Harcama azalmıyor, borç şekil değiştiriyor

Abone Ol

Yüksek enflasyon ve sıkı kredi koşulları, hanehalkını tüketimi kısmaktan çok finansman biçimini değiştirmeye zorluyor. Kredi kartları ise bu dönüşümün en görünür aracı haline geliyor.Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yayımlanan Ekonomi Notları – Kredi Kartı Kullanım Eğilimleri: Gelir Düzeyi ve Limitlerin Rolü başlıklı çalışma, Türkiye’de bireylerin kredi kartı kullanımının geldiği noktayı ve bu davranışın arkasındaki ekonomik dinamikleri net biçimde ortaya koyuyor. Bulgular, kredi kartlarının artık yalnızca bir ödeme aracı olmaktan çıkarak, yüksek enflasyon ortamında hane halkı için fiili bir finansman mekanizmasına dönüştüğünü gösteriyor. 2024 yılı Aralık ayı itibarıyla sıfırdan büyük kredi kartı borcu bulunan 29 milyon kişinin toplam bireysel kredi kartı bakiyesinin 1,9 trilyon TL seviyesine ulaşması, kartlı harcamaların ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor. Kişi başına düşen ortalama bakiye 66 bin TL’ye yükselmiş durumda ve bu rakam bir önceki yıla göre yüzde 52 artışa işaret ediyor. Nominal artışın yüksek görünmesine rağmen, enflasyonun satın alma gücünü aşındırdığı bir ortamda bu artış, borçlanmanın gönüllü bir tercihten çok zorunlu bir davranış haline geldiğini gözler önüne seriyor. Borç dağılımına bakıldığında ise dikkat çekici bir yoğunlaşma görülüyor. 25 bin TL’nin altında kredi kartı borcu bulunan yaklaşık 15 milyon kişinin toplam borcu 125 milyar TL civarındayken, 150 bin TL’nin üzerinde borcu bulunan 2,9 milyon kişinin toplam borcu 1 trilyon TL’yi aşmış durumda. Bu tablo, kredi kartı borçluluğunun belirli bir kesimde yoğunlaştığını ve yüksek tutarlı harcamaların giderek daha fazla kredi kartları üzerinden gerçekleştiğini ortaya koyuyor.

GÜÇLÜ İLİŞKİ

TCMB’nin çalışması, bireysel kredi kartı bakiyesi ile gelir ve limit arasında güçlü bir ilişki olduğunu doğruluyor. Yüksek gelir grubundaki bireylerin hem kart limitlerinin hem de bakiyelerinin daha yüksek olduğu görülürken, gelirine kıyasla aşırı kredi kartı limitine sahip bireylerde dikkat çekici bir ayrışma ortaya çıkıyor. Bu kişilerin limit doluluk oranları görece düşük olmasına rağmen, bakiye/gelir oranlarının diğer gruplara göre daha yüksek olduğu tespit ediliyor. Başka bir ifadeyle, kart limitleri tamamen kullanılmasa bile, gelir seviyesine kıyasla taşınan borç yükü daha ağır hale geliyor. Bu durum, yüksek limitlerin bireylerde psikolojik bir güven alanı yarattığını, ancak borcun kalıcılaşmasını da beraberinde getirdiğini gösteriyor. Enflasyonun yüksek seyrettiği ve reel gelirlerin zayıfladığı bir ortamda, kredi kartı kullanımındaki artışın önemli nedenlerinden biri de kredi kanallarındaki kısıtlamalar. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun ihtiyaç kredilerine yönelik vade sınırlamaları ve TCMB’nin kredi büyümesine ilişkin kısıtları, özellikle yüksek tutarlı harcamalarda bireyleri kredi kartlarına yönlendiriyor. Bu nedenle kredi kartları, fiilen ihtiyaç kredilerinin ikamesi haline gelmiş durumda. Nitekim 150 bin TL

üzeri bakiye grubunda kişi başına borç artışının diğer gruplardan belirgin biçimde ayrışması ve taksitli harcamaların payının yüksek bakiyelerde artması, bu eğilimi açıkça teyit ediyor.

