Hangisi doğru nasıl anlayacağız?

Abone Ol

Televizyonu açıyorsunuz. Bir kanal bir şey söylüyor, diğeri tam tersini. Uzmanlar birbirine zıt, farklı konuşuyor. Sosyal medyadaki görüntünün nereden geldiğini kimse bilmiyor. Sabah öğrendiğiniz akşama değişiyor. Birkaç saat önce “doğru” olan haber, bir anda “şüpheli” oluveriyor.

"Ne olduğunu anlayamıyorum, gerçek ne?" diye düşünüyorsunuz. Belki biraz da kendinize kızıyorsunuz. Kızmayın yalnız değilsiniz.
Çünkü "Gerçek nedir?" sorusu insanlığın en eski sorularından biridir. Filozof Karl Popper'a göre; bir şeyin kesinlikle doğru olduğunu kanıtlayamazsınız. Ama yanlış olduğunu kanıtlayabilirsiniz. Yani gerçeğe yaklaşmak, doğruları biriktirmek değil yanlışları eleyerek ilerlemektir.

Unutulmaması gereken bir şey var: Gerçeğin tek bir boyutunun olmadığı. Olgusal gerçek vardır: Tarihler, rakamlar, yerler. Anlatısal gerçek vardır: Olayların yorumu, nedenleri, anlamı. Duygusal gerçek var: Bu gerçek ne hissettiriyor? Çoğumuz bu üçünü birbirine karıştırıyoruz; kendi yorumumuzu olgunun kendisi, kendi duygumuzu kesin kanıt sanıyoruz.
Şimdi buna bir de savaşın yarattığı bilgi karmaşasını ekleyelim. Bir anda aynı görüntüye bakan ama bambaşka gerçekler görenler olduk. Bu yüzden kafamızın karışması şaşırtıcı değil.Ve bu da bizim suçumuz değil.

Psikolog Else Frenkel-Brunswik'a göre; beyin belirsizliği tehdit olarak algılar. Çelişkili bilginin ortasında kalmak, zihinsel olarak gerçek bir yüktür. Bu yüke tahammülü düşük olanlar yanlış da olsa hızla bir kesinliğe sarılır. Siyah-beyaz düşünür, katı kategorilere sığınır. Çünkü bilmemek ağırdır.
Cambridge Üniversitesi sosyal psikoloğu Sandervan der Linden ise dezenformasyonun gerçeğin önünde koştuğunu, yanlışlıkları gördükten sonra düzeltmeye çalışmanın çoğu zaman geç kalmak olduğunu söyler.
Sorun biz değiliz, düzen böyle kurulmuş.

Kendinize farklı bir soru sorabilirsiniz: “Bu bilgi bende ne hissettiriyor ve bu his beni nereye götürüyor? Korku mu? Öfke mi? Çaresizlik mi? Bu duygular gerçektir ve onlara kulak vermek gerekir. Ama o duyguyu size yaşatan haberin tek gerçek olduğuna hemen karar vermek zorunda değilsiniz. Amerikalı psikolog Steven Stosny, haber bombardımanının yarattığı tabloya bir isim koydu: "Başlık stresi". Sürekli akan haberler beyne sanki kuşatma altındaymış gibi hissettirir. Anksiyete, çaresizlik bir türlü kapanmayan bir gerginlik yaratır. Bu kuşatmadan tamamen çıkamayız ama teslim olmak zorunda da değiliz. Bizi ayakta tutabilecek üç şey var.

1. Haber diyeti: Habere baktığınızda "bu haber beş dakika sonra nasıl hissettirecek?" diye sorun. Sürekli anksiyete üretiyorsa, dozu düşürün. Bu dünyadaki olaylara duyarsızlaşmak değil kendinize iyi bakmaktır.
2. Soru sormak: "Bunu kim söylüyor, ne için söylüyor?”. Bunun için medya uzmanı olmak gerekmiyor. Sadece refleks haline getirmek yeterli.
3. Tutarlı bir çıpa: Yıllardır takip ettiğiniz, farklı konularda güvenilir bulduğunuz bir ses, bir gazeteci, bir akademisyen ya da bir kurum. Her şeyi değil sadece birkaç güvenilir kaynağı düzenli takip etmek.

Gerçeği bilmek her zaman mümkün değildir, özellikle savaş zamanlarında. Ama kendi değerlerinizi, sınırlarınızı bilmek, hangi bilginin sizi sarstığını fark etmek her zaman mümkündür.

Bu kaosun içinde ayakta kalmak, gerçeği bilmekten değil, kendinizi bilmekten geçiyor.