Gündem değişiyor, ateşe koşanlar değişmiyor

Abone Ol

Ağustos ayına girdik… Ve ne yazık ki yine orman yangınlarıyla uyanıyoruz. Ülkemizin dört bir yanından yükselen dumanlar, yalnızca ormanlarımızı değil, geleceğimizi de küle çeviriyor. Ekranlarda alevler yükselirken, o alevlerin içine bir an bile tereddüt etmeden koşan insanlar var. Onlar itfaiye emekçileri… Bizler güvenli evlerimizde yangın haberlerini izlerken, onlar nefes almayı zorlaştıran dumanın içinde, kavurucu sıcağın ortasında, patlama riski taşıyan alanlarda, her adımında ölüm ihtimali bulunan bir mücadelenin tam merkezinde görev yapıyor. Bir ağacı kurtarmak için, bir evi kurtarmak için, bir çocuğun geleceğini kurtarmak için, bazen de hiç tanımadıkları insanların hayatı için kendi hayatlarını ortaya koyuyorlar. Ne acıdır ki bu fedakârlık yalnızca yangın sürdüğü sürece hatırlanıyor. Yangın söndüğünde kameralar başka yöne dönüyor, gündem değişiyor ve o kahramanlar yeniden sessizliğe bırakılıyor. Çünkü bu ülkede gündem neredeyse hiç değişmiyor. Yine belediye başkanlarının gözaltıları ya da tutuklanmaları konuşuluyor. Yine anketlerde hangi partinin kaç puan önde olduğu tartışılıyor. Yine parti içi hesaplaşmalar, siyasi polemikler ve ekranları dolduran bitmek bilmeyen tartışmalar… Oysa milyonlarca vatandaş gibi sandığa giderek demokratik hakkını kullanan, vergisini ödeyen, ülkesine hizmet eden kamu emekçilerinin sesi aynı gürlükle duyulmuyor. Seçim dönemlerinde "emek" en çok kullanılan kelimelerden biri olurken, seçimler geçtikten sonra emekçinin talepleri çoğu zaman gündemin gerisinde kalıyor. Bunun en somut örneklerinden biri de itfaiye emekçileridir. Onlar yalnızca yangınla mücadele etmiyor; yıllardır çözülemeyen özlük haklarıyla da mücadele ediyor. Her gün ölüm riskiyle görev yapan bu insanlar, hâlâ yaptıkları işin taşıdığı tehlikeye uygun bir mesleki statüye tam anlamıyla kavuşabilmiş değil. İtfaiyecilik, sıradan bir meslek değildir. Bu görev; cesaret, bilgi, disiplin, fiziksel dayanıklılık ve her an canını ortaya koymayı gerektiren hayati bir kamu hizmetidir. Buna rağmen yıllardır dile getirilen "itfaiyeciliğin özel risk taşıyan bir meslek olarak tanımlanması" yönündeki beklentiler karşılığını bulmayı bekliyor. Bir diğer önemli sorun ise fiilî hizmet süresi zammı, yani yıpranma payıdır. Dumanın, yüksek ısının, kimyasal maddelerin ve ağır fiziksel koşulların içinde yıllarca çalışan insanların bedenleri de, sağlıkları da doğal olarak yıpranıyor. Bu gerçeğin hukuk önünde de karşılığını bulması beklenirken, itfaiye emekçileri yıllardır bu taleplerinin hayata geçirilmesini bekliyor. 3600 ek gösterge konusu da yıllardır çözülemeyen başlıklardan biri olmaya devam ediyor. Kamu görevlilerinin emeklilik haklarını ve ekonomik geleceklerini doğrudan etkileyen bu düzenleme konusunda itfaiye emekçilerinin beklentileri tam anlamıyla karşılanmış değil. Oysa görevleri boyunca üstlendikleri risk, bu konudaki taleplerinin neden güçlü bir şekilde dile getirildiğini açıkça ortaya koyuyor. Bir başka önemli konu ise kılık ve kıyafet düzenlemeleridir. İtfaiyecilerin kullandıkları koruyucu ekipman ve görev kıyafetleri yalnızca bir üniforma değildir; doğrudan yaşamla ölüm arasındaki çizgiyi belirleyen güvenlik unsurlarıdır. Bu nedenle görevin niteliğine uygun, güncel standartları karşılayan ve sahadaki ihtiyaçları esas alan düzenlemeler büyük önem taşımaktadır. Belki de en ağır vicdani tartışma ise görev sırasında hayatını kaybeden itfaiye emekçileriyle ilgilidir. Bir insan, hiç tanımadığı başka insanların hayatını kurtarmak için alevlerin içine giriyor, çökmek üzere olan binalarda görev yapıyor, patlamaların ortasında mücadele ediyor ve bu uğurda yaşamını yitiriyorsa, toplumun bu fedakârlığı en yüksek düzeyde sahiplenmesi gerekir. Görev sırasında hayatını kaybeden itfaiye emekçilerine ilişkin mevcut düzenlemeler uzun yıllardır kamuoyunda tartışılmakta ve bu konuda farklı talepler dile getirilmektedir. Bu taleplerin ortak noktası ise, hayatını kamu hizmeti uğruna kaybeden itfaiye emekçilerinin fedakârlığının en üst düzeyde karşılık bulması gerektiği düşüncesidir. İtfaiye emekçileri kahraman ilan edilmeyi istemiyor. Alkış da istemiyor. Onlar sadece yaptıkları görevin değerinin hukukta da karşılık bulmasını istiyor. Çünkü alkış geçicidir. Hak ise kalıcıdır. Artık bu ülkenin gündeminde yalnızca siyasi tartışmalar değil, kamu hizmetini omuzlarında taşıyan insanların sorunları da yer almalıdır. Yangın çıktığında ilk akla gelen itfaiye emekçileri, hakları konuşulurken son sırada kalmamalıdır. Siyaset elbette yapılacaktır. Anketler elbette açıklanacaktır. Partiler elbette yarışacaktır. Demokrasinin gereği budur. Ancak sosyal devlet olmanın gereği de, en zor görevi yapan kamu emekçilerine hak ettikleri değeri vermektir. Çünkü ateş, siyasi görüş sormaz. Alevler parti rozetine bakmaz. Duman, insanları oy tercihlerine göre ayırmaz. Yangının karşısında herkes eşittir. O hâlde, yangına karşı göğsünü siper eden itfaiye emekçilerinin hakları da tartışmasız şekilde teslim edilmelidir. Gerçek gündem; ekranlarda saatlerce tartışılan polemikler değil, her alarm sesiyle birlikte ailesine veda edip dönüp dönemeyeceğini bilmeden göreve çıkan insanların mücadelesidir. Bu ülke, ateşe koşanları yalnızca yangın günlerinde hatırlamamalı. Çünkü gerçek kahramanlık, alkışlarla değil; hak ettiği değeri zamanında vermekle anlam kazanır.