Spor

Futbolda sert yüzleşme: Başarı mı tesadüf mü?

Dünya Kupası’na gidişin kutlamaları da muhasebesi de başladı! İş ve spor adamlarının farklı hesaplar yaptığı günümüzde asıl soru; Türkiye neden başarıyı istisna, başarısızlığı ise gelenek haline getirdi?

Abone Ol

Nihat AK/EGE TELGRAF- Türk futbolu Dünya Kupası’na gitmenin sevincini yaşarken, futbolun neden hala istisnai başarılarla avunduğu sorusu yeniden gündemde. Bir yanda milyar dolarlık endüstriyel futbol düzeni, diğer yanda hâlâ keşfedilmeyi bekleyen genç yetenekler... TÜRFAD İzmir Şube Başkanı Bahri Vreskala ile spor adamı Mehmet Çağlayan Kökkılınç’a göre mesele ne şans ne de kader; mesele, yıllardır yapılmayan yatırımlar ve bir türlü kurulamayan sistem.

5 ŞAMPİYONLUK, 8 FİNALİSTLİK

Dünya Kupası’nın, yaklaşık bir asırlık geçmişiyle dünya sporunun en büyük etkinliklerinden biri olduğunu vurgulayan Türkiye Futbol Adamları Derneği (TÜRFAD) İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Bahri Vreskala, “Dünya Kupası tarihinin en başarılı ülkesi 5 şampiyonlukla Brezilya olurken onu 4'er kupayla Almanya ve İtalya takip ediyor. Son şampiyon Arjantin ise toplam 3 kez Dünya Kupası’nı kazanma başarısı gösterdi. Final oynama istatistiklerinde Almanya 8 finalle ilk sırada yer alırken, Brezilya 7, İtalya 6 ve Arjantin 6 kez finalde mücadele etti. Bu rakamlar, söz konusu ülkelerin dünya futbolundaki istikrarlı başarılarını ortaya koyuyor. Dünya Kupası’nda Hollanda üç kez finale çıkmasına rağmen kupaya uzanamadı. Bugüne kadar Dünya Kupası'nı yalnızca Avrupa ve Güney Amerika ülkeleri kazanırken, diğer kıtalardan henüz bir dünya şampiyonu çıkmadı. Bu durum, organizasyonun yaklaşık 100 yıllık tarihinde futbolun geleneksel güç merkezlerinin değişmediğini gösteriyor.

Türkiye’nin Dünya Kupası yolculuğu 1950’ye uzanıyor. 1950’de hak kazanmasına rağmen gidemediği turnuva, 1954’te kura ile katılım ve ardından gelen uzun hasret yılları bu hikâyenin başlangıcı oldu. 48 yıl boyunca 11 Dünya Kupası’nı kaçıran Türkiye için kırılma noktası 2002’de gelen dünya üçüncülüğüydü. Şimdi ise yeni bir sayfa açılıyor. Ay-yıldızlılar, 24 yıllık Dünya Kupası özlemine son vererek yeniden sahneye çıkıyor. Bu yolculuk, Türk futbolu için yeni umutlar ve yeni hedefler anlamına gelmelidir” ifadelerini kullandı.

BAYRAK VE FORMA AŞKI

Otuz yıldır aynı gerçeği haykırdığını belirten Vreskala, “Ben ömrümü başta futbol olmak üzere sürdürülebilir milli spor başarısına adadım. Büyük Atatürk, cennet vatanımızı gençlere emanet etmiştir. Peki biz niye gençlerimize güvenmiyoruz? Otuz yıldır aynı gerçeği haykırıyorum: Türk gençliğine güvenirsek başarırız. Kendi çocuklarımıza, kendi teknik adamlarımıza fırsat verdiğimizde sonuç alıyoruz. 2002 Dünya Kupası'nda kendi teknik direktörümüz ve kendi evlatlarımızla dünya üçüncüsü olduk. Kadın voleybolunda dünyanın zirvesine çıktık. Jimnastikte, okçulukta, güreşte, halterde ve birçok branşta dünya çapında sporcular yetiştirdik. Bu başarıların ortak noktası yabancıya bağımlılık değil, Türk gençliğine duyulan güvendir. Ben yabancı düşmanı değilim. Ancak Türk sporunun geleceği yabancı sporcu ve yabancı teknik adam ithalatında değil, kendi insan kaynağını geliştirmektedir. Forma aşkı olan, bu ülkenin bayrağı için mücadele eden gençlerimize hak ettikleri fırsatlar verilmelidir. Çünkü başarı satın alınmaz; başarı yetiştirilir” dedi.

