Futbol ve psikoloji

Abone Ol

Söylemekten bıkmadım bıkmayacağım. Bu ülkenin anayasası “atasözleri ve deyimler sözlüğü” diyenlere kulak verin lütfen. Bin yılı aşkın tarihin bağrından kopup gelen bu sözler öyle laf ola beri gele denmek suretiyle yabana atılacak nitelikte değil. Yaşamınız boyunca insana ya da olaylara karşı tavır almak gerektiği vakit imdadınıza bir atasözü yahut özdeyiş yetişmediğini söyleyebilir misiniz? Belki farkında değilsiniz ama kuşaktan kuşağa yapılan bu aktarımlar öylesine kuvvetli ve kusursuz bildirimler içerir ki, gen haritanıza baktığınızda bunların giderek varlığınızın ayrılmaz parçaları haline geldiğini görürsünüz. Bu bağlamda, yaş aldıkça daha çok sevmeye başladığım “Gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse “ yi hepsinden ayrı tutuyorum. Hele işin ucunda futbol olunca, kalkıp hiç üşenmeden bu konuda yazmaya karar vermek birkaç dakikamı bile almıyor. Psikolojiyi size tarif etmeme gerek yok. Hele insanla bu denli özdeşleşmiş bir sözcüğün bilimsel analizini yapmaya hiç gücüm yetmez. Şu hale göre ancak öneminden bahseder, kalanı hakkında bu alanın yetkin kimlikleri ile baş başa bırakırım sizi. Futbol insan hayatına girdi girelibaş aktör konumundaki oyuncuları belli sıçrayışlara yönlendirdiği her türlü tartışmanın dışında. Öyle ki bu sıçrayış hakkında sokağa kulak verseniz hep aynı cümleleri duyuyorsunuz: “Abi ya, adam topa iki tekme vuruyor al sana milyonlar, nerede asgari ücret nerede bunların aldığı.” Ya da bir başka tespit: “Efendim yıldız başka bir şey, bakınız şu oyunu yönetmedeki şiirselliğe, farklı canım çok farklı, aldığı helal helal.” İşi salt takımın kazanmasına indirgemiş olanından ise şu feveran duyuluyor. “Yok abi yok, takım ruhu bitmiş, bak el âlem köpek gibi koşuyor ama bunlar ruhsuz, tabi mangırlar peşin cepte, takım umurlarında mı? Biz umurlarında mıyız?” Bu son cümledeki “umurlarında mıyız” feryadının güncele dair başka şeylere tepki içerdiğini bildiğimizden onu şimdilik bir kalem geçiyoruz ama kazanılan parayı ülke şartlarına oranladığınızda, futbolun hangi seviyede oynarsa oynasın, futbolcuyu başladığı noktadan çok daha yükseğe çektiği gerçeğini de hiç yadsımıyoruz.

MARKA VE PAZARLAMA

Böyle olunca, nasıl bir marka ve pazarlama anlayışıyla çalışılıyor bilmiyorum ama 17-18 yaşındaki çocuğun iki üç maçla göklere çıkarılıp bilincinin başkalarınca avuçlar arasında tutulduğu ve ekonomik sıçramasının onu nasıl bir ruh yapısına yönlendireceği apayrı bir tartışma konusu olarak geliyor önümüze. Oysa piyasada dönen, kaynağı genelde meçhul çılgın para sayesinde toplumdaki statüsünün değiştiği, güçlendiği ve böylece yükseldiklerini düşünenlerin, çıktıklarından daha büyük hızla tepetaklak olmaları sıklıkla rastlanan bir durum değil mi? Bizim geldiğimiz noktada önemli olan, paraya çabucak ulaşılan bir meslek gibi tarif edilen futbolculukta başarı ve iç huzur anlamında devamlılığın sağlanabilmesine ciddi katkı koyacak psikolojinin vakit kaybetmeksizin devreye girmesinin olmazsa olmaz addedilmesi gerekliliğidir. Peki bu katkıyı kim koyacak derseniz hiç düşünmeksizin spor psikoloğu derim efendim. Spor psikologları sporcuların performanslarını artırmak için önce ilgili spor dalının içeriğine ve bağlı olarak ta oyuncunun zihin yapısına odaklanarak onlarla birlikte çalışır ve karşılaşabilecekleri tüm zorluklarla ilgilenirler. Yine sporcuların kapasitelerini, olduğundan çok daha yükseğe taşımalarına yardımcı olurlar. Eskilerin deyimi ile sabırla hazmetmeyi öğretip, basamakları yavaş yavaş çıkmalarını sağlarlar. Bilimsel yazılara göre psikologların işin teknik anlamı itibariyle görselleştirme, stres yönetimi, yaşam tarzı yönetimi, ekip çalışması, motivasyon gibi değişik başlıklar altında planlama yaptıkları görülmektedir ki bu süreç antrenman veya maçın yanı sıra yaşantının irdelenmesine kadar çok geniş bir yelpazede yer alıyor. Bugün artık spor psikologlarını, başarıyı yakalama yönüyle altın anahtar gibi gören takımlar, sözü geçen bu kimlikleri hiç düşünmeksizin takımın vazgeçilmez parçası olarak bünyelerine katmaktalar. Öyle ki bu bazen sporcu bazında bireysel, bazen kolektif bilincin oluşması adına toplu yapılan çalışmalarla, oyuncuların sahadaki zorlukları aşmada ve seçtikleri alanlarda örnek roller üstlenmelerine yardımcı olmakta. Günümüzde, üniversitelerin bünyelerinde yer alan spor psikolojisi, çağdaş futbolunun vazgeçilmez bileşenlerinden biri olma yolunda hızla ilerliyor. İşin taraftar boyutu ise bambaşka. Aslında bir değil birden çok yazıya konu edilebilecek bu durum insanın günlük yaşamdaki arayış ve kaçışlarıyla doğrudan ilişkili olduğu için izniniz olursa onu başka zaman ele alırız. Yalnız bilmenizi istediğim şey o ki, insanın ister kendi eliyle çevresine inşa ettiği duvarlardan, isterse başkalarının zihnine sardığı kalın zincirlerden kurtulmasının yolu ne para pul ne de şan şöhretten, sadece ve sadece psikolojisinin doğru yönetiminden geçer. Unutmayınız ki sizden yararlanmak isteyenler işe öncelikle psikolojinize saldırmakla başlayıp onu yok edinceye dek bu gayretlerini aralıksız sürdürürler. Sonrası mı? Siz sonrasını fazla dert etmeyiniz efendim. Yeter ki mümkün olduğunca kendinizin yanı sıra karşınızdakileri de sabırla dinlemek ve anlamaya çalışmaktan vazgeçmeyiniz. Daha fazla detaya da gerek yok çünkü asıl bu son söylediğimden vazgeçildiği zaman kopmaktadır yaşam sinemasındaki film ve ne yazık ki her birimize hep aynı yol gösterilmektedir şu bildik anonsla: “Çıkışlar ön kapıdan, izdiham yaratmayalım lütfen.”