ÖNEMLİ TABLO

Gelir gruplarına göre yapılan analizler de önemli bir tablo sunuyor. Düşük gelir gruplarında kredi kartı kullanım oranı sınırlı kalırken, gelir arttıkça aktif kart kullanım oranı yüzde 90’lara yaklaşıyor. Üst gelir gruplarında limit doluluk oranlarının gerilemesi ise bu bireylerin farklı finansman olanaklarına erişimlerinin bulunması ve bankaların bu gruplara daha esnek limit tahsis etmesiyle ilişkili görünüyor. Ancak bu durum, yüksek gelir grubunun borçsuz olduğu anlamına gelmiyor; aksine, borcun gelirle kıyaslandığında daha sürdürülebilir görünmesine yol açıyor. Bugün gelinen noktada kredi kartı kullanımındaki artışı yalnızca bireysel tercihler veya finansal disiplin eksikliğiyle açıklamak yetersiz kalıyor. Enflasyon karşısında eriyen alım gücü, zorunlu harcamaların bütçe içindeki payının artması ve tasarruf kapasitesinin zayıflaması, hane halkını tüketimi kısmaktan çok finansman biçimini değiştirmeye itiyor. Kredi kartları bu noktada, gelir ve gider arasındaki zaman farkını kapatan, taksit yoluyla alım gücünü zamana yayan ve krediye erişimin kısıtlandığı alanlarda alternatif sunan bir araç haline geliyor. TCMB’nin de özellikle vurguladığı gibi, çalışmada ortaya konan ilişkiler nedensellik değil korelasyon içeriyor. Ancak verilerin işaret ettiği temel gerçek açık: Türkiye’de kredi kartı borçluluğu, bireysel harcama tercihlerinden ziyade makroekonomik koşulların bir yansıması. Yüksek enflasyon, sıkı kredi politikaları ve gerileyen reel gelirler, kredi kartlarını hane halkı için son esnek alan haline getiriyor. Bu nedenle kredi kartı borçlarını tartışırken asıl odaklanılması gereken başlık, harcama davranışlarından çok alım gücünün kalıcı biçimde nasıl güçlendirileceği ve enflasyonla etkin mücadelenin nasıl sağlanacağı olmalı.

Ekonomik veri takvimi

05 Ocak2026, Pazartesi Çin Hizmet PMI

05 Ocak 2026, Pazartesi Türkiye TÜFE (Aylık-Yıllık)

05 Ocak 2026, Pazartesi ABD İmalat PMI

06 Ocak 2026, Salı Almanya Hizmet/Bileşik PMI

06 Ocak 2026, Salı İngiltere Hizmet/Bileşik PMI

07 Ocak 2026, Çarşamba Almanya İşsizlik Oranı

07 Ocak 2026, Çarşamba ABD Hizmet/Bileşik PMI

07 Ocak 2026, Çarşamba ABD Tarım Dışı İstihdam

08 Ocak 2026, Perşembe Dış Ticaret Dengesi

09 Ocak 2026, Cuma Çin TÜFE (Aylık-Yıllık)

09 Ocak 2026, Cuma Almanya Sanayi Üretimi

09 Ocak 2026, Cuma Türkiye Sanayi Üretimi

09 Ocak 2026, Cuma ABD İşsizlik Oranı

Ekonomi ve Finans Sözlüğü

Kredi ikamesi etkisi: Finansal sistemde ihtiyaç kredileri gibi belirli kredi türlerine yönelik vade, tutar veya büyüme sınırlamaları getirilmesi sonucunda, bireylerin benzer harcama ve finansman ihtiyaçlarını kredi kartları, taksitli kart işlemleri veya diğer kısa vadeli borçlanma araçları üzerinden karşılamaya yönelmesi olgusudur.

Reel gelir kaybı: Nominal ücret ve gelir artışlarının, tüketici enflasyonu ve zorunlu harcama kalemlerindeki fiyat artışlarının gerisinde kalması sonucu, bireylerin ve hanehalklarının fiili satın alma gücünde meydana gelen kalıcı veya geçici düşüşü ifade eder. Reel gelir kaybı, tasarruf kapasitesinin zayıflamasına, tüketim kalıplarının değişmesine ve hanehalkının borçlanma yoluyla gelir–gider dengesini sağlamaya çalışmasına neden olan temel makroekonomik göstergelerden biridir.İletişim: hale.tok@finansalpusula.com