Erken seçim mi, köklü değişim mi?

Abone Ol

Günler geçerken, seçim rüzgarı daha da kuvvetli esiyor; Cumhuriyet Halk Partisi "şimdi vakti" derken, AK Parti "Zamanı gelince ya da zamanından birkaç ay erken" sinyali veriyor. Seçim meydanında, "erken" kelimesi, siyasi oyunun ince bir detayı olup çıkıyor karşımıza. CHP'nin şimdilik nabzını tayin edenlerin gözü, İstanbul'un yıldızında; Ekrem İmamoğlu'nun adaylığı, ilk seçim rüzgarında yelken açacak bir gemi gibi. Tek adaylı ön seçim,  malumun ilanı olacak ama sert rekabet yaşanacak.  
İzmirlilerle buluşan Ekrem İmamoğlu'nun yıldızı parlıyor gibi görünürken, gökyüzünde kara bulutlar da birikmiş durumda. Lisans diploması, "ahmak davası" ve diğer iddialar, adaylık yolculuğunun pusulasını sarsan fırtınalar gibi.  Her dava, her soruşturma, geleceğine uzanan yolda bir engel; 11 Nisan'daki duruşma ise başlayacak olan bir kasırganın ilk dalgası. 7 yıl 4 ay hapis, siyasi yasak... Bu ve benzeri gelişmeler, İmamoğlu'nun sürecini son ana kadar belirsizliğe sürükleyecek; umutlar ve endişeler, birbirine karışmış bir halde ilerleyecek.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yeniden cumhurbaşkanı adayı olabilmesi için AK Parti, yoğun bir siyasi hareketlilik başlatmış durumda. Erken seçim, anayasa değişikliği veya referandum gibi farklı senaryolar üzerinde çalışılıyor ve yeni katılan milletvekillerine rozetler takılarak TBMM’deki sayısal üstünlük artırılıyor. DEM Parti ile yapılan "Terörsüz Türkiye" açılımı da Erdoğan'ın adaylığını güçlendirmeye yönelik stratejik bir adım olarak değerlendiriliyor. Görünen o ki, AK Parti, Erdoğan'ın yeniden cumhurbaşkanlığı adayı olmasını sağlamak için neredeyse tüm siyasi ve stratejik araçlarını seferber etmiş durumda. Türkiye, yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimiyle adeta büyülenmiş gibi görünüyor. CHP ve AK Parti'nin seçim stratejileri, gündemi tamamen domine ederken, vatandaşın günlük yaşamındaki acil sorunlar, enflasyon, işsizlik, artmakta olan yaşam maliyetleri ve sosyal adaletsizlik gibi konular arka plana itiliyor. Seçim heyecanı, ülkenin gerçek sorunlarının üzerine bir perde çekmiş gibi; halk, isteksizce, gündemin bu siyasi çekişmeye odaklanmasına mahkûm bırakılmış gibi görünüyor. Oysa gerçek gündem, ülkenin geleceğine yönelik kalıcı ve sürdürülebilir çözümler üretmek olmalı; bu çözümler ise ancak vatandaşın gerçek ihtiyaçlarını anlamak ve onlara öncelik vermekten geçer. Seçim sürecinin, bu acil sorunları ele alma fırsatına dönüştürülmesi, demokrasinin gerçek gereğidir. Siyasi çekişmeler halkın gerçek sorunlarını gölgede bırakıyor. Yüksek enflasyon, işsizlik, yüksek konut ve yaşam maliyetleri, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimdeki zorluklar, artmakta olan borç yükü, yetersiz beslenme, enerji maliyetleri, ulaşım sıkıntıları ve bunun sonucu ortaya çıkan sosyal ve psikolojik sorunlar; dar gelirli ailelerin yaşamlarını derinden etkiliyor. Ancak, siyasetin liderler etrafında odaklandığı bu yoğun günlerde,  bu sorunları gerçekten gören, anlayan ve çözüm üretmek için somut adımlar atan bir siyasi irade ve toplumsal duyarlılık eksikliği çarpıcı bir şekilde kendini gösteriyor. Seçim heyecanı yerine, ülkenin gerçek gündemine odaklanmak gerektiğini siyasetin aktörlerine fısıldayabilen galiba yok. 

HER ALANDA REFORM

Ekonomik istikrar için kapsamlı reformlar (enflasyonla mücadele, istihdam teşvikleri), sosyal adaletin sağlanması (sosyal desteklerin güçlendirilmesi, asgari ücret artışı), eğitim kalitesinin yükseltilmesi (özellikle kırsal alanlarda fırsat eşitliği), sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi (pandemi deneyimlerinden ders çıkarılarak), yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi, şeffaf ve adil seçimler (seçim yasasında iyileştirmeler) ve çevre politikalarına (yeşil enerji yatırımları, sürdürülebilir tarım) odaklanmak şarttır. Bunları milletin vekilleri TBMM’de dillendirmek için bu konuda yol almak için neyi bekliyor? CHP Sözcüsü Deniz Yücel, CHP Genel Başkan Yardımcısı Murat Bakan lideri Özgür Özel’e bu gerçeği anlatmalıdır. AK Parti MYK Üyesi Hamza Dağ parti kurmaylarına halkın gerçek gündemini aktarmalıdır.
Türkiye'nin mevcut siyasi yapısı, aday belirleme süreçlerinde çeşitli handikaplar yaratıyor. Parti içi dengeler,  parti yönetimlerinin stratejik tercihleri, merkeziyetçi yapı, kapsayıcı katılım eksikliği ve seçim stratejileri, halkın istediği adayların öne çıkmasını engelliyor. Bu durum, parti içi farklı görüşlerin dengede tutulması amacıyla istenmeyen adayların öne çıkarılmasına, genel siyasi stratejilere hizmet eden adayların tercih edilmesine, yerel örgütlerin ve halkın görüşlerinin göz ardı edilmesine, parti içi demokrasi eksikliğine ve mevcut sistemin başarılı adaylara odaklanamamasına yol açıyor. Sonuç olarak,  seçimler halkın gerçek iradesini yansıtmaktan uzaklaşıyor.

Bu sorunların üstesinden gelmek için köklü değişikliklere ihtiyaç var. Daha demokratik ve şeffaf aday belirleme süreçleri oluşturulmalı; ön seçimlerle parti üyelerinin ve toplumun doğrudan katılımı sağlanmalı; sivil toplum kuruluşlarının görüşleri dikkate alınmalı; aday belirleme süreçlerini denetleyecek bağımsız kurumlar kurulmalı; seçim barajları gözden geçirilmeli ve gençlerin ve kadınların siyasette daha etkin temsilini sağlayacak teşvikler oluşturulmalı. Bu adımlar, seçimlerin gerçekten halkın iradesini yansıtan ve daha kapsayıcı bir süreç olmasını sağlayacaktır. Bu kadar açık ve net çözümler varken,  bu reformları hayata geçirmek neden bu kadar zor görünüyor?