in ,

Hala iki yakayı birbirine bağlıyor: Eleni’nin patiği

1940’larda yaşanan soluksuz bir aşk öyküsü Türk ve Yunan ilişkilerine farklı bir pencereden bakmamızı sağlayacak. Eleni’nin Patiği’ni yazın dünyasına kazandıran Asaroğlu, “Bu kitap o dönemde yaşananların bir siluetidir” dedi

hala-iki-yakayi-birbirine-bagliyor-eleninin-patigi

Türkiye ile Yunanistan arasında mübadiller ile ilgili özel çalışmaları ile daha önce adından sıkça söz ettiren Çanakkale Savaşları Atatürk ve Balkanlar Bölgesi Uzmanı Melih Asaroğlu, “Eleni’nin Patiği” adlı senaryosunu romana dönüştürerek yayın hayatına çok önemli bir eseri kazandırmış oldu. Türkiye ve Yunanistan’da hatırı sayılır yapımcılar bu eseri filme dönüştürmek için kolları sıvamış durumda…

Asaroğlu, kitabın yayımından hemen önce, Eleni’nin Patiği’ni Ege Telgraf okurları için anlattı…

Sizinle geçmişte “Karşıdaki Komşularımız Türkosporoslar” kitabınız hakkında keyifli bir sohbet etmiştik. Şimdi ikinci kitap geliyor ve anladığım kadarıyla soluksuz izlenecek ve okunacak bir aşk ve dram öyküsü bizleri bekliyor… Bize biraz Eleni’nin Patiği’nden bahsedebilir misiniz?

Mübadele ve ağırlıklı olarak 1941 yılının Atina ve Ankara’sında geçen sıra dışı olayları kapsayan eserde, Eleni ve Tevfik’in 18 yıl sonra Pire’ye gelen Kurtuluş Yardım Vapuru sayesinde büyük buluşması ve aşkını tarihin tanıklığı içerisinde ele alıyor. Çanakkale’nin Kalafat köyünde birlikte dostça yaşayan Thedora ve Arife Hanım’ın yolları mübadele ile ayrılır. Tevfik, henüz dünyaya gelmemiştir. Eleni ise bir yaşındadır. Theodora Hanım “Biz buluşmasak ta çocuklarımız buluşsun” diyerek Eleni’nin Patiği’nden bir tanesini Arife Hanım’a emanet vermiştir.

Mübadele’den sonra Theodora Hanım’ın ailesi Atina’ya, Arife Hanım ve ailesi de Ankara’ya yerleşmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nın dehşetli günleridir. Türkiye, Yunanistan’a gıda yardımı kararı alır. Arife Hanım’ın oğlu Tevfik, Pire’ye yardım götüren Kurtuluş Yardım Vapuru Heyeti’ndedir, Eleni ise Türk Heyeti ile Kızılhaç arasında irtibatı sağlamak amacıyla Almanların kurduğu komisyondadır. İşte, Eleni ve Tevfik’in ilk tanışması ve aşkları Atina’da olur. Thedora Hanım, İngiliz bombardımanı sonrası Tevfik’i akşam yemeğine davet ettiğinde gerçek orada açığa çıkmıştır. Eleni’nin patiğinin bir tanesi Eleni’de bir tanesi Tevfik’tedir.

Peki, bu kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz?

Hem Yunanistan’da hem de Türkiye’de yüzlerce aile başka kimselere anlatamadığı, yıllarca içinde yaşatıp büyüttüğü mübadil hatıralarını, hikayelerini, yaşanmışlıkları benimle paylaşmıştı. Bu onlar için çok da güzel bir durumdu. Çünkü tüm bu yaşananları bana aktardıklarında, hikayelerinin ve anılarının kaybolmayacağını, ölmeyeceğini düşünüyorlardı. Benim için ise bu anıları, yaşananları, dinlediklerimi üzerimde taşımak tarihin omuzlarıma yüklemiş olduğu büyük bir yük idi. Bu yükle birlikte kendimi yaşayan sit alanına dönüşmüş gibi hissediyordum. Daha sonra bu yükü tek başıma taşımayı değil de sizlerle de paylaşmayı düşündüm. Kitaptaki hikayenin önce senaryosunu yazdım. Bu fikir, bende hasıl olduğu zaman ilk olarak değerli dostum Giorgo ile paylaştım. “Ne düşünüyorsun Giorgo, şöyle bir film olursa nasıl olur?” diye sorduğumda, “Melihçiğim, bu harika bir şey olur. Nasıl, ne zaman düşündün?” cevabını aldım. İşte, asıl o an gelmişti aklıma bu fikir. Yine dostlarımın teşviği ile bu hikaye, romana dönüştü ve okurlarımıza ulaşmayı bekliyor. Eleni’nin Patiği benim için bir rüya gibiydi… Bu rüyayı başarmış olmaktan dolayı çok mutluyum. Çoğu insanın kitaptaki bilgilere ve yaşanmışlıklara ilk defa tesadüf edecek ve bu durum onlara belki de hayal gibi gelecektir. Hayali bile güzel olmakla beraber aslında yaşananlar gerçeğin silüetidir. Birbirine hasım gibi görünen bu iki milletin en yakın hısımlığının ifadesidir.

