Yaratıcılık özgür düşünceyle başlar. Toplumlardan dışlanma riskine rağmen!
“Ağacın büyüyebilmesi için fırtınalı havalara ihtiyacı vardır. Yaratıcılık ve keşifler acı çekmenin sonunda gelir.”
Farklılığınızın farkında mısınız?
Yoksa siz de saklananlardan mısınız?
Totaliter düzende farklı görüşlerin, farklı davranışların itilip kakıldığı bu yüzden de bir arpa boyu gelişme sağlanamadığı hayatlarımızda, birilerinin bizi yönetmesi elbette kaçınılmaz bir durumdur. Ama geriye dönüp baktığımızda toplumdaki farklı, cesur kişiliklerin, dünyayı nasıl alt üst ettiklerini anlarız. Yaratıcılık, ilerleme farklılıklarla başlar. Bunu bilen birileri saçma sapan din kurallarını çeşitli toplumlara empoze etmişlerdir. İnsanlığı yönetmek ve baskılamak için. Çocukluğumuzdan beri farklılıklarımızı saklarız. Alay edilmekten, sosyal alanlarımızdan dışlanmaktan korktuğumuziçin ne acılar çektik kim bilir! Garip insanoğlu… Sonra da farklılıklara hayran olmuş! Üniversitede bir öğretmenimiz şöyle demişti:
“Çocuklar sıradan olmak zordur, sıradan insan olmayın!”
Önceleri anlamadım bu cümleyi, çünkü çocukluğumdan beri diğerleri ile aynı olmak için çok çaba sarf edenlerden, mış gibi yapanlardan biriydim ben de…
Günümüz dünyasında durum öyle bir hal aldı ki, tüketime ve yozlaşmaya iten kapital sistem; ahlaksızlıkla farklı olmayı, adaletsizlikle düzen kurmayı, saygısızlıkla kural koymayı, medeniyetin temel unsurları gibi insanoğluna dayatmayı ve bunun doğru olduğunu sosyal düzene aşılamıştır.
DÜPEDÜZ MANİPÜLASYON!
Her insanın doğuştan tanrısal farklı yeteneklere sahiptir. Ama toplum düzenini sağlamak uğruna totaliter toplumlardaki kural koyucular, farklı görüşlere müdahale edip, alaycılık ve dışlanma tehdidiyle kişisel yetenekleri törpülemeye ve yok etmeye çalışırlar. Başarırlar da…
Üstelik bu farklılıkların düzene hiçbir zararı yoktur. Değişim, huzur ve konforu alanından çıkmaya zorlar. Belki de insanoğlunun korktuğu şey budur…
Ama insan doğasının farklılıklarına, ne yaparsa yapsınlar, totaliter toplumun karar vericileri ve yönlendiricileri baskılayamaz. Ancak dönüştürür. Başkaldırıya, kötüye, düzensizliğe, açlığa, kanunsuzluğa belki de robotlaşmaya…
Mitolojiyi bu yüzden çok severim. Kulağa masal gibi gelse de derin, felsefik görüşler barındırır içerisinde.
“Thesallia Irmağı Penasus’un kızı Daphne oldukça güzel bir genç kızdır.
Kendisini Tanrıça Gaia’ya adadığı için erkeklerden uzak durduğu bakire bir hayatı tercih etmiştir. Fakat ne yazık ki Tanrı Apollon kızın güzelliğine aşık olmuştur. Ancak ne yaparsa yapsın Daphne’yi ikna edememiştir. Apollon reddedilmeyi kabul edemediği için kıza zorla sahip olmayı kafasına koymuştur. Nihayetinde Daphne’nin devamlı peşinden koşup onu zaman zaman kovalamaya başlamıştır.
Günlerden bir gün yine böyle bir kovalamacanın yaşandığı bir zamanda, artık kızı yakalamak üzeredir. Daphne, Apollon kendisine sarılmadan hemen önce, babası ırmak tanrısı Peneus’a yakarmış ve kendisini kurtarmasını istemiştir. Tam o sırada Daphne bir ağaca dönüşmüştür. Sonuç olarak babası kızını kurtarmak için bir ağaca dönüştürüp Daphne’nin tecavüzden kurtulmasını sağlamıştır. Daphne, Defne ağacına dönüşmüştür.”Ağaç bile olsa yine de güzelliği yapraklarına yansımıştır. Hikâye ne rahatsız edici değil mi? Erkek egemen toplumun kadınları ne hale getirdiğini anlatan bir mitoloji. Yetenek ve güzellikleri elde etme uğruna kıskançlıkların ve dayatmaların egosal faaliyetleri, yaşadığımız dünyada da hiç bitmiyor.
Birileri; yetenekleri, güzellikleri, farklı görüşleri düzen koruma uğruna adaletmiş gibi cezalandırmaya çalışıyor.
“Bir kimsenin düşüncesini açıklayamaması köleliktir.” Demiş Euripides…
Modern köleliğin tam da tarifini yapmış. Çünkü “Her insan meyvesiyle tanınır.”
Ve tüm meyveler yararlıdır…