in ,

‘Ege’de tarımsal her ürünün deseni değişecek’

Gıdaya olan ihtiyacın ne kadar hayati bir önem taşıdığını yaklaşık geçen üç ayda çok daha net görüyoruz. Bu talep daha da artacağa benziyor

egede-tarimsal-her-urunun-deseni-degisecek

Tüm dünyayı tehdit eden ‘Küresel İklim Krizi’nin’ tarıma etkisiyle ilgili yazı dizimizin ilkini dün yayınlamıştık. Kriz, ülke tarımını etkilerken, Ege Bölgesi’ni de es geçmiyor elbette. Ege’den tüm dünyaya yayılan üzümden incire pamuktan zeytine pek çok ürünün iklim krizinin yaratacağı tahribattan olumsuz etkileyeceği, bölgenin tarımsal üretim deseninde değişimler yaratacağı biliniyor. Bu süreç elbette ekonomiyi de etkileyecek. 2016 verilerine göre sadece Türkiye’de 15 milyon kişi tarımdan geçimini sağlıyor ve ülkemiz ürettiği tarım ürünlerinden hem iç tüketimle hem de ihracatla ciddi bir ekonomik döngü sağlıyor. Bu açıdan iş dünyasının görüşleri de önemli. İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli ile iklim krizi sürecinde tarım ekonomisini, atılması gereken adımları ve bölgenin potansiyelini konuştuk.

‘TARIMI DIŞARDA TUTMAK ZOR’

İklim krizinin yaratacağı tahribata ülke politikalarının hazır olup olmadığı en önemli soru. Başkan Işınsu Kestelli, mevcut durum açısından yapılacak değerlendirmede tüm dünyada olduğu gibi Türk tarımının da yaklaşan krize tam olarak hazır olmadığını vurguladı. Yaşadığımız coğrafya iklim krizinden en çok etkilenecek alanların başında yer alıyor diyen Kestelli, “Bölgemizde, iklim değişikliğine bağlı olarak yıllık yağış miktarında azalma ve aşırı yağış olaylarında artış söz konusu. Ve bu eğilim artarak devam edecek. Bu durum toprak kalitesini olumsuz etkilerken erozyonu da hızlandıracak. 2018 yılında yayımlanan Çölleşme ile Mücadele İlerleme Raporu da bu riski net olarak ortaya koyuyordu. Rapora göre Türkiye topraklarının yüzde 25,5’i yüksek, yüzde 53,2’si ise orta derecede çölleşme riski ile karşı karşıya. İklim değişikliği ülkemizdeki su kaynakları üzerinde olumsuz etki yaratıyor. Şu an yaklaşık 1500 metreküp olan kişi başına düşen su miktarının 20 yıl zarfında yarı yarıya azalması söz konusu. Hem toprağın hem su kaynaklarının olumsuz etkileneceği bir ortamda tarımı bunun dışında tutabilmemiz hiç kolay değil” dedi.

HAVZA VE ÜRÜN BAZLI PLANLAMA!

Anlaşılan o ki, bu süreci atlatabilmenin yegane yolu nokta atışı, sorun giderici ve devamlılığı olan akılcı politikalar üretebilmek. Herkesi doğrudan ve dolaylı etkileyebilecek büyük bir krizin, ortak çaba ile atlatılabileceğini söyleyen Işınsu Kestelli, ürün ve havza bazlı planlamanın doğru olacağını ifade etti. Başkan Kestelli şöyle konuştu: “Üretenin de tüketenin de bilinçlenmesi şart. Öncelikle biyoçeşitliliği ve su kaynaklarını korumalıyız. Toprağımızın gücünü muhafaza etmesini sağlamalıyız. Başta orman varlıklarımız olmak üzere karbon yutaklarını çoğaltmalıyız. İklim değişikliğinin getireceği etkileri hesaplayarak ürün ve havza bazlı bir planlamaya yönelmeliyiz. Çiftçilerimizin ayakta kalmasını sağlamak adına onları maddi olarak desteklemeli, ayrıca doğdukları topraklara sahip çıkmaları adına sosyal ve kültürel anlamda da zenginleştirmeliyiz.”

PAMUĞU, ZEYTİNİ, İNCİRİ VURACAK!

