Türkiye’de e-ticaret pandemi döneminde yakaladığı ivmeyi hiç düşürmeden sürdürdü. Büyük, küçük demeden her işletmenin ticarete yaklaşımını, vatandaşın ise tüketim alışkanlıklarını baştan sonra değiştiren e-ticaretin bugün geldiği nokta tartışmasız bambaşka.
Ülkemizde hemen her işletmenin artık bir web sitesi var. Ancak şüphesiz ki pazarı ülkedeki e-ticaret pazaryerleri sürklase ediyor. İşletme sahibi her insanın ilk duyduğu cümle artık; ‘Şu turuncu, mor ya da kırmızı sitede mağazanız var mı?’
Her yıl satış, ciro, trafik rekorları açıklayan e-ticaret pazaryerleri, işletmelere dükkanının önünden geçen insandan çok daha fazla sayıda kişiye ulaşmayı vadediyor. Bugün bu platformlarda var olmayan marka yok denilecek kadar az. Ancak özellikle küçük işletmeler için iş mağaza açmakla bitiyor mu? Gelin bir birlikte bakalım. İlgili e-ticaret pazaryerlerinin offical sosyal medya hesaplarına girdiğimizde çok sayıda marka sahibinin alt alta inen şikayetlerini görmek mümkün. İşletmelerin geneli her geçen gün artan komisyon oranları, hizmet bedelleri, kargo maliyetleri, iade süreçlerinden yakınıyor.
İşletmeler için bu noktada en büyük gider kaleminin komisyon oranları olduğunu söylenebilir. Siteden siteye, kategoriden kategoriye değişse de ne satmak isterseniz isteyin, her kazandığınız ücret için ortalama yüzde 8 ile 25 arası komisyon ödüyorsunuz. Yani markalar elde ettikleri her 100 Liralık kazancın 8 ila 25 Lira arası bir kazancı doğrudan platforma bırakıyor. Yine 100 Liralık bir ürün için; 27 Lira + KDV ile 59 Lira + KDV arasında bir bedeli de kargo firmalarına bırakıyorsunuz…
Süreci aksesuar kategorisinden ele alalım. Çok bilinen turuncu siteden satmak istediğiniz bir kolye için ortalama yüzde 22,5 komisyon ödüyorsunuz. Bir de komisyonun dışında alt yapı çalışmaları için satılan ürün başına aldıkları 1 – 2 Lira arasında değişen bir hizmet bedeli mevcut.
Bu rakam elbette küçük gözükebilir ancak buna hammadde maliyeti, zaman maliyeti, emek, reklam giderleri, kargo, paketleme ücretleri, iade edilen ürünlerin maliyetleri ve yüzde 20 KDV eklenince esnafın yüzü, pazaryerinin turuncusuna bürünmüyor değil.
Ayrıca ‘Buybox’ denilen sistem ile rekabet kızıştırılarak, satıcıların fiyatlarını sürekli düşürmesi bekleniyor. İşletmelerin yararına olabilecek yasal düzenlemeler yapılsa dahi, garip bir şekilde uygulamaya alınması da sürekli erteleniyor.
Yani kısacası ürünlerin doğrudan üreticisi ya da ithalatçısı değilseniz bu okyanusta küçük balık olarak hayatınızı sürdürmeniz çok zor.
Bu durum, doğrudan tüketici için uygun bir ortam yaratıyor gibi gözükse de özellikle pazaryerlerinde uzun süre ticaret yapan işletme sahipleri, tüm bu süreçleri öngörerek belli bir fiyatlandırma yapmak durumunda kalıyor. Sonuç olarak indirimde sandığımız çok sayıda ürünün gerçekten indirimde olup olmadığını dahi bilemiyoruz.
Elbette tüm platformalar ticari süreçte ilgili şartları, iş ortaklarına açıklıkla sunuyor, işletmeler bunları göze alarak süreci kabul ediyor. Ancak şikayetlerden ve sitede bir gün önce gördüğünüz mağazalara bir süre sonra ulaşılamamasından da anlaşılıyor ki bu sistem özellikle küçük esnaf açısından sürdürülebilir olmanın gerisinde.
E-ticaret pazaryerleri kendilerini var edenin, site içinde satış yapan mağaza sahipleri olduğunu tekrar hatırlamalı… Daha adil, herkesin yararına bir e-ticaret sisteminin kurulması elzem gözüküyor,
akkasutkucan@gmail.com