En büyük hayali bir müzik müzesi

Adanalı koleksiyoncu İsmail Görkem 50 yıldır müziğe dair objeleri topluyor. Bu özel ilgisine yarım asrını veren Görkem, daha çok Adana müzik tarihine ait köşe ve kilometre taşı olmuş sanatçıları barındıran arşiviyle tanınıyor.

Abone Ol

13’üncüsü geçtiğimiz günlerde yapılan Portakal Çiçeği Karnavalı’na “Adana’nın Değerleri” bölümüne “Adana ve Müzik” adlı alanda açtığı sergiyle katıldı. Tabii, Adanalı sanatçılar da onu yalnız bırakmadı. Görkem’le Adana’nın müzik birikimini ve koleksiyonunu konuştuk. Görkem, en büyük hayalinin Adana’da bir müzik müzesi görmek olduğunu ifade ediyor.

-Sayın Görkem, Portakal Çiçeği Karnavalı kapsamında bir serginizdeyiz. Adana müzik tarihine dair böyle bir etkinliğin karnavalda yer alması Adana'ya nasıl bir katkı sunmuştur?

-Bu sene 13’üncüsü düzenlenen Portakal Çiçeği Karnavalı’nda üç tema belirlenmiştir. “Atatürk ve Adana”, “Türk Romanı ve Adana”, “Adana ve Müzik”. Biz de bu karnavala Adana’da müzik ve müzik tarihiyle ilgili bir sergi oluşturduk. Bu sergide Adanalı müzisyenlerin portreleri, albümleri, plaklarını, kasetlerini sergiledik.

Bunun yanında en eskisi 1901 tarihli olan ses dinleme ve kaydetme cihazlarından fonograflar, gramafonlar, radyolar, makara teypler, bunlara ait plaklar, kasetler, Tesla marka bantlar, silindir (kovan) plakların sergimizde yer alıyor. 1940’lardan çeşitli mikrofonların da yer aldığını belirteyim. Sergi, karnavalın en çok ilgi gören alanlarından biri oldu. Plak koleksiyonumuzdan sürekli dinletiler yaptık. Gramafonla taş plaklar dinlettik. Ki bu da özellikle yeni kuşakların artık bilmediği bir durum. Bu dinletiler de çok ilgi gördü. Sergiyi gezenlerin çoğu bu ürünleri ilk defa görüyordu. Çok etkilendiklerini gördük. Bizleri teşekküre boğdular.

-Bu alanda Adana'dan yetişmiş sanatçılara dair objeler görüyoruz. Ve görüyoruz ki Adana Müslüm Gürses ve Ferdi Tayfur'dan ibaret değil. Siz özellikle bu iki müzik insanının öne çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Adana’dan Türkiye’ye açılan isimlerdir, Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses. Hatta Amerika’da ve Avrupa’nın bazı ülkelerinde konserleriyle zirve yapmış iki isim. Yaptıkları müziğin ve yaşantılarının halka yakın olması, halkımızın onlarda kendini bulması bunda etkilidir. Dönemin belirleyeni kırdan kente göçtür. Bu yoğun göç döneminin sanatçılarıdır bunlar. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentlerin çeperlerine yerleşen insanların senfoni, Türk sanat müziği dileyecek veya senfoniye gidecek imkanları yoktu. Plak, kaset ve ucuz yazlık sinema halkın ulaşabildiği eğlence aracıydı ki Yeşilçam’ın da zirve yaptığı bir dönemden söz ediyoruz. Bu sanatçılar TRT’de yasaklı olmalarına rağmen, otobüslerde, dolmuşlarda, kahvehanelerde her türlü esnafın dükkanındadinleyiciyle buluştu. Yazlık sinemalarda ama özellikle Adana’da büyük kitlelerle buluştular. İnsanlar onları kendinden bildi. Onlar gibi giyinip, onlar gibi tıraş oldular. Hele gençler onlar gibi konuşmaya özen gösterdiler. Diğer müzik türlerine ulaşamadıkları için “varoş” ya da “ezilenlerin müziği” denilen bu müziğe yöneldiler. Müslüm Gürses, zamanla bu tarzı aştı ve kendini yeniledi. Bunun altını çizmek lazım.

