Ekonomi

Emeklinin serveti satılınca geçim derdi Allah’a emanet

Dün gelir getiren otelleri ve işhanları satılan sosyal güvenlik sistemi, bugün destek paketi arıyor. Emekli ise kaybolan alım gücü ile satılan gelir kaynaklarının hesabını soruyor.

Abone Ol

Nihat AK/EGE TELGAF- En düşük emekli maaşındaki artış için milyonların gözü kulağı TÜİK'in açıklayacağı haziran ayı enflasyon verilerine çevrildi. İlk beş ayda kümülatif enflasyon yüzde 16,60 oldu. Buna göre SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin temmuz zammı şimdilik yüzde 16,60 olarak kesinleşirken, nihai zam oranı haziran ayı enflasyonunun açıklanmasıyla netleşecek. Memur ve memur emeklilerinin maaş artışı, toplu sözleşme zammı ile enflasyon farkına göre belirleniyor. Beş aylık verilere göre zam oranı yüzde 12,41 olurken, haziran enflasyonunun beklentiler doğrultusunda yüzde 1,04 gelmesi halinde toplam artışın yüzde 13,56 olması bekleniyor. Ege Telgraf'a değerlendirmelerde bulunan emekli temsilcileri, en düşük emekli maaşlarına yönelik GETAD yeni düzenleme sinyallerini gerçekçi bulmazken, uzmanlar, sosyal güvenlik sistemindeki yapısal sorunların çözülmeden emeklinin rahatlayamayacağını söyledi.

‘EMEKLİ GÖZÜNÜ AÇTI’

İktidarın emekli maaşlarının kalıcı bir şekilde yükseltecek bir sistem arayışında olduğu yönündeki söylemlere kanmadıklarını dile getiren emekli aktivist İbrahim Yılmaz, "Şimdi ise emekliye yeni vaatler sunuluyor. Düşük gelirli haneler için hazırlanan Gelir Tamamlayıcı Aile Destek (GETAD) sistemi üzerinden en düşük emekli aylıklarına çözüm üretileceği, düzenlemenin Ekim ayında Meclis'e geleceği yönünde açıklamalar yapılıyor. Ancak emekli artık yıllardır seçim öncesi dile getirilen 'kökten çözüm', 'büyük reform' ve 'yeni destek' söylemlerine temkinli yaklaşıyor. Bu vaatlerin erken seçim sürecinin bir parçası olarak kamuoyuna sunulduğu yönünde güçlü bir kanaat oluşmuş durumda. Bu söylemlere inanacak emekli oranının yüzde 2'yi geçmeyeceğini düşünüyorum. Çünkü emekli artık yaşadığını görüyor, hesabını yapıyor ve gözünü açmış durumda. Emekli iktidardan hesap soracağı seçim sandığını sabırsızlıkla bekliyor" dedi.

‘CEBE GİRMEDEN ERİYOR’

Enflasyonla eritilen maaşların emeklilerin onurunu zedelediğini dile getiren Yılmaz, "Bugün en düşük emekli aylığıyla insan onuruna yaraşır bir hayat sürmek neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Emekliye verilen zam, daha ikinci ayında enflasyon, market fiyatları, elektrik, su ve temel ihtiyaç zamları karşısında eriyor. Altı aylık zam dört ay boyunca yetersiz kalıyor. Emekli, yılın büyük bölümünü maaşı sürekli eriyerek geçirmek zorunda kalıyor. Maaşı artıyor gibi görünse de alım gücü her geçen ay daha da düşüyor. Bugün emeklinin banka promosyonu için banka banka dolaşmak zorunda kalması bile içinde bulunduğu ekonomik sıkıntının en somut göstergesidir" sözleriyle maaşları eleştirdi.

BİRİKİMLER NEREDE?

Sosyal Güvenlik Kurumları’nın mal varlıklarının özelleştirme kapsamında ‘Yok parasına’ satışının sistemi ciddi şekilde zayıflattığına işaret eden Sosyal Güvenlik Uzmanı Necati Çetiner, “Yıllarca milyonlarca çalışanın ödediği primlerle oluşturulan sosyal güvenlik kurumlarının birikimlerinin nerede olduğuna bakmak lazım. Bir zamanlar Emekli Sandığı'nın en değerli varlıklarından biri olan Büyük Efes Oteli, yalnızca bir otel değildi. İzmir'in simgelerinden, Cumhuriyet döneminin en önemli yatırımlarından biriydi. Yıllar içinde özelleştirme süreciyle kamu mülkiyetinden çıktı. Çeşme ile Kuşadası Eğitim ve Dinlenme Kampları gibi sosyal tesisler de zaman içerisinde özelleştirme veya satış süreçlerinin konusu oldu. Bu tesisler yalnızca taşınmaz değildi; emeklilerin, kamu çalışanlarının ve ailelerinin yararlandığı sosyal tesislerdi.

