Hiç fark ettiniz mi? Sabah enerji dolu, mutlu bir şekilde uyanıp evden çıkıyorsunuz... Gün içinde karamsar ya da sürekli şikayet eden bir arkadaşınızla ayaküstü sohbet ettiğinizde enerjinizi kaybedip moralsiz hissediyorsunuz. Ya da akşam televizyonda izlediğiniz haber bülteninin ardından, dünyanın sonunun geldiğini düşünmeye başlıyorsunuz. Hemen haberleri izlemekten vazgeçip bir film izlemeye başlıyorsunuz bu kez de kahramanın başına gelenlere ağlıyorsunuz.
İşte yaşadığınız bu durum psikolojide “duygusal bulaşma" olarak tanımlanıyor. Yani bir kişinin duygularını istemeyerek çevresindekilere bulaştırması. İnsanlar da farkında olmadan çevrelerindeki duygusal atmosferi soluyorlar ve aynı hisleri deneyimlemeye başlıyorlar. Üstelik bu bulaşma o kadar güçlü ki sadece yazılı paylaşımlar bile yeterli oluyor. Tıpkı bir virüs gibi.
Stanford Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar da gösteriyor ki ister yüz yüze ister sosyal medya aracılığıyla olsun, başkalarının duyguları ruh halimizi doğrudan etkileyebiliyor. Üstelik de kötü haberler iyi haberlerden daha çok aklımızda kalıyor. Bu yalnızca bir his değil aynı zamanda nörolojik bir gerçek.
Beynimiz, evrimsel süreç boyunca hayatta kalma amacıyla olumsuz durumlara daha fazla dikkat vermeyi öğrenmiş. Tehdit algıladığımızda devreye giren amigdala, pozitif uyaranlara göre negatif uyaranları çok daha hızlı işliyor. Bu yüzden bir övgüyü unuturken, bir eleştiriyi günlerce aklımızdan çıkaramıyoruz. Bu nedenle değil midir ki sosyal medyada, kızgınlık, korku ve endişe yaratan içerikler daha fazla etkileşim alıyor. Ya da gruptaki toksik bir kişi bir grubun pozitif enerjisini yok edebiliyor.
Peki bu duruma karşı savunmasız mıyız? Tabii ki hayır. Bu ‘görünmez virüse’ karşı duygusal bağışıklığımızı güçlendirebiliriz. İşte birkaç ipucu:
1. Farkında olun: Günün belirli saatlerinde kendinize şu soruyu sorun: “Şu anda hissettiğim bu duygu gerçekten benim mi, yoksa çevremden mi geldi?” Bu basit soru, duygusal bulaşmanın fark edilmesini sağlar.
2. Haber diyeti yapın: Günde sadece belirli saatlerde haber takip edin. Sabah kalktığınızda hemen telefona bakmak yerine, önce kahvaltınızı yapın, günlük planınızı oluşturun. Akşam yatmadan önce de haber okumaktan kaçının.
3. Fiziksel dayanıklılığınızı artırın: İyi uyumuş, düzenli egzersiz yapan ve sağlıklı beslenen insanlar duygusal bulaşmaya daha dirençli. Vücudunuz güçlüyken, zihinsel savunma mekanizmalarınız da güçlü oluyor.
4. Duygusal sınırlar koyun: “Her derde ortak olma” hastalığından kurtulun. Empati önemli ama sınırsız empati sizi tüketir. Başkalarının problemlerini dinlerken, bunların sizin sorununuz olmadığını hatırlayın. Çözemeyeceğiniz sorunların içinde boğulmayın.
5. Pozitif bulaşma yaratın: Çevrenizdeki olumsuzluğa tepki vermek yerine olumlu bir bakış açısı getirin. Sosyal medyada olumsuz paylaşımları görmezden gelin, pozitif içerikleri destekleyin.
Özetle, duygusal bağışıklığınızı güçlendirin. Duygusal bulaşma modern hayatın kaçınılmaz bir parçası. Ama tıpkı fiziksel bağışıklık sisteminizi güçlendirdiğiniz gibi, duygusal bağışıklığınızı da geliştirebilirsiniz. Unutmayın, duyguların yayılma gücü olumsuz olduğu kadar olumlu yönde de işleyebilir. Siz pozitif kaldıkça, çevrenize de iyi hisler bulaştırabilirsiniz.