in ,

Gençlerimiz ne yapıyor?

Türkiye’de her geçen gün eğitim hayatına devam eden genç nüfus sayısı azalıyor. Lise çağında bulunan öğrencilerin 1 milyon 375 bininin hali hazırda ne yaptığı bilinmiyor

genclerimiz-nereye-gidiyor

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı son verilere bakıldığında, Türkiye’de lise çağındaki gençlerin yüzde 50’ye yakını eğitim hayatında yer almıyor. Eğitimde yer almadıkları gibi bu gençlerin 1 milyon 375 bininin ise ne yaptığı bilinmiyor.
Eğitim SEN İzmir 1 Nolu Şube Başkanı Necip Vardar, “Geriye doğru gitmek gerekiyor, 2012 yılına gittiğimizde yani 4+4+4 eğitim sistemi tartışmalarının olduğu döneme baktığımızda bir mücadele yürütmüştük. Ankara’da yürüyüş dahi düzenlenmiştik. Kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışmıştık. Aslında bu yürüttüğümüz sürecin ne kadar anlamlı ve değerli olduğu bugün TÜİK rakamlarına bakıldığında anlaşılmakta. O dönemde velilere bildiriler yayınlamıştık. 8 sene sonra, temel eğitimde birinci dört ve ikinci dörtteki döngü tamamlandıktan sonra sonuçları görüyoruz” dedi.

Çocuk emeği sömürüsü

Çalışan çocukların büyük bir kısmının sigortasız çalıştığını vurgulayan Vardar, “Burada ciddi bir çocuk emeği sömürüsü söz konusu. Bu sistemin yarattığı ve güttüğü bir durumla karşı karşıyayız. Bir kısmı ise dini eğitim veren cemaat ve vakıfların birimlerinde bulunuyor. Önceden beri bilinen bu sistemin, öğrencilerin bu alanlara kaymasını ve gitmesini kolaylaştıran, teşvik eden bir yönü vardı. Bu tartışmaları hatırlayanlar bu konuya daha duyarlıdır diye düşünüyorum. Gençlerin bir kısmı ise açık öğretim okuyor. 8. sınıftan sonra 9. sınıfa yerleşemeyenler, istedikleri okula gidemeyenler oldu bu nedenle çocukların bir kısmının örgün eğitimden çıkıp yaygın eğitime yöneldiği söylenebilir” dedi.
Gençlerin içinde bulunduğu kötü tabloda en büyük faktörün’ 4+4+4 ‘ sistemi olduğunu söyleyen Vardar, “Yaşanan olumsuzluklara bakıldığında bu durumda kayıp kuşaktan söz edilebilir. Çünkü bu çocukların nerede olduğuna ilişkin kimsenin elinde hiç bir kayıt yok. Okumuyorlar, çalışmıyorlar ama büyük bir kısmının çocuk emeği sömürüsü ile karşı karşıya olduğunu muhtemel. İş yerlerinde, sanayide veya başka yerlerde sigortasız olarak çalıştıklarını biliyoruz. Dini vakıfların bünyesinde bulunan kurullara devam edildiğini, örgün eğitimden çıkılarak açık öğretime kayıt yaptırdıklarını görüyoruz. Bir kısmının hiç bir şey yapmadan özellikle kız öğrencilerin evlerde tutulduğunu söylemek mümkün” açıklamalarında bulundu.

60 aylık öğrenci

Eğitim sisteminde gençlerin istihdamına dair yaşanan olumsuz durumların bir diğer faktörünün ise 60 aylık öğrencilerin okula başlaması olduğunu söyleyen Vardar, bu şekilde okula başlayan öğrencilerin durumunun pedagojik olmadığını belirtti. Vardar, “Bir süre sonra bu işten kademeli olarak olumsuz sonuçları görünce, 72 aya doğru yaklaşıldı. Çocuk işçiliğini, erken yaşta yapılan çocuk evliliklerini teşvik edeceğini söylemiştik ve bu sonuçları görmek mümkün. Hangi açıdan değerlendirirsek değerlendirelim eğitim sisteminin yaşadığı kaos durumunun kaynağının eğitim sistemi olduğunu söylemek mümkün” dedi. Gelecek sınav maratonunda 60 aylık öğrenciler nedeniyle öğrenci sayısının arttığını ve bunu karşılayacak derslik ve okul sayısının olmadığını söyleyen Vardar, liselerde başlayacak okullaşma süreçlerinde ciddi sorunlar yaşanacağının altını çizdi. Vardar, “Ortalama 1 milyon 200 bin öğrenci liseye geçiş sınavına giriyorken şimdi önümüzdeki Mayıs ayında eklenen 60 aylık öğrenciler ile birlikte 1 milyon 800 bin öğrenci sınava girecek. Orta öğretim için bulunan derslik ve okul sayımız bu yüzde ellilik artışı karşılayacak durumda değil. Gidişat gereği ikili eğitime geçilmeli veya sınıf sayıları kırklara varmıştı zaten, bu yıl sayı 40’ın üstüne çıkacak. Bu da sistemin olumsuz sonuçlarından biri olarak karşımıza çıktı” diye belirtti.

Özgün modeller

Eğitime dair köklü çözümler bulunması gerektiğini söyleyen ve çözümlerin ‘özgün’ modeller olması gerektiğini belirten Vardar, “Konunun çözümü ise yıllar önce Türkiye’de kendine özgün bir model yaratılmıştı. Köy enstitüleri modeli. Tabi bu model 1940’lı yılların ihtiyaçlarına uygun bir modeldi. Doğal olarak dönemin ihtiyaçlarına göre şekillenen bir modeldi. Akademisyenler ve eğitim fakültelerinin içinde olduğu öznelerle bir araya gelerek bu durumu masaya yatırması, değerlendirmesi ve kendimize ülkenin geleceğini oluşturacak olan bir eğitim anlayışını ortaya çıkarmamız gerekiyor. Böyle bir birikim ve geçmişimiz var bundan faydalanarak geleceğe dönük bir model oluşturabiliriz” diye konuştu.

Rana Beyza Öztürk / Özel Haber

Fransa’daki emeklilik reformu protestoları yer yer şiddete dönüştü

depremde-toplanma-alanlari-yeterli-mi

Depremde toplanma alanları yeterli mi?