Futbolun yazılmamış kuralları

Abone Ol

Türk Dil Kurumuna göre kural; bir sanata, bilime, düşünce ve davranış sistemine temel olan, yön veren ilke, nizam olarak tanımlanmakta. Tanımı böyle iyi hoş lakin ben kendisiyle iç içe yaşadığımız bu sözcüğün bizi neredeyseher yöndensarmalamış olması doğrultusundakurulu düzen içinde kaybolup gitmiş olmaya tahammül edemiyorum.

Kuralın olmadığı yerde anarşi, anarşinin olduğu yerde de sorun çıktığından olmalı, insanların kurallarla ilişkilerinde bazen özgürlükten dahi vaz geçerek ona teslim oldukları tarihin hemen her sayfasında büyük harflerle yazılı. Kuralın muhtelif güç ve artıları olduğubir gerçek. Ne var ki bunun toplumu ileriye taşıma sonuçlarına rağmen bazen yaşamları sıradanlaştırması, bazen de yaratıcılığın önüne geçmesi yönüyle kapsamlı bir özgürlük tartışmasına kapı açtığı da başka bir gerçek. Bu doğrultuda, futbol oyun kurallarının kabulünden bu yana uygulanan on yedi futbol kuralını defalarca okuyup, son kelimesine kadar ezberleseniz dahi, sonuçta futbolun nasıl oynandığını bilmiyorsanız kural bilgisi size tek başına yardımcı olamayacağı gibi edineceğiniz bilgiler de sizi çok çok futboldan konuşulurken başvurulan birsözlük olmaktan öteye götürmez. Oyun düzeninin bozulmaması adına kuralları kabul etmekte hiç sakınca yok ancak onun ruhundaki anlamı yakalayamazsanız, oyun oyun olmaktan çıkar ve 90 dakikalığına katıldığınız sıradan bir etkinlikten öteye gitmez. Kural -futbol ilişkisinden konuşurken yazılmamış kurallardan söz etmemek olmaz. Bu kuralların ilkinin “kuralın ruhunu bilmek” olduğunu söylemeliyim. Kuralın ruhunu kimden öğreneceğiz derseniz de size ilk adres olarak hakemi işaret ederim. Çoğunluğun daha son cümlemin mürekkebi kurumadan isyan ederek hakemlere söz söylemeye yeltendiğini hissediyorum ama eğer öyleyse bilinki bu tepkiniz çok anlamsızolur efendim. Beğenin beğenmeyin, hakem saha içinde elinde sopayla dolaşan bir yönetici değil, ve fakat kuralın, ruhuna uygun şekilde işlemesini sağlayan kişidir. Bir başka yazılmamış kural “rakibe saygı duymak” olarak çıkar karşımıza.

Her ne kadar bu konuda gerek yönetici gerekse futbolcu ve teknik adamlar maç öncesi göstermelik saygı ifadeleriyle yüklü cümleler sarf etseler de bu onların rakibi küçük gördükleri anda uğrayacakları felaketi önlemeye yetmez. Nitekim bu kuralın ciddiyetini özümsememiş olanların başına gelenleri sıralamaya kalksak, futbol tarihini anlatan bir kitabın hemen hemen bütün sayfaları sayısız öyküyle dolar taşar. Lig sonuncusunun lig liderini şampiyonluktan ettiği, ya da köy takımlarının milyonluk profesyonelleri rezil- i rüsva ettikleri maçlar hafızalarda yerini korudukça bu türden sonuçlara hayret edenlerin futbol bilgilerine gülüp geçmek geliyor içimden. Bunlar işin manevi yönünü ilgilendiriyor, asıl sahanın içine yönelik yazılmamış kural yok mu diyenleriniz varsa yanıtımız hazır merak etmeyin. Öğrenmek isteyene bütün kapılar açıktır yeter ki doğru kapıya doğru yönelinsin. Alın size oyuna yönelik bir kural: “Son adam topla fazlaoynamaz”. Oynar kardeşim neden oynamıyormuş, son adam da maçın bir parçası değil mi gibidüşünmeye başladığınızı hissediyorum. Bu yüzden merakınızı hemen gidereyim. Diyelim son adam yetiştiği topu taca yahut kornere atmadı veya kendi kontrol edip rakibi ekarte etmeye çalışırken kaptırdı ve gol oldu. Başına geleceklerden haberiniz var mı? Hele bu maç şampiyonluk veya düşme maçı ve bu hareketleri sonuca olumsuz tesir etmişse daha büyük felaket. Koca senenin başarısızlık hikayesini bu arkadaşın üstüne yıkmazlar mı? Malum kolaydır bizim ülkede adam harcamak, bilmeyen mi var. Hayatınızı verecek derecede çalışır didinir nice artılar üretirsiniz ve fakat beş dakikada koyarlar kapı önüne sorgusuz sualsiz. Bakınız hücum hattı hariç yan pas yapmak tehlikelidir” de bunun bir benzeri. Zaten karşıda heyula gibi duran kaleye doğru dikine oynamak yerine oyuncular ne diye yengeç gibi yan yan gider ve ısrarla yan pas yapar bilmem.

Rakibe, kolayca araya girmek suretiyle kazanacağı bir topla doğrudan kalenize gitme fırsatının altın tabakla ikram edilişini içeren bu durumu bugüne dek hiç anlamadım, anlamam da mümkün değil. Gelelim bir başkasına. Futbol oyununda yazılı olmayan bir diğer kural da“atamayana atarlar” kuralıdır efendim. Siz maç boyunca ayağınıza gelen fırsatları cömertçe harcayacak ve tribün orkestrasınca seslendirilen “ahlar vahlar senfonisi” eşliğinde kahrolmaya abone olmayı sürdüreceksiniz,sonra da kalkıp “futbolun adaleti yok kardeşim” ya da “hakem yüzünden yenildik” cümlelerinin ardına saklanarak işin içinden sıyrılmaya çalışacaksınız. Yok öyle hem yirmi beş kuruş hem şoför mahallinde oturmak. Şair doğru söylemiş: “Her problem kendi içinde bir fırsat taşır / fırsat gerçekleştiğinde problemi kimse hatırlamaz” diye. Elinize geçen fırsatları değerlendiremezseniz kuralsizin için ne yapabilir ki? Neyse, burada duruyorumartık çünkü yerim olsa sizlere daha pek çok yazılmamış kuraldan söz edebilirim lakin futbol şöyle dursun kendi yaşamlarımızda yazılısına ne kadar uyuyoruz da yazısızından medet umalım. Alemin yazılı olmayan anayasası var, düzenleri asırlardır tıkır tıkır işliyor, bizde otuz sekiz kere yazılıp elli sekiz kere delineni var da ne işe yarıyor? Demem o kikural diye bilinen ne varsa, onun ruhunda yatan insanoğlunun aklında ve yüreğinde olsun efendim, kağıtlarda yazılı olması şart değil. Kaldı ki günü geldiğinde nasıl olsa berrak bir akıl ve temiz bir yürek bütün kuralların gerçek anlamlarını yaşayacak ve yaşatacaktır. O gün gelene kadar da biraz sıkı durmak gerek sanki başlar dik olarak. Nasılmı? Elbette tüm yaşamları yönlendiren en can alıcı yazılmamış kuralıyla futbolun.“Yenemiyorsan yenilme”…