Fitre rotası değişsin: Navigasyon emekliyi göstersin

Abone Ol

Diyanet açıkladı: 2026-2027 dönemi için fitre miktarı 240 TL. Rakam net. Hesap basit. Ama memlekette asıl karmaşık olan şey matematik değil, adalet duygusu.
240 lira…
Bugün büyük şehirlerde mütevazı bir mutfak alışverişinin küçük bir parçası. Bir emeklinin günlük temel gıda giderine zor yetiyor. Ama mesele fitrenin kaç lira olduğu değil. Mesele şu: Bu ülkede milyonlarca emekli neden fitre konuşulan bir ekonomik kategoriye dönüştü?
Çünkü artık Türkiye’de emeklilik, dinlenme dönemi değil; bütçe açığını sabırla kapatma görevi gibi yaşanıyor.
Bir tarafta 240 liralık fitre hesabı yapan emekli var.
Diğer tarafta milyarlarca liralık bütçeyi yöneten bir siyasal sistem.
Şimdi biraz rakamlara bakalım.
TBMM’nin yıllık bütçesi her yıl artıyor. Araç tahsisleri, lojmanlar, temsil giderleri, koruma orduları, makam harcamaları… Hepsi bütçe kalemi. Hepsi “devlet ciddiyeti” başlığı altında meşru.
Milletvekillerinin maaşları, emekli milletvekili aylıkları, danışman kadroları… Bunlar da sistemin parçası.
Elbette devlet yönetilecek. Elbette temsil olacak. Ama şu soruyu sormadan geçmek mümkün mü?
Bir ülkede emekli 240 liralık fitre hesabıyla ayakta kalmaya çalışırken, karar vericilerin hayat standardı ekonomik krizden neredeyse hiç etkilenmiyorsa, burada yük eşit mi dağılıyor?
Meclis lokantasındaki fiyatlar yıllardır tartışma konusu. Piyasanın çok altında sunulan yemekler, sübvanse edilen menüler… Dışarıda bir lokantada 500-600 liraya yenilen bir yemek Meclis’te çok daha uygun fiyatlara servis ediliyor.
Bu ayrıcalık mı? Teknik olarak hayır denebilir.
Ama sembolik olarak evet.
Çünkü semboller önemlidir.
Bir emekli pazarda yarım kilo kıyma almayı düşünürken, temsil makamındaki bir sistem sübvanse edilmiş konfor alanında yaşıyorsa burada sadece ekonomik değil, psikolojik bir kopuş vardır.
Siyasette sık duyduğumuz cümle şu:
“Emeklilerimizi enflasyona ezdirmedik.”
Peki o zaman neden milyonlarca emekli ek iş arıyor?
Neden torununa harçlık veremeyen bir kuşak ortaya çıktı?
Neden bankaların emekli promosyon kampanyaları maaş artışından daha çok konuşuluyor?
Çünkü mesele zam oranı değil; alım gücü.
Mesele yüzdelik artış değil; yaşam standardı.
Devlet bütçesinde tasarruf konuşuluyor. Ama tasarruf genellikle vatandaşa tavsiye ediliyor. Elektriği az kullanın, suyu dikkatli tüketin, kemer sıkın…
Peki devlet kemeri nerede sıkıyor?
Makam araçlarından mı?
Temsil harcamalarından mı?
Ayrıcalıklı lojman düzeninden mi?
Yoksa tasarruf sadece emeklinin mutfağında mı uygulanıyor?
Bir ülkede en zayıf halka sürekli fedakârlık yapıyorsa, o zincir adalet zinciri değildir.
Diyanet 240 lira dedi.
Belki teknik olarak doğru hesaplandı.
Ama sosyal adalet hesabı başka bir şey söylüyor.
Bugün gerçekten sorulması gereken soru şu:
Emekliyi fitreye muhtaç eden ekonomik model sorgulanacak mı, yoksa sadece dayanışma çağrılarıyla mı geçiştirilecek?
Yardım elbette kıymetlidir.
Ama yardım sistematik yoksulluğun yerine geçemez.
Ramazan paylaşma ayı olabilir.
Ama devlet yönetimi paylaşma ayı üzerinden yürütülemez.
Bir tarafta 240 lira.
Diğer tarafta milyarlık bütçeler.
Bir tarafta “idare ediyoruz” diyen emekli.
Diğer tarafta krizden etkilenmeyen bir siyasal konfor alanı.
Asıl mesele fitre değil.
Asıl mesele şu:
Bu ülkede ekonomik fedakârlık gerçekten eşit mi paylaşılıyor?
Fitre 240 lira olabilir.
Ama adalet tarifesi hâlâ açıklanmadı.