Yakın ilişkilerde görünmeyen ama belirleyici bir yara üzerine. Bazı yaralar vardır; adı konmaz, net bir faili yoktur, hikâyesi bile eksik anlatılır.
Ebeveyn boşluğu tam olarak böyledir. Ne dramatik bir terk ediliş vardır ortada, ne de herkesin kolayca işaret edebileceği “kötü bir ebeveyn”.
Ama yine de yetişkinlikte kurulan ilişkilerin tam ortasında kendini hissettiren ağır bir yük gibi taşınır. Bu tür travmaların en zorlayıcı yanı şudur: Ortada net bir düşman yoktur. Çocuk, zarar gördüğünü hisseder ama kime kızacağını bilemez. Çünkü çoğu zaman ebeveyn fiziksel olarak oradadır; evdedir, hayattadır hatta bazen “elinden geleni yaptığını” da düşünür. Fakat çocuğun ihtiyacı olan şey —duygusal temas,
görülmek, tutulmak, sakinleştirilmek— sistematik olarak eksiktir.
TEMAS DA YOKTUR
Ebeveyn boşluğunda şiddet çoğu zaman görünmezdir. Bağırmak yoktur belki, vurmak yoktur, terk edip gitmek de yoktur. Ama temas da yoktur.
Çocuğun duygularına eşlik eden bir bakış, ağladığında onu regüle eden bir ses, korktuğunda “buradayım” diyen bir varlık eksiktir. Ve belki de en zor kısmı şudur: Çocuk hâlâ ebeveyni korumaya çalışır. Çünkü çocuk için ebeveynle bağ, hayatta kalma meselesidir. Ebeveyni “yetersiz” ya da “zararlı” olarak görmek, çocuğun dünyasını güvensiz hâle getirir.
WİLL’İN ÖFKESİ
Bu yüzden çocuk, olan biteni kendine yükler. “Eğer bana bu verilmediyse, demek ki ben bunu hak etmedim.”
Will’in öfkesi dışarıya değil, kendine döner.“Beni kimse tutmadıysa, demek ki tutulmaya değmezdim.” Bu bir düşünce değil, bedensel bir inançtır.
Yakın ilişkilerde güven, tam da burada yeniden inşa edilir. Başkası bizi tuttuğu için değil; biz kendimizi tutabildiğimiz için.