DOA Projesi ağır aksak yürüyor

Abone Ol

Depozito Yönetim Sistemi, kamuoyunda daha çok DOA Projesi olarak bilinen uygulama, Türkiye'nin yıllardır konuştuğu çevre yatırımlarından biri olarak hayata geçirildi. Amaç plastik, cam ve metal ambalajların çöpe gitmesini önlemek, geri dönüşüm oranını artırmak ve vatandaşın bu sürece ekonomik bir teşvikle katılmasını sağlamak olarak belirlendi.

Dünyanın birçok ülkesinde uzun yıllardır başarıyla uygulanan sistemin Türkiye'de de benzer bir dönüşüm yaratması hedefleniyordu. Fikir kesinlikle doğru ve ülkemizde yıllardır neden yapılmamıştı sorusunu sorduracak kadar da önemli bir proje bence. Hatta belki de çevre adına atılmış en önemli adımlardan biri. Ancak projeyle ilgili tartışılması gereken, projenin amacı değil, uygulamanın ne kadar sağlıklı yürüdüğü.

Çünkü vatandaş geri dönüşüm yapmak istediğinde çoğu zaman bunun için ciddi bir çaba harcamak zorunda kalıyor. Koskoca Karşıyaka'da yalnızca iki depozito iade noktasının bulunması bunun en somut örneklerinden biri. Üstelik benzer tablo sadece Karşıyaka ile sınırlı değil.

İzmir'in birçok ilçesinde cihazlar ya oldukça sınırlı sayıda ya da insanların günlük yaşamında uğramayacağı noktalara yerleştirilmiş durumda. Geri dönüşüm alışkanlığını yaygınlaştırmak istiyorsanız önce sistemi vatandaşın ayağına götürmeniz gerekir. İnsanlardan birkaç plastik şişe için kilometrelerce yol gitmesini beklemek, sistemin ruhuyla da örtüşmüyor.

Üstelik sorun yalnızca makine sayısıyla sınırlı değil. Vatandaş cihazın bulunduğu noktaya ulaşıyor, yanında biriktirdiği ambalajları getiriyor ancak bu kez makinenin dolu olduğu gerçeğiyle karşılaşıyor. Dolan cihazların zamanında boşaltılmaması, sistemin en çok eleştirilen yönlerinden biri haline gelmiş durumda.

İlk denemesinde olumsuz bir deneyim yaşayan bir kişinin aynı motivasyonla ikinci kez geri dönüşüm noktasına gitmesini beklemek çok gerçekçi değil. Çevre bilinci elbette önemli ama insanların günlük hayatın temposunda pratik çözümler istediğini de göz ardı etmemek gerekiyor.

ESNAFIN DERDİ BÜYÜK

İşin bir başka boyutu ise esnaf tarafında yaşanıyor. Sisteme dahil olmak isteyen işletmelerin önemli bir kısmı çeşitli bürokratik engellerden söz ediyor. Özellikle limited şirket statüsü dışındaki işletmelerin sisteme dahil olamaması yönündeki uygulama, küçük esnafın tepkisini çekiyor.

Oysa Türkiye'de mahalle bakkalından yerel markete kadar binlerce şahıs işletmesi faaliyet gösteriyor. Geri dönüşüm ağını büyütmek isteyen bir sistemin bu işletmeleri dışında bırakması doğal olarak soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Mahalle esnafını sistemin dışında bırakmak yerine sürecin bir parçası haline getirmek çok daha doğru bir yaklaşım olurdu. Birçok kafe ve pastaneye atık biriktirmeli söylenmesine rağmen atıkların geri alınması için önkoşul olarak ticaret oda kayıt belgesi istenmesi sistemi tıkamış durumda. Ticaret odasına kayıtlı olmayan esnaf biriktirdiği çöpleri iade makinesi de bulamadığı için çöpe atmayı tercih ediyor.

Aslında depozito sistemi yalnızca çevreyle ilgili bir uygulama değil. Aynı zamanda toplumsal bir alışkanlık değişimi. İnsanlara yıllardır çöpe attıkları ambalajları ayırmayı, biriktirmeyi ve teslim etmeyi öğretmeye çalışıyorsunuz. Böyle bir dönüşümün başarılı olabilmesi için vatandaşın karşılaştığı ilk deneyimin olumlu olması gerekir. Eğer ilk karşılaşmada çalışan makine yerine arızalı cihaz, boşaltılmamış hazne veya ulaşılamayan bir nokta ile karşılaşılıyorsa insanların sisteme güven duyması da kolay olmuyor.

Avrupa'daki başarılı örneklere bakıldığında depozito makinelerinin market girişlerinde, alışveriş merkezlerinde, metro istasyonlarında ve insanların her gün kullandığı alanlarda bulunduğunu görüyoruz. İnsan alışverişe giderken boş şişelerini teslim ediyor, fişini alıyor ve bunu alışverişinde kullanabiliyor.

Sistem günlük yaşamın doğal bir parçası haline geliyor. Bizde ise birçok kişi önce cihazın nerede olduğunu araştırıyor. Ardından çalışıp çalışmadığını, dolu olup olmadığını öğrenmeye çalışıyor. Bu kadar zahmetli hale gelen bir sistemin kısa sürede alışkanlık oluşturmasını beklemek pek mümkün görünmüyor.

Elbette hiçbir proje kusursuz başlamaz. Eksikler zamanla giderilebilir, yeni noktalar eklenebilir, teknik sorunlar çözülebilir. Ancak bunun için sahadan gelen eleştirilerin dikkate alınması gerekiyor. Çünkü bu projenin gerçek değerlendirmesini masa başında hazırlanan raporlar değil, her gün elindeki şişeyle makinenin başına giden vatandaş yapıyor. Aynı şekilde sisteme dahil olmak isteyen ancak çeşitli gerekçelerle dışında kalan esnafın görüşleri de bu sürecin önemli bir parçası.

Çevre konusunda atılan her adımı desteklemek gerekiyor. Ancak desteklemek, eksikleri görmezden gelmek anlamına gelmiyor. Tam tersine, iyi fikirlerin başarıya ulaşabilmesi için aksayan yönlerini konuşabilmek gerekiyor. Doğru bir amaçla yola çıkan bu sistem, uygulamadaki eksikler nedeniyle ağır aksak ilerliyor. Eğer gerçekten geri dönüşüm kültürünü toplumun her kesimine yaymak istiyorsak, önce sistemi vatandaşın hayatını kolaylaştıracak hale getirmemiz gerekiyor. Aksi halde çevre adına önemli bir fırsat, uygulamadaki eksiklerin gölgesinde kalmaya devam edecek.