Futbolda kullanılan ilginç terimler var ki bunlar insanı günlük yaşamında sahip olduğundan daha değişik bir kimliğe büründürmeye pek meraklı denilebilir. Diyelim fabrikada işçi veya üniversitede öğretim üyesi, bankacı, simitçi, esnaf yahut daha başka bir mesleği icra eden birisiniz.
Haftada bir dostlarınızla buluşup top oynamak için sahaya adımınızı attığınız andan itibaren tamamen başka bir boyuta geçtiğinizi hissetmediğiniz oldu mu? Hele ki bir kaç teknik vuruş gösterisini takiben çektiğiniz şut ağlarla buluşmuş ise gösteri başlamıştır artık. Buna siz bir de saha perilerinin ayaklarınızı yerden kesmesini izleyen sürece katkı koyan “golcü, golcü” tezahüratını da ekleyin bakalım. Bu iltifat bugüne değin kimin başını döndürmemiş ki sizinkini döndürmesin. Eh bu destekle “koşarım canım şunun şurasında alt tarafı 90 dakika değil mi” diyorsunuz ama şu meşhur kazın ayağı hiçte öyle değil işte.
Hayattaki gibi ne zaman nereye koşup nerede duracağınızı bilmemeniz yüzünden savrulduğunuz anlardan fazlası bekler sizi orada. Ve bu kez anlarsınız ki dışarıdan göründüğü kadar kolay bir iş değildir bu iş. Boşuna mı altın harflerle yazılmıştır golün resmi tarihine şu cümlelerin sahipleri:“Ver Lefter’e yaz deftere” “Taçsız Kral Metin çaktı mı ağları yırtar”, “Sinyor Can Bartu bir sihirbaz”, “Efsane golcü Baba Hakkı”. Saygı ile anılan bu isimler, bir sezonda topu tekmeleyip hasbelkader 3-5 gol bulunca da sanki sokaktan toplanıyormuş gibi milyonlar isteyenlerden değillerdir örneğin. Şüphesiz isimlerini burada zikredemediğim daha pek çok değerli golcü olsa da benim içlerinden yalnız bu dörtlüyü seçmem, onların her daim her yerde en zoru başarabilen birer golcü oldukları kadar, alçak gönüllüğün tarihçesini yazarak futbolda asaleti bilmeyenlere ders verecek birer kimlik olmalarından kaynaklanır.
DOĞRU ZAMAN
Doğru zamanda doğru yerde bulunup doğruyu yapabilen herkesin, hayat maçına bir sıfır önde başlamasının temsilcisi olarak tanıdığımız golcünün biraz bencil yapıya sahip olduğu söylense bile, onun sonucu elde etmek adına önüne düşen her topu kaleye yönlendirmeye çalıştığını göz ardı etmemeli. Hatta kaçırdıklarının ardından tribünde yükselen “ah be golcü ” nidasına gizlenmiş bütün tepkinin yegâne muhatabı olma riskini göze aldığı için biraz hoş görülmeli.
Malumunuz bizim izleyici ne sahada topun, ne yaşamda beklentilerin şu veya bu şekilde sekmesine sebep olmuş küçük bir tümsek yahut uzaktan pek fark edilemeyen ince bir temas ile hiç ilgilenmez. İstenen yalnızca topun kale çizgisinin tamamının geçmesi, başka deyişle neticenin bir şekilde elde edilmesidir. Bu da bazen sadece topa dokunup kaleye yuvarlamak, bazen kaleyle arada duran bir ya da birkaç engeli ekarte ettikten sonra vuruş yapmak, bazen de hiç kimsenin aklına gelmeyen bir çözüme imza atmak şeklinde olabilir. Bu anlamda golcü, futbol ülkesinin vatandaşları içinen paha biçilmez mücevherden bile daha değerli olan golü yaptığı sürece omuzlardaki yerini korumaya devam edecektir. Bu yüzden, her saniyemizin sonuç odaklı bir yaşam biçimine sürüklenmekle meşgul olduğu günümüzde golcüyü diğerlerinden farklı kılanın, gol attıkça katlanılabilir olan egoist yapısı değil, insanları mutsuzluktan mutluluğa ulaştırabilen sihirli değneğin sahipliğinde saklı olduğunu unutmamak gerek.
Dahası ondan söz ederken “alt tarafı topu üç direk arasındaki o yerle buluşturan biri “ demeyin sakın. Sahanın içindeki yer alma savaşı öylesine karmaşıktır ki, hani binlerce arının aynı anda üşüştüğü kovan bile az kalır bu hareketliliği tasvire. Böyle bir mücadelede topun kendine her temas edenden sonra değişik bir yöne gitmeye çalıştığını düşündüğümüzde, onunla yeniden buluşmanın hayli zahmetli bir iş olduğunu bilerek anlamaya çalışın derim golcüyü.
KAPI KAPANIRSA
Nasıl ki yaşamın baş döndüren akıntılarında sürüklenen bir kayığı suyun kaynağına geri döndürmek mümkün değildir, seçimlerinizin de sizi nereye sürükleyeceğini bilemezsiniz. İşte bu yüzden eğer golcü gibi kazanan ve kazandıran kimlik olarak toplumda yer edinmek isterseniz, onun ezbere bildiği üzere, “bir kapı kapanırsa bir başka kapı açılmaktadır” adı verilen gerçeğin farkına varmalısınız. Bu gerçeği ne kadar çabuk görür ve kabullenirseniz, şansınız o kadar kısa sürede artacaktır.
Başarı için tek yapacağınız, sizden öncekilerin kendi yaşamlarını doğrulatmak için sizedayattıkları yaşam biçiminden hızla sıyrılmanız olmalı. Unutmayınız ki “hadi bakalım boynuz kulağı geçer” teranesi ile aslında aynı yerde kalmanız için sırtınızı sıvazlayanların, sizi boynuz kılığına girmiş daha büyük kulaklar olmaya doğru ittirdikleri acımasız bir dünya düzeninde yaşıyoruz. Ünlü Fransız düşünür Michel de Montaigne, herkesin değişik yaş dönemlerinde mutlaka bir kaç kez okuması gereken ”Denemeler” eserinde şu cümle ile ifade eder bu gerçeği: “ Plinius'un dediği gibi, herkes kendisi için bir derstir; elverir ki insan kendini yakından görmesini bilsin.” Bu yüzden gerçekten bir golcü olabilmek, hayata karşı o hep beklediğinizgalibiyet golünü bulmak adına yalnız ceza sahasında topu beklemek değil, sahanın her yerinde topa doğru koşmak gerektiğini bilmeniz gerekiyor. Çünkü yaşam, öteden beri öğretilen hiç bir taktiğin öneminin kalmadığını yüzümüze defalarca vurduğu yetmezmiş gibi, bizlerin her alanda yetkinleşmesini beklemeye tahammülü olmayan bir hız ile deli dolu koşmayı sürdürmekten bir türlü vaz geçmiyor.