Çok güzel bir söz ettiniz… ‘Türkiye ve Yunanistan aslında hasım değil, hısımdır’ diye…

Efendim, bırakın iki milleti iki insanın dahi arasını yapmak zor, bozmak çok kolaydır. Önemli olan sizin bakış açınızdır. Bu konuda bize en büyük örnek Büyük Atatürk’tür. Çünkü İstiklal Savaşı’nda muharebe ettiği düşmanlarını en yakın dostları haline getirmiştir. Venizelos, Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteriyor. Böyle bir olayın dünya tarihinde benzeri yoktur. Biz Atatürk gibi düşünmeli ve sorunlarımızı onun gibi çözmeliyiz.

Türkiye İkinci Dünya Savaşı’nda haysiyetli bir duruş ve benzersiz bir dış politika örneği sergiledi. Bu sayede savaşın yangınından uzak kaldık. Fakat Almanlar, İtalyanlar ve Bulgarlar Yunanistan’ı işgal ettiler.  Sadece Atina’da 1700’e yakın köy yerle bir oldu. Tarımda kullanılan hayvanlarının yüzde 50’si telef oldu. 165 bin ev yıkıldı. 1 milyon 500 bin kişi evsiz kaldı. 250 bin ev oturulamaz hale geldi. Ekmek günde 6 grama kadar düştü. 1941-1944 Alman İşgali döneminde Yunanistan’da açlıktan 600 bine yakın insan hayatını kaybetti. Bu sebeple Yunanistan’da bu döneme “Büyük Açlık” dönemi denilir. Yunanların bu açlık zamanlarında yüzünü güldüren tek olay Kurtuluş Yardım Vapuru’dur. Kurtuluş Yunanistan’a 5 sefer yapmıştır. Maalesef 1942’de batmıştır. Ama Türkiye yiyecek yardımını sürdürerek 50 bin ton gıdayı Yunan halkına ulaştırmıştır. İşte bizim hikayemizde de ana kahraman Kurtuluş Yardım Vapuru’dur.

Anladığım kadarıyla kitapta Kurtuluş Vapuru’nun detaylı hikayesini okuyacağız ama bize biraz özet geçebilir misiniz?

1939 Erzincan depremi sonrasında, Atina’da bağış kampanyası yapıldı. Bu bilgi kamuoyumuzda çok fazla yer almaz. Fakat Erzincan Depremi sonrası Yunanistan, Türkiye’nin milli yasına katılmış, Atina ve Pire gibi şehirlerde 700 bine yakın Yunan vatandaşı kardeş Türk milleti için bağışta bulunmuş ve toplamda 2 milyon drahmiye yakın bir meblağ Türk makamlarına teslim edilmiştir.

Size, Eleni’nin Patiği iki ülke arasında barışın simgesi olabilir mi?

Tabi aramızda halledememiş birçok mesele var. Fakat tüm samimiyetimle söylüyorum ki Türkiye ile Yunanistan’ın problemleri bir günde çözülebilir. Nasıl mı? Taraflar önce meseleye insan olarak bakacaklar, siyasetçiler de problem üretmek yerinde problem çözme niyeti sergileyecekler. Türkiye ile Yunanistan’ın problemi vatandaşların değil, siyasilerin problemidir. Sokaktaki Yunan vatandaşı 1919-1922’nin hata olduğunun farkındadır. O hataya her iki tarafın bir daha düşmemesi için araya hiçbir emperyalisti sokmamaları gerekir. Anadolu’da bir söz vardır: “Soğuya soğuya kış olur, Isına ısına yaz olur.” Benim çabam yazın gelmesidir…

Son olarak…

Hikayemizi, bütün mübadillere İkinci Dünya Savaşı’nın dehşetli günlerinde gıdasızlıktan hayatını yitiren Atina’nın Pire’nin çocuklarına ve açlığı bastırmayan, yetişen kahraman Kurtuluş Yardım Vapuru ve heyetine armağan ve ithaf ediyorum…

Yağmur Gülü / Özel Haber

tarihi-carsi-o-eski-gunlerine-kavusacak

Tarihi Çarşı, o eski günlerine kavuşacak

iklim-krizine-karsi-direncli-karsiyaka

‘İklim krizine karşı dirençli Karşıyaka’