Emeğin onurunu ayağa kaldırmak

Abone Ol

2025 yılına girerken Türkiye’nin en büyük yapısal sorunlarından biri hâlâ çalışma yaşamında adaletin sağlanamaması. Her yeni yıl, memur emekçilerinin beklentilerini yeniden tazeleyip umutlarını beslese de, çoğu zaman hayal kırıklığıyla kapanan bir döngünün içinden geçiyoruz. Bu kez elimizde geniş bir değerlendirme alanı var: 2025 yılı için hazırlanan memur emekçileri raporu, yalnızca rakamların soğuk yüzünü değil, aynı zamanda emeğin gerçek hikâyesini de bize anlatıyor.
Öncelikle belirtmek gerekir ki memur emekçileri bu ülkenin hem görünmeyen hem de vazgeçilmez omurgasıdır. Kamu düzeninin devamından sosyal hizmetlerin yürütülmesine, belediyelerden sağlık kurumlarına, eğitimden güvenliğe kadar her alanda onlar var. Fakat bu varlık çoğu zaman yoklukla eşdeğer bir ekonomik gerçekliğe mahkûm ediliyor. Raporda da altı çizilen en önemli konu tam olarak bu: Memur emekçisinin ürettiği değer ile aldığı karşılık arasındaki makas, her yıl daha da açılıyor.
2025 değerlendirme verilerine göre kamu emekçisinin alım gücü, son üç yılda toplamda yüzde 35’in üzerinde eridi. Temel tüketim ürünlerindeki artış oranı ile memur maaş artış oranları arasındaki fark artık makul bir şekilde açıklanamaz seviyeye geldi. Bir memur, 2020’de maaşının yaklaşık yüzde 20’siyle aylık mutfak masrafını karşılayabilirken, 2025’e gelindiğinde bu oran yüzde 45’e çıktı. Barınma kriziyle birleştiğinde memurun yaşam maliyeti, maaş gerçeğini geride bırakmış durumda. Raporda yer alan çarpıcı ifadelerden biri de şu: “Kamu çalışanının geçim mücadelesi, asli görevinin önüne geçmiştir.”
Elbette mesele sadece ekonomik göstergelerle sınırlı değil. Memur emekçilerinin çalışma koşullarında da ciddi bir bozulma göze çarpıyor. Özellikle belediyelerde, eğitim kurumlarında ve yoğun nüfuslu illerde görev yapan memurların iş yükü son beş yılda en az iki kat arttı. Dijital dönüşüm adı altında personel sayısı azaltılırken iş yükü aynı kaldı; hatta daha da arttı. Performans baskısı, nöbet ve fazla mesai sorunları, liyakat erozyonu ile birleşince memurun çalışma yaşamı sürdürülebilir olmaktan çıktı.
Raporda dikkat çeken bir diğer önemli başlık da örgütlenme alanı. Sendikal yapıların güç kaybetmesi, memurun kendini yalnız hissetmesine yol açıyor. Toplu sözleşmelerde masaya konan teklifler çoğu zaman gerçek bir mücadele iradesi taşımıyor. Bu nedenle memur emekçileri, hak arama yollarında parçalı ve etkisiz bir tablo ile baş başa kalıyor. Sendikal demokrasi tartışmalarının yeniden alevlendiği bu yıl, örgütlü emeğin önemini daha güçlü şekilde ortaya koyuyor. Çünkü örgütlenme zayıfladığında kaybeden yalnızca memur değil, kamu hizmetinin kendisi oluyor.
2025 raporunda özellikle vurgulanan sosyolojik bir gerçek var: Memur artık gelecek planı yapamıyor. Geleceksizlik duygusu, yalnızca ekonomik değil psikolojik bir kırılma yaratıyor. Birçok memur, çocuğunun eğitim masrafını, kendi barınma sorununu, emeklilik beklentisini ve sosyal yaşamını planlayamaz hâle geldi. Orta sınıfın çıpası olarak görülen memur kitlesinin orta sınıftan hızla uzaklaşması, toplumun genel dengesini de tehdit ediyor. Çünkü memur orta sınıfın erimesi, toplumsal adalet duygusunun çökmesine yol açıyor.
Raporun çözüm önerileri bölümü ise oldukça net ve uygulanabilir maddeler içeriyor. Her şeyden önce kamu emekçisinin ücret politikası, gerçek enflasyona ve yaşam maliyeti indeksine göre yeniden düzenlenmeli. Ücretlerin yılda bir kez değil en az üç kez güncellenmesi, memurun nefes almasını sağlayacaktır. Ayrıca liyakat sisteminin işler hâle getirilmesi, keyfi görev yeri değişikliklerinin son bulması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi artık bir tercih değil zorunluluk.
Tüm bunlardan daha önemlisi, kamu emekçisinin yönetime katılmasıdır. Başka bir ifadeyle, memur için alınan kararlarda memurun kendisinin söz sahibi olması gerekiyor. Yerel yönetimlerde katılımcı modellerin güçlendirilmesi, sendikaların ekonomik ve demokratik alanda yeniden etkinleştirilmesi, işyerlerinde temsil gücünün artırılması hayati bir ihtiyaçtır.
Sonuç olarak 2025 yılı, memur emekçileri açısından bir yol ayrımına işaret ediyor. Ya sorunlar görmezden gelinip bu kısır döngü devam edecek; ya da güçlü bir irade ortaya konularak emeğin değeri hak ettiği yere taşınacak. Unutulmamalı ki bu ülkenin geleceği, kamu hizmetinin niteliği ile doğrudan ilişkilidir. Kamu hizmetinin niteliği ise memur emekçisinin refahı, huzuru ve güvenliğiyle mümkündür.
Memurun emeğini yok sayan düzen sürdürülemez. 2025 raporunun gösterdiği gerçek şudur: Kamu hizmetinin ayakta kalması için önce emeğin onurunu ayağa kaldırmak gerekir.