uğruna haince ve şeytanca davranmak” suçuyla idama mahkûm edilir. İdam edileceği kendine bildirilince şunları söyler Thomas More; “Krala gönlüm borçlu kaldı. Bu berbat dünyanın acılarından beni böyle çabuk kurtarma yüceliği gösterdiği için. Ona her iki dünyada da dua edeceğim.” Celladı yanına geldiğinde ona bir altın lira hediye verir. Cellat geleneklere uyarak diz çöküp onu bağışlamasını dileyince celladı ayağa kaldırıp öper. Başını kütüğün üstüne koyar. Sakalını yana çeker ve bir şaka yapar ölmeden hemen önce; “Ne de olsa sakalım vatana ihanet etmedi. O da ölüm cezasına çarptırılmasın”der. Son sözleri, “Krala hizmet eden, ama kraldan önce kalbimdeki Tanrıya hizmet eden bir insan olarak ölüyorum” olur.
Eserleri, görüşleri ve yaşam tarzıyla krala ters düşen Thomas More, 6 Temmuz 1535’te “kötü bir amaç uğruna haince ve şeytanca davranmak” suçuyla idama mahkûm edilir, kafası kesilir ve kesik kafası, ibreti âlem olsun diye Londra Köprüsü girişine asılarak halka teşhir edilir.
Thomas More’un başı olmayan cesedini isteyen manevi kızı Margeret’ın bu isteği reddedilir. Thomas More’un gövdesinden ayrılmış başı hariç, geri kalan gövdesinin, Londra Kulesi denen yerdeki St Peter şapelinde, isimsiz bir mezarda toprağa verildiği açıklanır... Dönem geleneklerine göre, bir vatan haini muamelesi gören Thomas More’un, uzun bir mızrağa takılmış olan kesik kafası, bir ay boyunca, Londra Köprüsü’de ibret için halka gösterilir. Ancak kısa bir süre sonra kesik baş ortadan kaybolur. Yıllar sonra kızı Margaret Roper’in ölümünden sonra, bir ayın sonunda Thames Nehri’ne atılacak bu kesik baş, kızının yatağının altında bir kutuda bulunur. Yıllar sonra, Canterbury ‘daki St. Dunstan Kilisesi’nde, sunak taşının sağında bulunan, mühürlü Roper aile tonozundaki araştırmalar, Thomas More’un diğer organlarının da parçalanmış olduğunu ortaya koyar.
2002 yılında, BBC'nin “En Büyük 100 İngiliz” anketinde 37.sırada yer alan Thomas More, ölümünden 400 yıl sonra, 1935’de,Papa XI.Pius tarafından aziz ilan edilir.
Erasmus’un, 1509'da basılan ünlü eseri Encomium Moriae’yi (Deliliğe Övgü) adadığı Thomas More’un dünya tarihindeki izi o kadar etkindir ki, birçok incelemeci onunla ilgili araştırma yapmış, değişik görüşler içinde olsalar da tüm dünya ona sahip çıkmıştır. Sidney Lee’ye göre More, “Katolik inançla, Rönesans’ın insancıl inancını uzlaştırmak istemiş, bu umutsuz dava uğruna hem dehasına, hem de yaşamına kıymıştır”.Paul Turner; “More söz ve düşünce özgürlüğünün olmadığı İngiltere’de, düşüncenin suç sayılmayacağına inandığı için ölümü göze aldı” der. Chambers,“O Yalnız Katolik Kilisesinin birliği için değil, insanların inanmadıkları şeylere yalan yemin etmeleri uğruna, yani vicdan özgürlüğü uğruna öldü” derken; Karl Katusyk’e göre; “More bir kralın aklına esti diye inançlarından vazgeçmeye yanaşmayıp idam sehpasına çıkmakla, kişiliğinin yüceliğini kanıtlamıştır.” Nobel kazanmış ünlü Rus yazar Aleksandr Soljenitsin, Thomas More için, "bir pratik rüya olarak sosyalizminiçindeki ütopyanın büyük büyük babasıdır o” derken; dünyaca ünlü “Gülliver’in Yolculukları” kitabıyla tanınan ve aynı zamanda bir Anglikan papazı olan Jonathan Swift, “İngiltere krallığının şimdiye kadar yetiştirdiği en büyük ve en erdemli kişi"demiştir onun için...
Mezar taşında “Hırsızların, katillerin ve kâfirlerin düşmanı” yazan Thomas More’un, Moskova’da, "zulme ve insanlığın sömürüden kurtuluşuna" adlı bir heykeli vardı. Bu heykel, Moskova Özgürlük Anıtı ya da Devrimci Düşünüşün Dikilitaş’ı olarak da bilinirdi. Bu anıt Kremlin’e çok yakın olan, Aleksndrovsky Parkı’ndaydı ve 1918 yılında, Lenin’in önerisiyle dikilmişti. Artık orada olmayan heykel, 2 Temmuz 2013 tarihinde Vladimir Putin’in Cumhurbaşkanlığı sırasında sökülmüştür.