Gündem başka, beklenti başka

Abone Ol

Şehirlerde yaşayan insanların beklentileri aslında çok da karmaşık değil. Herkes, sabah işe giderken bozuk yola girmemek, trafikte saatler kaybetmemek, yağmur yağdığında su baskını korkusu yaşamamak, toplu taşımaya rahat ulaşabilmek, temiz bir çevrede yaşamak istiyor. Büyük ideolojik tartışmalardan ya da gösterişli projelerden önce insanlar yaşadıkları kentin günlük hayatlarını kolaylaştırmasını bekliyor.

Son dönemde ülkenin de içerisinde bulunduğu bu kutuplaşma ikliminden de kaynaklandığı üzere yerel yönetimlerin gündemi ile vatandaşın gündemi arasındaki fark giderek daha görünür hale geldi. Özellikle büyük şehirlerde sosyal medya diliyle yönetilen bir belediyecilik anlayışı oluşmaya başladı. Daha çok görsele dayanan, paylaşımı yüksek etkileşim alacak işler ön plana çıkarken vatandaşın her gün yaşadığı temel sorunlar ikinci plana düşemeye başladı.

Herhangi bir mahalle kahvesinde, minibüste ya da vapura binerken insanların konuştuğu konulara bakın. Trafik konuşuluyor, yollar konuşuluyor, altyapı konuşuluyor, pahalılık konuşuluyor. İnsanlar evine giderken yaşadığı zorluğu anlatıyor. Ama belediyelerin sosyal medya hesaplarına baktığınızda bambaşka bir şehir fotoğrafı görüyorsunuz.

Elbette kültür sanat etkinlikleri, festivaller, sosyal projeler yapılmalı. Bu tip etkinlikler toplumun da büyük bir ihtiyacını karşılıyor. Ancak mesele öncelik sıralaması olduğunda vatandaş önce yaşadığı şehrin temel sorunlarının çözülmesini istiyor. Çünkü bozuk asfaltın üzerine yapılan güzel bir festival, vatandaşın günlük hayatındaki memnuniyetsizliği tamamen ortadan kaldırmıyor.

İzmir bunun en net örneklerinden biri haline gelmiş durumda. Şehrin uzun yıllardır konuşulan trafik sorunu artık günlük hayatı doğrudan etkileyen bir seviyeye ulaştı. Birçok bölgede yolların durumu vatandaşın ortak şikâyetine dönüşmüş durumda. Yaz aylarında su ve altyapı tartışmaları yeniden gündeme geliyor. İnsanlar sosyal medyada paylaşılan projelerden çok yaşadığı mahallenin durumuna bakıyor.

Aslında burada temel mesele biraz da halkın fikrinin ne kadar önemsendiğiyle ilgili. Yerel yönetimler gerçekten vatandaşın ne istediğini düzenli olarak ölçüyor mu? Mahalle bazlı toplantılar yapılıyor mu? İnsanların günlük hayatta en çok hangi konulardan rahatsız olduğu analiz ediliyor mu? Yoksa kararlar daha çok masa başında hazırlanan iletişim planlarına göre mi şekilleniyor?

SORUNA ODAKLANAN YÖNETİCİLER

Günümüzde modern şehir yönetimi artık sadece hizmet üretmekten ibaret değil. Aynı zamanda vatandaşın beklentisini doğru okuyabilme işi. Çünkü insanlar artık yöneticilerin sadece konuşmasını değil, yaşadıkları sorunu anlamasını istiyor. Kent yönetiminde aidiyet duygusu da biraz buradan doğuyor. İnsan kendi mahallesindeki sorunun çözüldüğünü gördüğünde yönetime güven duymaya başlıyor.

Özellikle sosyal medya çağında belediyeler için görünür olmak çok önemli hale geldi. Ancak bazen görünür olmak ile faydalı olmak birbirine karıştırılıyor. Çok konuşulan bir proje her zaman halkın önceliği olmayabiliyor. Vatandaş için bazen düzgün çalışan bir kavşak düzenlemesi, saatinde gelen otobüs ya da temiz bir sokak çok daha değerli olabiliyor.

Şehir yönetiminde 'vitrin' ile 'yaşam kalitesi' arasındaki denge iyi kurulmalı. Çünkü şehir dediğimiz şey birkaç estetik noktadan ibaret değil. Şehir; sabah işe giden insanın yolculuğu, çocuğunu okula götüren ailenin yaşadığı deneyim, esnafın müşteriye ulaşabilmesi, yaşlının kaldırımlarda rahat yürüyebilmesi demek. Günlük hayat zorlaştığında yapılan gösterişli projelerin etkisi de sınırlı kalıyor.

Türkiye’de artık seçmen davranışı da değişiyor. İnsanlar sadece büyük vaatlere değil, günlük hayattaki karşılığa bakıyor. Çünkü vatandaş yaşadığı şehirde somut değişim görmek istiyor. Sosyal medya videosunda değil, kendi sokağında hizmet görmek istiyor. Yerel yönetimlerin önümüzdeki dönemde en çok dikkat etmesi gereken konu da bu olacak gibi görünüyor.