KENDİMİZE YATIRIM YAPMAK

Kendi döneminde yaptıklarının bugün meyvelerini verdiğine dikkati çeken Vreskala, “Görev yaptığım dönemde sadece konuşmadım, uyguladım. Spor altyapısını güçlendirdik, alt yapı ile üst yapıyı buluşturduk. Sporcuların ihtiyaç duyduğu tesisleri oluşturduk, mevcut imkânları doğru kullandık. İzmir'de jimnastiğe uygun salonlar kazandırdık, sporcuların önündeki engelleri kaldırdık. Sonuç ortadadır: İzmir'den dünya şampiyonları çıktı. İbrahim Çolaklar, Ferhat Arıcan ve daha niceleri tesadüfen yetişmedi. Onlara güvenildi, uygun ortam sağlandı ve başarı geldi. Benim tezimin özeti çok nettir: Verirsen alırsın, vermezsen alamazsın. Türk sporunun geleceği, Türk gençliğine güvenmekten geçmektedir. Yapılması gereken yeni bahaneler üretmek değil; gençlerimize, antrenörlerimize ve altyapımıza yatırım yapmaktır” diye konuştu.

DÖNEMSEL BAŞARI

Dünya Kupası’na Türkiye’nin neden üçüncü kez katılabildiğinin sorgulanması gerektiğine dikkati çeken İzmirli spor adamı Mehmet Çağlayan Kökkılınç, “Türkiye’nin Dünya Kupası’na katılması önemli bir başarıdır. Ancak futbolla yaşayan, futbolla nefes alan ve uzun yıllara dayanan futbol geçmişine sahip bir ülke için bu tablo aynı zamanda sorgulanması gereken bir gerçeği de ortaya koymaktadır.

Bizde dönemsel başarılar öne çıkarılıyor, ancak bu başarıların arkası yeterince doldurulmuyor. Kalıcı ve sürdürülebilir bir yapı oluşturulamadığı için elde edilen sonuçlar devam ettirilemiyor. Dünya Kupası, bizim için çoğu zaman bir aylık bir organizasyon olarak kalıyor. Eğer bir derece de elde edilmişse, yıllarca onunla yetiniliyor. 2002 Dünya Kupası’nda elde edilen dünya üçüncülüğü hepimiz için büyük bir gurur kaynağıdır. Ancak aradan geçen yıllar, başarıların sürdürülebilir hale getirilemediğini ve o başarının devamının getirilemediğini göstermektedir. Asıl mesele, tek seferlik başarılar değil, başarıyı kalıcı hale getirebilmektir” dedi.

ORTAK NOKTA

Futbolda sürdürülebilir başarının temelinde akademi olduğuna dikkati çeken Kökkılınç, “Yetenek sokakta, sahilde ya da mahalle arasında keşfedilebilir ancak başarıya ulaşması için disiplinli ve planlı bir eğitim sürecinden geçmesi gerekir. Dünyada kalıcı başarı elde eden ülkelerin ortak noktası da budur. Bunun en önemli örneklerinden biri Ajax'tır. Yaşadığı düşüşün ardından altyapısını yeniden yapılandırmış, akademi sistemini güçlendirmiş ve bugün dünyaya futbolcu yetiştiren bir model haline gelmiştir. Türkiye'nin temel sorunu ise altyapıyı üst yapıyla buluşturamamaktır. Futbolun büyük bir ekonomik alan haline gelmesi, kısa vadeli kazançları ön plana çıkarırken disiplinli gelişim sürecini geri plana itmektedir. Oysa Alman, Hollandalı ve Fransız futbolcular küçük yaşlardan itibaren takım disiplini ve oyun kültürüyle yetiştirilmektedir. Bizde ise futbol çoğu zaman heyecan, motivasyon ve duygusallık üzerine kuruludur. Kalıcı başarı için ihtiyaç duyulan şey; sistem, disiplin ve güçlü bir akademi anlayışıdır. Aksi halde başarılar istisna olarak kalır, sürdürülebilir hale gelemez” diye konuştu.

