Araştırmanın başındaki isim Dr. Mikaela Bloomberg, “Ağrı ve depresyonun ilişkili olduğu biliniyordu, fakat bu ilişkinin zamanlaması hakkında yeterince bilgiye sahip değildik.

Bulgularımız, depresif semptomların ve yalnızlığın, fiziksel ağrılardan çok önce kötüleştiğini gösteriyor,” ifadelerini kullandı.

Uzmanlar, bu durumun tedavi sürecinde yeni bir yaklaşım gerektirdiğini savunuyor. Bloomberg, “Ağrıyı yalnızca fiziksel bir sorun olarak ele almak yeterli değil. Psikolojik destek ve sosyal müdahalelerle erken dönemde ruh sağlığı güçlendirilirse, ileride kronik ağrıya yakalanma riski de azalabilir” dedi.


Çalışmada dikkat çeken bir diğer unsur ise bireylerin eğitim ve gelir seviyesinin, ruhsal belirtilerin şiddeti üzerinde etkili olması.

Daha düşük gelir ve eğitim düzeyine sahip bireylerde depresyon ve yalnızlık daha yoğun yaşanıyor. Bu da onların ağrı riskini artıran gruplar arasında yer almasına yol açıyor.

Araştırmacılar, Avrupa’da her 10 kişiden 4’ünün kronik ağrı yaşadığını hatırlatarak, sağlık politikalarında ruhsal ve fiziksel sağlık unsurlarının bir arada değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Özellikle yaşlılar ve dezavantajlı gruplar için erken dönem psikolojik müdahalelerin yaygınlaştırılması öneriliyor.

Yorumlar
Editör Hakkında