Modern çağın en büyük düşmanı artık sadece hastalıklar değil hastalıkların temelini oluşturan ve hayatımızın büyük bir bölümünü kaplayan stres. Artık çoğumuzun hayatına iş yükü, ekonomik kaygılar, sosyal sorunlar ve kişisel bitkinler üzerinden hayatımıza sinsice yerleşiyor. Bizler bunu fark etmesek de ruh dünyamızda başlayan bu sorun günün sonunda bedenimizi derinden etkiliyor.
KORTİZOL
Bu konuda araştırmalar yapan bilim insanları stresin sadece zihinsel bir duygu olmadığını aynı zamanda biyolojik bir sürecin sonucu olduğunu söylüyor. Beyin tehlike algıladı zaman kortizol ve adrenalin hormonlarını salgılamaya başlar ve bu da bedenin savunma mekanizmasını ortaya çıkarır. Bu durumun sonucunda kalp hızlı atmaya başlar kaslar gerilir ve nefes alışverişi hızlanır. Kısa vadede bu yaşanan olgu faydalı olsa da uzun vadede stresin vücuda adeta sürekli mücadele etmesini zorlamasına sebep olur. Bu durumun sonucunda sinir sistemi yorularak kalp ve damarları olumsuz durumlara itmeye başlar, sindirim sistemi bozulur. Yani ruhun yaşadığı bu gerin durum organların tamamını yakından etkiler. Uzmanlar yaşanan stresin kalp krizini yüzde 40 oranında artırabildiğini aktarıyor. Kronik stres sonucunda tansiyon yükselir ve kalp kasına aşırı derecede yük bindirir. Birçok hasta kalbindeki sıkışmasını yoğun iş temposuna bağlı yorgunluk olarak sansa da aslında kap duygusal baskılara tepki vermektedir.
‘MİDEYE VURMA’
“Sinirden mideye vurdu” sözü halk arasında yaygındır ve aslında bu tıp anlamında da doğru. Stres dönemlerinde mide asidinin arttığı, reflü ve gastrit tetiklendiği de bilinen bir gerçektir. Ayrıca bağırsakların ritmi de değiştiği için kabızlık ya da ishal gibi sorunlar ortaya çıkıyor. Son yıllarda yapılan bağırsak-beyin ekseni denile güçlü sistem üzerinden stresin sindirim sistemiyle doğrudan bağlantılı olduğu da kanıtlandı. Modern hayatın en büyük zorluklarından biri haline gelen stres, etkilerini en hızlı ve belirgin şekilde uyku düzenimizde gösterir. Sürekli bir endişe ve gerginlik hali, zihnin sakinleşmesine izin vermeyerek uykuya dalmayı neredeyse imkansız bir hale getirebilir. Gece boyunca sık sık uyanmalar ve sabahları yorgun, dinlenmemiş hissetmek ise bu sürecin kaçınılmaz sonuçlarıdır. Daha da kötüsü, bu uykusuzluk hali ertesi gün vücuttaki stres hormonu seviyelerinin daha da artmasına neden olarak adeta kısır ve yıkıcı bir döngüyü tetikler. Uzmanlar, bu döngünün uzun vadede depresyon gibi ciddi ruh sağlığı sorunları riskini önemli ölçüde artırdığının altını çiziyor. Sonuç olarak şunu asla unutmamalıyız: Sağlıklı bir bedene kavuşmanın en temel ve vazgeçilmez yolu, öncelikle ruhu iyileştirmekten ve ona iyi bakmaktan geçer. Çünkü ruhun taşıdığı her yara, en nihayetinde bedenin kendi diliyle, bize çeşitli rahatsızlıklar ve ağrılarla seslenerek kendini gösterir.