Dictare ve Hubris

Abone Ol

“Diktatör ‘istediğin gibi düşünmede serbestsin’ der  “fakat düşündüklerini asla yazmayacaksın ve söylemeyeceksin. Eğer bu sınırları aşarsan, güvenliğin konusunda sana garanti veremeyiz.”(Bangambiki Habyarimana, The Great Pearl of Wisdom) 

Alman politikacı, demogog ve Nasyonal Sosyalist, İşçi Partisi lideri Adolf Hitler; liderliği süresince, belgelenen 42 suikast girişiminden sağ salim çıkmış! Zaten ülkenin iktidarını ve gücünü elinde tutan lider, sonunda coşmuş, ‘Ben Tanrıyım’ diye haykırmış ve buna inanmış da…

İnsanoğlunun zaafları… Kimsenin karşı duramadığı…
Şu aralar TV kanallarında film ya da dizi haline getirilen, Ünlü psikiyatrist Gülseren Budayıcıoğlu’nun yazdığı kitaplar bir hayli ilgi görüyor. Sonunda memleketim insanı; psikolojinin insan hayatındaki etkisini, dolayısıyla da toplumdaki önemini anladı.
Eskiden Milli Eğitim müfredatlarında felsefe, psikoloji ve mantık dersleri vardı. Şimdi ne durumda bilmiyorum. Çünkü insanın kendine yabancılaştırılması ve robot haline getirilmesi için her yöntem uygulanıyor, bu modern dünyada…
İnsanı psikolojisi yönetiyor… Ya gücünü?
‘Kontrolsüz güç, güç değildir’ sözü üzerine ben bu yazıma, “kontrolsüz güç felaket getirir” sözünü de eklemek istiyorum.
2009 yılında, David Owen ve Jonathan Davidson’un yayınlanan makalesiyle literatüre giren ‘Hubris Sendromu’ anlamı; “Abartılı gurur, baskın bir kendine güven ve kendinden başkalarını küçümseme duygusu” olarak tanımlanmış. Aa ben bunu narsisizmden duymuştum derken, araştırdığım kaynağın devamı beni haklı çıkartıyor. Bu sendromun nedenin aşırı doz narsisizmden kaynaklandığını belirtiyor…
Herkes yaşayabilir bu Hubris sendromunu. Azıcık narsisizm ve bolca güç…
Adını Yunan mitolojisi Tanrıçasından alan bu psikolojik hastalık, haddini bilmeme, kendini beğenmişliğin ve küstahlığın simgesidir. Maalesef iktidarı ve toplumsal gücü tek elde bulunduran liderlerde görülen bu sendrom için yapılacak bir şey yok! Toplumlar bu canavarları yetkiyi ellerine vererek zaten kendileri yaratıyorlar. Kimse bu liderlere laf anlatamaz, karşı koyamaz.
Zaten mitolojide de bu güç zehirlenmesine yakalanan Tanrıça’ya cezasını, Nemesis Tanrıçası veriyor. İntikam tanrıçası olarak da bilinen Nemesis Yunan mitolojisinde ‘Herkese hakkını vermek’ anlamındadır. Nemesis “Hubrise yakalanıp aşırı gurur ve kibire düşenlerin cezasını vermektedir. Tanrıça Nemesis, insanlardaki kendini beğenmişliğin, aşırı güvenin ve ölçüsüzlüğün bir sınırı olmasını gerektiğini hatırlatır.” Kibir ve hırs insanları arsızlaştırarak, onların yok oluşunu hazırlar.

TEK KİŞİDEKİ GÜÇ

Bir bilgeye sormuşlar: “Zehir nedir?”
Demiş ki: “İhtiyacımızdan fazla olan her şey zehirdir. Bu güç olabilir, tembellik, ego, hırs, ihtiras, kendini beğenmişlik, korku, öfke, kıskançlık ve hatta iyi niyet.!”

Hubrisin belirtileri geçmişte; Adolf Hitler, Saddam Hüseyin, Kaddafi gibi liderlerde görülmüştür. Bu gibi liderler, dinamik ve pozitif bir görünümde olmak isterler. Bu sendromdaki kişiler kutsal bir görev üstlendiklerini ve bu görevi bırakmamaları gerektiğini söylerler. Toplumda da görüyoruz bu sendromluları açıkça. Sonradan görmeler, başarıdan başı dönenler, azıcık makam mevki sahibi olanlar, olduğunu sananlar. Büyük narsistler, küçük hubrisler. Tanrı etrafındakilere sabır versin. Yönetilenlere de…
Adolf Hitler’in “Ben Tanrıyım” demesi, bana Nietzcsche’nin 19. Yüzyıl’daki Batı toplumundaki geleneksel Tanrı anlayışına meydan okuması ve değerlerin bilimin nesnelliğinden faydalanılması gerektiğini savunması üzerine, ‘Tanrı öldü’ sözünü de aklıma getirir. Felsefi anlamda söylenilen bu söz, Hitlerin karşısında oldukça ironik duruyor!
Hitler;  “Ben Tanrıyım” der,
Nietzcshe; “Tanrı öldü” der,
Tanrı da tüm bunlara kahkahalarla güler!