Hiç düşündünüz mü?

Abone Ol

Geçmiş pek çok yazımızda, çevre bilincinin sosyo-ekonomik çevreyle, eğitim düzeyiyle, ekonomik üstünlükle alakalı bir olgu olmadığını, hatta çok daha fakir olarak bilinen 3. Dünya ülkelerinin gelişmiş modern, dünya devi, ekonomiyi elinde tutan en zengin, “en modern” ülkelerden, çok daha fazla çevreci bir yaşam ortaya koyduklarının bir gerçek olduğunu yazmıştım. 
Madenlerin açılmasına karşı çıkan pek çok protestocu, yeni hibrit arabasının, yarı elektrikli, bataryalı, bu nedenle çevreci özelliklerinden övünür. Bu araçlar nerede, hangi maden ocaklarından çıkan, metallerle, hangi ülkede üretilen bataryalarla donatılmıştır, sorgulamaz. Bugün elektrikli araç trendi, giderek yükselmekte, özellikle çevreci modern çevreler, toplumsal algı ile yaygınlaşmaktadır. 
Ancak hiç kimse bunların üretim bandının da yeni bir sanayi sektörü olduğunu, artan talebi beslemek adına, çok daha fazla madenin açılması gerekeceği gerçeğini düşünmez. Fosil yakıtlardan uzaklaşmak adına çevreci yaklaşımları bu yönde pompalamak, aynı zamanda yeni bir sanayi alanının önünü açmaktır. 
Bu bataryalı arabaların Lityum madenine ihtiyacı olduğu, o Lityumun nereden geldiği düşünülmez! Belki de protestoya gittiğiniz maden ocağı, oraya giderken kullandığınız arabanın üretimini sağlamıştı? Veya Afrika’da coğrafyayı katlederek çıkarılmış başka bir madenden gelmişti? O madenlerde Afrika halkının ne koşullarda çalıştığı, hangi çevrecinin yeni aracına binerken tasası olmuştur?  
Diğer tarafta, sürekli ev üreten toplumlar, inşaatın çimento kamyonlarının hangi taş ocağından geldiğini, hangi bölgede hangi ağaçların kesilerek bu malzemeye ulaşıldığını düşünmez. O inşaatın en temel malzemelerinden demirin hangi madenden çıkmış olduğunu bilmez, hatta düşünmez bile! Belki 2 yıl önce protesto gösterisine katıldığı maden ocağından gelip gelmediğine endişe duymaz, sorgulamaz. 
Hiç evi olmayan bir insanın belki de hayatı boyunca tek utkusu, çabası, başını sokacağı o eve sahip olmaktır yalnızca. Bundan daha doğalı da yoktur. Barınmak insanoğlunun temel ihtiyaçları başında yer alır. Ancak, sürekli ev alan, daha büyük, daha lüks çeşitli konutlardan mal varlığı koleksiyonu üreten kesimler, o dar gelirli, ilk ve tek evini almaya çabalayan bireyden çok daha fazla yapılaşmaktadır. 
İnşaat ve rant sektörü, en fazla oranda son 15 yılın lider sektörü olmuştur ve bu sektör, çok yüksek gelirli, yurt içi ve yurt dışı sermaye gücüne hizmet etmektedir. Ülkemizde tüm diğer sektörleri geride bırakarak, başı çeken inşaat emlak rant sektörü, zenginlerin daha çok mülk sahibi olma arzusuna odaklanmıştı. Her gittiği yerde, o bölgeyi beğenmiş ise, otelde tatil yapmak yerine, yeni bir mülk edinmeye çabalayan kesimlerin doğaya verdikleri zarar hiç endişe uyandırmıyor. 
Alırım, ister kendim kullanırım, istersem kiraya veririm denen bu lüks tüketim, ülkemizin eşsiz güzellikteki coğrafyasını dehşet bir hızla betonlaştırmaktadır. Yazlık veya sayfiye sayılan bölgelerde bu daha fazla göze çarpıyorken, sizler hiç Bodrum’da veya Çeşme’de yeni imara açılan sahaları boykota giden çevreci güruh görebiliyor musunuz? Veya Foça’da veya Bergama’da ister doğal ister arkeolojik SİT olsun, SİT derecelerinin düşürülerek yapılaşmaya açılmasına karşı çıkan çevreci tanıyor musunuz?