13 MİLYAR DOLAR

Endüstriyel futbolun dünyaya hâkim olduğunu belirten Kökkılınç, “Dünya Kupası artık dev bir ekonomik organizasyona dönüşmüş durumda. FIFA'nın son raporlarına göre, 2026 Dünya Kupası'nı da kapsayan dönemde toplam gelir 13 milyar doları aşacak. Bu rakam, 2014 Brezilya Dünya Kupası dönemindeki 5,5 milyar dolarlık gelirin iki katından fazlasına işaret ediyor. Gelir artışının en önemli nedenleri, turnuvanın ABD, Kanada ve Meksika'nın ev sahipliğinde düzenlenmesi ve takım sayısının 32'den 48'e çıkarılması. Bu değişiklikle maç sayısı 64'ten 104'e yükseldi. Turnuvada satılan bilet sayısının 6,5 milyonu aşması, bilet gelirlerinin ise 3,1 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Katar 2022'de bu rakam 900 milyon dolar seviyesindeydi. Sponsorluk gelirlerinin de 1,8 milyar dolardan 3,5 milyar dolara çıkacağı öngörülüyor. FIFA, Dünya Kupası'na katılan ülkelere toplam 727 milyon dolar dağıtacak. Turnuvaya katılan her ülke en az 10,5 milyon dolar kazanırken, şampiyon takım 50 milyon dolarlık ödülün sahibi olacak.

BACASIZ ENDÜSTRİ

Bacasız endüstri futbol öyle bir noktaya geldi ki, burada parayı kazananlar oyunculardan ve takımlardan çok bu işi yönetenler, piyasayı ellerinde tutanlar oldu. Kulüpler ve hatta milli takımlar üzerinden dev sponsorluklarla büyük gelirler elde ediliyor, büyük reklamlar yapılıyor.
Endüstriyel futbolda önemli olan aidiyet ya da forma aşkı değil; kaç forma satıldığı, ne kadar gelir elde edildiğidir. Bu bir business olarak görülüyor. Futbol artık büyük bir sanayi ve endüstri haline gelmiş durumda. Oyuncunun kullandığı şampuandan giydiği kravata kadar her şey bu sistemin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Duygusal futbolda ise takım, millet, milliyet, sevgi ve aidiyet vardır. Endüstriyel futbol bunlara değil, rakamlara ve gelire bakar. Bugün futbolun önündeki en önemli mesele, endüstriyel futbol ile duygusal futbol arasındaki doğru bağlantıyı kurabilmektir” ifadelerini kullandı.

İZMİR TERCİHİNİ YAPMALI

İzmir’de futbol için bir tercih yapılması gerektiğine dikkati çeken Kökkılınç, “Coğrafya kaderdir denir. Ancak futbolda kaderi belirleyen sadece iklim ya da bölge değildir; disiplin, sistem ve altyapıdır. Kuzey Avrupa ülkeleri bunu yıllardır başarıyla uyguluyor. Çünkü yeteneği sistemle buluşturuyorlar.İzmir futbolunun temel sorunu da budur: Altyapıyı üst yapıyla buluşturamamak. Yıllarca kulüpler fedakâr aileler tarafından yönetildi. Büyük emekler verildi, büyük bedeller ödendi. Ancak sistematik bir futbol modeli ve sürdürülebilir altyapı anlayışı oluşturulamadı. Bugün elimizde iki önemli örnek var. Biri, altyapıdan yetiştirdiği Türk futbolcularla önemli bir başarı hikâyesi yazan Altınordu. Diğeri ise kurumsal yönetim, akademi ve uzun vadeli planlamayla yeniden yükselişe geçen Göztepe. Bu örnekler gösteriyor ki başarı tesadüf değil, sistem işidir. İzmir futbolu artık tercihini yapmak zorundadır. Ya günü kurtaran anlayış devam edecek ya da altyapıyı merkeze alan, kurumsal ve sürdürülebilir bir model kurulacaktır. Çünkü modern futbolda iyi niyet yetmez; sistem, disiplin ve ortak akıl kazanır” diye konuştu.