İzmir ve Ege Türkiye’deki tarım üretimi için önemli bir dinamo. Özellikle bölgenin incileri denilen ürünlerin geleceği de ayrıca merak konusu. İTB Başkanı Kestelli, bu bilimsel çalışmalarla yaşanması net olarak ortaya konan, mevsim kaymaları, gece gündüz arasındaki sıcaklık değişimleri, dengesiz yağışlar, ilkbaharın geç donları gibi pek çok neden nedeniyle bölgedeki üretim desenlerinin etkileneceğini aktardı. Bu konuda nokta atışı tespitler yapan Kestelli, “Pamuğun sıcakların artışından çok etkileneceğini tahmin etmiyoruz. Çünkü pamuk zaten sıcak iklim ürünü. Susuzluğa da bir nebze olsun dayanabilir ancak kuraklıkta da stresten dolayı kalite kaybı ve verim noksanlığı görülmesi kaçınılmazdır. Bölgemizin bir diğer gözdesi olan zeytin de çok sulanan ürünler arasında yer almasa da bu üretimde de sulama yapma önemli. Kış yağışları ve ilkbahar geç yağışları bölgemiz zeytinlerinin su ihtiyacını karşılamada çok önemli. Su noksanlığında sofralık zeytinin ve su stresinde de zeytinyağı kalitesi ile veriminin etkilenmesi söz konusu olabilir. İncir üretiminde kış yağışlarının yeterli olması incir üretiminde susuzluktan etkilenme riskini azaltıyor. Kuru incir üretimi için ise özellikle dalda incir oluşmasından kurutmanın sonuna kadar zaten yağışı sevmiyor” ifadelerini kullandı.

HER ÜRÜNÜ ETKİLEYECEK

Bunların dışında üzümden domatese kadar diğer ürünlere de değinen Işınsu Kestelli, “Sultani çekirdeksiz üzüm üretimi için ise su çok önemli. Verim ve kalite için mutlaka sulama yapılması gerekiyor. Diğer üzüm çeşitlerinde ise kuraklık sultani üzüm çeşidine göre daha az etkili. Olası bir kuraklık durumunda üzümde kuraklığa dayanıklı çeşitlere yönelim yaşanabilir. Yonca gibi fiğ gibi yem bitkileri de tamamen suya dayalı üretim modelidir. Kuraklık durumunda bölgemiz yem bitkilerin üretiminde ciddi kayıp verilmesi ve hayvancılığın bundan olumsuz etkilenmesi muhtemeldir. Bölgemizde son dönemlerde üretimlerinde artış gözlemlenen hububat, yem bitkileri ve domates gibi ürünlerin üretiminde de su hayati öneme sahip. Susuzluk bu ürünlerde de ciddi verim kayıplarına neden olabilir. Ayrıca, özellikle hasat dönemlerinde yaşanacak aşırı hava olaylarındaki artış ürünlerin kalitesi üzerinde de olumsuz etki yaratacaktır” diye konuştu.

‘CUMHURİYETİN İLK YILLARI GİBİ…’

Gıdaya olan ihtiyacın ne kadar hayati bir önem taşıdığını yaklaşık geçen üç ayda çok daha net görüyoruz. Bu talep daha da artacağa benziyor. Peki Türkiye ve İzmir, yeni oluşacak iklim krizine bağlı düzende ekonomik bir fırsat elde edebilir mi? Başkan Kestelli Dünya Hükümetler Zirvesi raporuna gönderme yaparak 2050 yılında bugünkünden yüzde 70 daha fazla gıda üretmek zorunda kalınacağını hatırlatarak, “İklim değişikliği, azalan su kaynakları, hızlı kentleşmeyle yok olan tarım arazileri, erozyon gibi sorunlar ortadayken bu üretimi yapabilmenin tek yolu da akıllı tarım uygulamaları. Bir yandan çevreyi ve biyoçeşitliliği koruyacağız diğer yandan üretirken teknolojinin getirdiği tüm imkânlardan faydalanarak daha az kaynak tüketeceğiz. Bunu başarabilirsek gelecekte söz sahibi olabiliriz. Şayet Türkiye, dünyada hızla artan gıda talebinden hak ettiği payı alabilirse, tarım, tıpkı cumhuriyetimizin ilk yıllarında olduğu gibi ekonomik açıdan hayati bir rol üstlenebilir. Bu nedenle yıllardır ısrarla geleceğin tarımda olduğunu söylüyoruz. Doğru fizibilite çalışmasının ardından tarıma yapılacak yatırım, pek çok sektöre yapılandan daha hızlı geri dönüş potansiyeline sahip. Ülke olarak bunu başarabiliriz” şeklinde konuştu.

