Türkiye'de ekonomiyi anlamak için artık uzun analizlere gerek yok. Çarşıya, pazara, markete ya da emlak ofisine gitmek yeterli. Çünkü hayatın içindeki rakamlar, milyonlarca vatandaşın yaşadığı ekonomik gerçeği bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Bugün yaklaşık 16 milyon emekli ortalama 25-27 bin TL aylıkla yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Yaklaşık 15 milyon çalışan ise 28 bin TL olan asgari ücretle ay sonunu getirme mücadelesi veriyor. Ortalama ücretli çalışanın maaşı 45-50 bin TL seviyesinde olsa da, hızla yükselen hayat pahalılığı karşısında bu gelirlerin satın alma gücü her geçen gün biraz daha eriyor.
Dört kişilik bir ailenin yalnızca mutfağı için yaklaşık 40 bin TL gerekiyor. Barınma, ulaşım, eğitim, sağlık ve diğer zorunlu harcamalar eklendiğinde yoksulluk sınırı 120 bin TL'nin üzerine çıkıyor. Bekâr bir vatandaşın insanca yaşayabilmesi için ise yaklaşık 50 bin TL gelir gerekiyor. Rakamlar, milyonlarca ailenin gelirinin temel yaşam maliyetlerinin gerisinde kaldığını gösteriyor. Barınma artık en büyük ekonomik sorunlardan biri hâline geldi. İstanbul'da ortalama kiralar 50 bin TL'ye, İzmir'de 40 bin TL'ye, Ankara'da ise 40 bin TL seviyelerine ulaşmış durumda. Ev sahibi olmak ise milyonlarca kişi için giderek uzaklaşan bir hayale dönüşüyor. Ortalama konut fiyatları büyükşehirlerde milyonlarla ifade edilirken, sıfır kilometre bir otomobilin fiyatı da yaklaşık 2 milyon TL seviyesine dayanmış bulunuyor. Diğer tarafta yaklaşık 3 milyon işsiz ve eğitimde ya da istihdamda yer almayan milyonlarca genç var. Üretime katılamayan her genç, yalnızca kendi geleceğini değil, ülkenin ekonomik potansiyelini de olumsuz etkiliyor. Ekonomik göstergeler yalnızca büyüme oranlarından ibaret değildir. Asıl gösterge; vatandaşın sofrasına koyabildiği ekmek, ödeyebildiği kira, çocuğuna sağlayabildiği eğitim ve geleceğe duyduğu güvendir. Rakamlar bize tek bir gerçeği söylüyor: Ekonomik büyüme, toplumun refahına dönüşmediği sürece milyonlar için anlam ifade etmez.
Türkiye’nin ihtiyacı; üretimi artıran, enflasyonu kalıcı olarak düşüren, gelir dağılımını iyileştiren ve emeğin karşılığını koruyan bir ekonomik düzendir. Çünkü rakamlar değişmedikçe, vatandaşın hayatı da değişmeyecektir. Bu tablo, sadece bugünün değil, yarının da en önemli uyarısıdır. Gençlerin umutlarını yitirdiği, emeklilerin geçim hesabı yaptığı, çalışanların maaşlarının ay ortasında eridiği bir ekonomide sürdürülebilir kalkınmadan söz etmek mümkün değildir. Güçlü bir ekonomi; yüksek binalar, rekor ihracat rakamları ya da büyüme oranları kadar, vatandaşın refahıyla da ölçülür. Türkiye’nin sahip olduğu üretim gücü, genç nüfusu ve girişimcilik potansiyeli doğru politikalarla desteklenirse bu zorlukların aşılması mümkündür. Toplumun beklentisi; daha adil gelir dağılımı, düşük enflasyon, istikrarlı fiyatlar ve herkes için daha yaşanabilir bir ekonomik düzendir. İnsanların gelecek planı yapabildiği, tasarruf edebildiği, ev sahibi olabildiği ve çocuklarına güvenle yatırım yapabildiği bir düzen oluşturulmadıkça ekonomik başarı eksik kalacaktır.