İstanbul'da dün meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki deprem, bölgeyi etkileyerek hem yerel halkı hem de bilim dünyasını alarma geçirdi. Ancak, deprem uzmanı Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, bu sarsıntının önceden yaptığı tahminlerle örtüştüğünü belirterek, büyük bir yıkım beklemediğini vurguladı. 20 gün önce yaptığı bir açıklamada, Silivri bölgesinin etkileneceğini öngören Üşümezsoy, deprem riski konusunda dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
(Sözcü)
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, İstanbul'da dün meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki depremin daha önce yapmış olduğu tahminlerle örtüştüğünü ve bu durumun kendisini şaşırtmadığını ifade etti.
İstanbul’daki büyük depremin uzun vadede gerçekleşmeyeceğini belirten Üşümezsoy, "Şu anda İstanbul'da büyük bir deprem beklemiyorum. Adalar Fayı gibi ölü fayların varlığı, bu bölgede büyük hareketlerin olmayacağı anlamına geliyor. Bu tür yanlış tahminler de halkın yanlış bilgilendirilmesine yol açıyor" dedi.
Adalar Fayı'nın son derece önemli bir fay hattı olduğunu belirten Üşümezsoy, bu fayın aktif olmadığını söyledi. "Adalar Fayı, 10 milyon yıldır ölü bir fay. Bu fayın hareket etmesi beklenmiyor," diyen Üşümezsoy, fay hareketliliğinin çok eskiye dayandığını ve bu nedenle herhangi bir tehdit oluşturmadığını ifade etti.
Ayrıca, Adalar Fayı’nın, tıpkı Santorini Fayı gibi, gerilip çöken bir yapıya sahip olduğunu belirterek, bu tür fayların aktif hale gelmesinin son derece düşük bir ihtimal olduğunu vurguladı.
Üşümezsoy, geçmişte yapılan birçok depreme dair tahminin gerçeği yansıtmadığını belirterek, bu tahminlerin çoğunun bilimsel dayanaklardan yoksun olduğunu söyledi. "Geçmişte yapılan, 250 yılda bir deprem olacak savları çöpe atılmıştır. 1894’teki Çınarcık depremi, bugüne kadar yapılmış en büyük depremdi ve bu durum, 250 yıl beklenen büyük depremin aslında olmadığını gösteriyor," diye ekledi.
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, İstanbul'da yaşanan 6.2 büyüklüğündeki depremin Silivri bölgesinde meydana geldiğini belirterek, bu bölgenin uzun zamandır aktif olduğunu ifade etti. "Silivri'deki fay, bu tür küçük sarsıntılara yol açabilen bir bölge. Daha önce de Silivri’de 6.0 - 6.5 büyüklüğünde bir deprem beklediğimi söylemiştim. Ancak bu tür depremler büyük yıkımlara yol açmaz, çünkü bölgedeki faylar daha küçük hareketler gösteriyor," dedi.
Üşümezsoy, İstanbul’daki büyük depremlerle ilgili endişeleri ise, bilimsel verilerle çürütmeye devam etti. "Büyük depremler için büyük bir risk olmadığını düşünüyorum. Marmara Bölgesi’nde büyük bir 7.9 veya 8.1 büyüklüğünde deprem beklemek bilimsel olarak doğru değil. Eğer bu kadar büyük bir deprem olsaydı, büyük bir yıkım yaşanırdı. Ancak bugüne kadar yaşadığımız depremler bunun aksini gösteriyor," dedi.
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Marmara Bölgesi’nde büyük depremler değil, küçük fay kırılmalarının olabileceğini öngörüyor. Özellikle Armutlu ile Mudanya arasında yoğun bir deprem hareketliliği bekleyen Üşümezsoy, "Esenköy’den Armutlu’ya kadar uzanan fayda küçük küçük hareketler gözlemleniyor. Burada büyük bir deprem meydana gelmesi için daha uzun bir fay hattının olması gerektiğini düşünüyorum. Bu bölgedeki depremler daha çok küçük fay hareketlerinden kaynaklanıyor" dedi.
İstanbul'un kıyı şeridinde, özellikle heyelanların etkisiyle bazı yerleşim yerlerinde zarar görebileceğini belirten Üşümezsoy, "İstanbul’da başka bir büyük deprem beklemiyorum ama kıyı şeridindeki heyelanlar bir tehlike oluşturabilir. Bu tür doğal afetler, deprem kadar yıkıcı olmasa da yine de bölge sakinleri için risk oluşturabilir," dedi.
Üşümezsoy, bilim dünyasında bazı kişilerin hâlâ geçerliliği olmayan fay modelleri üzerinden açıklamalar yaptığını belirterek, "Bunlar sadece spekülasyondan ibaret. Bilimsel çalışmalar yapmadan, yanlış veri ve modellerle açıklamalar yapan kişiler insanları yanıltıyor. Bu tür tahminler halkı paniğe sevk etmekten başka bir işe yaramaz," diye konuştu.
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, İstanbul’daki depreme dair yapılan yanlış tahminlere karşı halkın daha bilinçli olması gerektiğini söyledi. Bilimsel verilere dayalı tahminlerin doğru bilgi sunmada daha etkili olduğunu belirten Üşümezsoy, deprem riskini doğru bir şekilde değerlendiren uzmanların daha fazla söz sahibi olması gerektiğini ifade etti.