Büyük Tarabya Oteli, Boğaz'ın en kıymetli noktalarından birinde yer alan, Emekli Sandığı'nın en stratejik gayrimenkullerinden biriydi. Aynı şekilde hatırlayabildiğim kadarıyla İstanbul Hilton Oteli'ndeki kamu hisseleri de özelleştirme kapsamında elden çıkarıldı. Ankara'da Büyük Ankara Oteli, Stad Oteli, Maçka Oteli ile birlikte Emek İşhanı, Ulus İşhanı, Rüzgârlı İşhanı ve kamuoyunda Emekli Sandığı Gökdeleni olarak bilinen yapı da sosyal güvenlik kurumlarının önemli varlıkları arasındaydı. Bursa'da Çelik Palas Oteli özelleştirme kapsamına alındı.

Bu oteller, kamplar, iş hanları ve arsalar; milyonlarca sigortalının primleriyle oluşturulan, sosyal güvenlik sistemine gelir sağlayan stratejik varlıklardı. Amaç, emeklilerin haklarını güvence altına almak ve kurumların mali gücünü korumaktı.

Bugün ise bu varlıkların önemli bir bölümü kamu mülkiyetinden çıkmış durumda. Kamuoyunda uzun yıllardır bu satışların gerçek değerinin altında, yani "yok pahasına" yapıldığı yönünde ciddi eleştiriler dile getiriliyor. Tartışmasız gerçek ise, sosyal güvenlik kurumlarının bir zamanlar düzenli gelir sağlayan bu stratejik varlıklarının artık büyük ölçüde elden çıkmış olmasıdır. Unutulmamalıdır ki bu varlıklar, herhangi bir kurumun değil; prim ödeyen milyonlarca vatandaşın ortak birikimi ve gelecek nesillerin hakkıdır” ifadelerini kullandı.

AFLA DEĞİL, PRİM TAHSİLATIYLA

Emekli maaşlarının arzu edilen seviyenin çok altına olmasının ana sebebinin sosyal güvenlik primlerinin düzenli tahsil edilememesi olduğuna vurgu yapan Çetiner,"Bugün Türkiye'de toplanan primler, emekli maaşlarını ve sağlık harcamalarını karşılamaya yetmiyor. Bunun en önemli nedeni, primlerin zamanında ve tam olarak tahsil edilememesi. Seçim dönemlerinde çıkarılan prim afları ve yapılandırmalar, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun prim havuzunu zayıflatıyor. Üstelik yüksek enflasyon nedeniyle işveren de primini düzenli ödeyemiyor. Bir tarafta emekli sayısı hızla artarken, diğer tarafta kuruma düzenli prim girişi aynı oranda büyümüyor. EYT ile sisteme milyonlarca yeni emekli eklendi ancak prim gelirleri aynı hızda artmadı. Sonuçta SGK, her bütçe döneminde merkezi bütçeden ciddi kaynak aktarılmadan ayakta duramıyor.Sosyal güvenlikte kalıcı çözüm; af değil, düzenli prim tahsilatı” dedi.

DUL VE YETİMLİK SUİSTİMALİ

Avrupa’da bile hiç uygulanmadığı kadar Türkiye’de uygulanan dul ve yetim aylıklarının bazı suistimalleri de beraberinde getirdiğine dikkati çeken Çetiner, "Dul ve yetim aylığı, sosyal devlet anlayışının vazgeçilmez unsurlarından biridir. Ancak sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği için bu hakların gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşması ve suistimallerin önlenmesi büyük önem taşımaktadır. Bugün Avrupa'nın birçok ülkesinde Türkiye'deki kapsamda bir dul ve yetim aylığı uygulaması bulunmazken, ülkemizde bu ödemeler Sosyal Güvenlik Kurumu'nun bütçesi üzerinde önemli bir mali yük oluşturmaktadır. Buna bir de anlaşmalı boşanmalar yoluyla yetim aylığı alınması gibi suistimaller ile bazı hak sahiplerinin yasal düzenlemelerden yararlanarak aynı anda kendi emekli aylığı, vefat eden eşinden dul aylığı ve anne ya da babasından yetim aylığı olmak üzere üç farklı gelir elde edebilmesi eklendiğinde, sistem üzerindeki finansman baskısı daha da artmaktadır” şeklinde konuştu.

KAYITLI ŞEFFAF YAPI

Emeklilerine değer veren ülkelerin geleceğine ciddi yatırım yaptığına dikkati çeken Çetiner, “Gelişmiş ülkelerin sosyal güvenlik sistemlerine baktığımızda, emekliliğin yalnızca çalışma hayatının sonu değil, insan onuruna yakışır bir yaşamın devamı olarak görüldüğünü görüyoruz. Bu ülkelerde sistem; güçlü prim yapısı, düşük kayıt dışılık, sürdürülebilir finansman ve şeffaf yönetim anlayışı üzerine kurulmuştur.

Emekli maaşları düzenli olarak enflasyona göre güncellenirken, vatandaşlar kaliteli sağlık hizmetlerine, bakım desteğine ve sosyal haklara kolayca ulaşabilmektedir. Böylece emekliler sadece geçinmeye değil, sosyal hayata katılmaya da devam edebilmektedir.

Sosyal güvenlik, bir ülkenin vatandaşına verdiği en önemli güvencelerden biridir. Güçlü bir sosyal güvenlik sistemi; ekonomik istikrarı destekler, yoksulluğu azaltır, toplumsal huzuru güçlendirir ve gelecek nesillere güven verir. Bu nedenle sosyal güvenliğe yapılan yatırım, aslında ülkenin geleceğine yapılan yatırımdır” diye konuştu.