-Burada Halit Arapoğlu dikkatimi çekiyor. Bu kadar albüm yapmış, eseri olan bir sanatkâr bugün Adana'da ve ülkede ne kadar tanınıyor?

-Adana’dan çıkan müzisyenler içinde “Barak Baba” namıyla bilinen Halit Arapoğlu, başlı başına bir ekoldür. Bölgemizde Mersin’den başlayıp, Adana, Kozan, Ceyhan, Osmaniye, Maraş, Kilis, Şanlıurfa diyarlarında adını bilmeyen yoktur. Buralarda evinde teybi olan herkes onun kasetlerini dinlemiştir. Kendisi aynı zamanda 1961 yılında kurulan Adana İl Radyosu sanatçısıdır. Uzun yıllar Ankara’da yaşamış, buralarda gazino ve pavyonlarda sahne almıştır. Aslında ülkemiz genelinde tanınan bir sanatçıdır.

-Adana sinema birikimi daha çok gündemde. Müziğin ve müzisyenlerin öne çıkması ve daha çok tanınması için neler yapılabilir?

-Adana sıcak bir iklimin belirlediği tarımdan beslenen bir şehir. Gündüzleri tarlada, bağda, bahçede çalışan yoğun bir nüfus söz konusudur. Pamuk ihracı fabrikalaşmayı da 20’inci yüzyılın başlarında kentimizde başlatmıştır. Gündüz iş hayatının yoğunluğu, akşamları özellikle ucuz eğlence aracı olan sinema sanatını devreye sokar. Adana, iş hayatının, göçün çok etkin olduğu bir kent olarak sinemanın da canlı olduğu bir yerdir. 1950’lerin başındaki başka siyasi gelişmeler de Adana’yı uluslararası düzeyde bir yere getirmiştir. Dönemin en etkin sanatı da sinemadır.

Açıkçası müzikte bir düzeye ulaşmak için başka bir gayret gerekmektedir. Müzisyenin ve müziğin öne çıkması daha başka bir eğitim ve kültür seviyesi gerektirir. Adanalı müzisyenler elbette tanınıyor. Ama belirttiğiniz gibi, Adana’nın sinema yönü daha çok ön plandadır. Bununla birlikte sinema, müzisyenlerin de tanınması için çok önemli bir alan olmuştur. Filmlerde yer alan şarkılar başta olmak üzere katkısını yadsıyamayız.

-Ruhi Su'ya da bir köşe ayırmışsınız. Onun müziğine baktığımızda Adana ve Çukurova izleri nasıl görülür?

-Ruhi Su,  Van’dan Adana’ya göçmüş, 9-10 yaşlarında yetim kalmış bir çocuktur. Adana’da yetimler yurdunda büyüyor. Eğitimini kısmen burada tamamlıyor. Daha sonra Ankara Radyosu ve operaya gidiyor. Bir söz vardır: “İnsanın vatanı çocukluğunun geçtiği yerdir”. Ruhi Su da Adana ve Çukurova’dan çok etkilenmiş. Bu etkileşim onun müziğine de yansımış. Bir sohbetinde şu sözü söyler: “Aşıkların, ozanların, saz çalması ikinci plandadır. Asıl önemli olan onların sözleri ve söyledikleridir”.

Önce yerel sanatçı olmuş ardından ulusal ve nihayet evrensel bir sanatçımızdır.

-Buraya gelen ziyaretçiler size en çok neyi soruyor?

-Buraya gelen konuklar soru sormaktan şaşkınlıklarıyla karşımıza çıkıyor. Tabii karnaval ülkenin her tarafından insanı buraya çekiyor. Konuklar, “Aaa bu da Adanalıymış” diyorlar. Çünkü, Adana tangodan kantoya, baraktan halk müziğine, sanat müziğinden arabeske, pop müzikten rock müziğe varana kadar gurur duyacağımız sanatçılar yetiştirmiş. Bizler de bu sergiyle Dadaloğlu’nu, Karacaoğlan’ı, Faruk Tekbilek’i, Kenan Şele’yi, Ferdi Tayfur’u ve elbette radyodan yetişmiş, Adana’nın ve ülkenin sesi olmuş sanatçılarımızı bir kez daha tanıttık. Bilinmeyeni bildirmek, unutulanı hatırlatmak istedik.