İŞ DÜNYASI NE YAPIYOR?

Işınsu Kestelli’nin de değindiği gibi süreç sadece tek bir kesimin çalışmasıyla atlatılacağa benzemiyor. Topyekun bir mücadele şart. Bu süreçte hükümetler kadar özel sektöre de yapacağı çalışmalar açısından büyük önem düşüyor. İzmir Ticaret Borsası olarak yaptıkları çalışmalara değinen Başkan Kestelli, “İzmir Ticaret Borsası olarak çevreye duyarlı kurum politikası ve sosyal sorumluluk bilinciyle gelecek kuşakların daha sağlıklı bir dünyada büyümeleri için önemli çalışmalar yürütüyoruz. Şu anda özelikle ‘Borsa Akademi’ altyapısını oluşturma ve müfredat içeriğini zenginleştirmeye odaklanmış durumdayız. Burada zeytinden pamuğa kadar bölgemize özgü ürünlerde üreticiden tüketiciye tüm kesimlerin bilgilendirilmesini ve bilinçlendirilmesini çok önemsiyoruz” dedi.

‘GELECEK TEKNOLOJİDE’

Türkiye’nin pek çok noktasında halen babadan dededen kalan yöntemlerle tarım yapılıyor diyen Başkan Kestelli, şunları söyledi : “Çiftçi başına düşen arazilerin küçük olmasının da bunda payı var. Çiftçi yeni teknolojilere yatırım yapacak kaynak bulmakta zorlanıyor. Oysa tarımın geleceği artık tamamen teknolojide. Bu amaçla, Ege Üniversitesi ile Tarım 4.0 Raporu’nu hazırladık. Şimdi de teoriden işin pratiğine geçiyoruz. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Menemen Çiftliği’nin bir tarımsal eğitim merkezi, tarım-teknoloji uygulama merkezi, sürekli eğitim merkezi, ileri teknoloji uygulamaları yapan akıllı çiftlik formatında bir örnek modele dönüşmesini sağlamak üzere, İzmir Kalkınma Ajansı Fizibilite Destek Programları kapsamında sağladığımız destekle çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Ayrıca, bir süredir yaptığımız teknik çalışma kapsamında ISO 14064-1 Sera Gazı Hesaplaması Standardı’na göre İzmir Ticaret Borsası’nın 2019 yılına ait faaliyetleri sonucunda 167 tCO2 birim karbon salınımı oluştuğu, bu salınımın etkisini sıfırlamak amacı ile 400 adet kızılçam ağacı dikilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştı. Yönetim Kurulu olarak 500 adet kızılçam ağacı dikilmesine karar verdik. Bu sayede hem kurumumuzun karbon salınımını sıfıra indirgeyeceğiz hem de dikilecek 100 ilave ağaçla en kısa sürede İzmir Ticaret Borsası korusunu da hayata geçirmiş olacağız. Doğal kaynaklarımızın bizim en büyük zenginliğimiz. Borsa olarak onları korumak adına azami gayret sarf ediyoruz.”

GENÇLERE ÇAĞRI!

Ülkenin demografik yapısının son 60-70 yılda hızla değiştiğini kaydeden Kestelli, “İnsanlar, daha iyi yaşam şartları için köyden kente göç ettiler. Farklı alanlarda çalışarak kendilerini geliştirirken çocuklarının daha iyi eğitim almasını sağladılar. Tarımın geleceği de şimdi o çocukların elinde. Köye dönmekten, akıl ve sermaye birikiminizi toprağa yatırmaktan çekinmeyin. Gelecek tarımda; gelecek sizlerde” ifadelerini kullandı.

Utkucan Akkaş / Özel Haber

izmirliler-maske-takma-kuralina-uymadi

İzmirliler maske takma kuralına uymadı

lgsde-veliler-sinifta-kaldi

LGS’de veliler sınıfta kaldı