İsmail Görkem Kimdir?

İlk, orta, lise ve yükseköğrenimini Adana’da tamamladı. 1984 yılında İzmir’de kamuda memur olarak işe başladı. İzmir yıllarında tanıştığı entelektüel çevreler, kitapçılar, sahaflar, antikacılar ve koleksiyonculardan etkilendi.

Bu çevreler İzmir’le ilgili her şeyi (kitap, eski fotoğraf, gravür, harita, efemera, antika objeler vs.) toplayıp, bazılarının tıpkıbasımlarını da yaparak yeni nesillere aktarıyorlardı.

Bunun üzerine, "Ben niye Adana ile ilgili bu malzemeleri toplamayayım?" diye düşündü ve Adana ile ilgili ne varsa toplamaya başladı. 1984 yılında gittiği İzmir’den, 1997 yılında Adana’ya döndü. Tabii yanında; eski Adana fotoğrafları, gravürleri, haritalar, Adana ile ilgili basılan kitaplar, Yeni Adana gazetesinin bazıları, “Kaç Kaç” yıllarında basılan eski Türkçe baskılar, Adanalı sanatçıların plakları, notalar vs. ile bavulunu doldurarak Adana’ya getirdi.

Bu birikimini, bu konulara duyarlı olan ve tanıştıktan sonra can dostu olan Mehmet Baltacı ile paylaştı. Onun desteği ve özendirmesiyle bu defa çalışmalarını Adanalı müzisyenler, Adana’nın müzik ve ses tarihi üzerine yoğunlaştırdı.

Bu çalışmaları onu, 1961 yılında Adana’da kurulan ve 1961-1968 yılları arasında faaliyet gösteren Adana İl Radyosu Çukurova’dan Sesler Topluluğu sanatçılarına götürdü. Adana Radyosu’nun 1968 yılında Mersin’e taşınması sonucu, bu sanatçılar ülkenin büyük şehirlerine (Ankara, İstanbul, İzmir) ve yurt dışına (Almanya, Hollanda, ABD, İsveç) tespih taneleri gibi dağılmışlardı. Bu sanatçıları aradı, buldu ve onlarla iletişime geçti.

2011 yılında, yıllardır unutulan sanatçıların yaşayanlarını bir yemek masası etrafında, sazlı sözlü bir toplantıda buluşturdu. Bazıları, 50 yıldır birbirlerinden ayrıldıktan sonra ilk defa bir araya geliyordu. Onların tekrar kaynaşmasını; basında, televizyonlarda ve radyolarda tekrar gündem olmalarını sağladı.

Onları, bir zamanlar Adana çay bahçelerinde, gazinolarda fırtına gibi estikleri yılları Adana halkına ve yeni nesillere tekrar hatırlatmak için; sanatçıların da katıldığı, plak, afiş, fotoğraf, gramofon, lambalı radyo vs. gibi objelerden oluşan iki sergi açtı: Biri Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda, diğeri ise 75. Yıl Sanat Galerisi’nde.

50 yıl aradan sonra, “Adana’da bir yangının külünü yeniden yakarak” Adana İl Radyosu Çukurova’dan Sesler Topluluğu halk konserini, Galleria açık alanında düzenledi.

Hâlen müzik araştırma ve çalışmalarını Adana’da sürdüren İsmail Görkem, “Teknoloji insanı rahat, sanatsa keyifli yaşatır” demektedir.

Bir şey daha söylemektedir: “Her insan yaşadığı çevreden sorumludur. Ülke sevgisi; ülkenizi dağıyla, taşıyla, kurduyla kuşuyla sevmekle olur.”

En büyük hayalinin ise, başka şehirlerde olduğu gibi Adana’ya bir müzik müzesi kazandırmak olduğunu söylemektedir. Bunun gerçekleşmesi hâlinde, 50 yıllık birikimi olan koleksiyonunu bu müzeye bağışlayacağını belirtmektedir.