Yerel yönetimlerin varlık nedeni, kentte yaşayan insanların hayatını kolaylaştırmak. Ancak bazen tam tersi oluyor. Basit bir belediye hizmetine ulaşmak bile karmaşık prosedürler, gereksiz bürokrasi ve anlamsız kurallar nedeniyle küçük bir mücadeleye dönüşebiliyor.
Karşıyaka Belediyesi ile yaşadığım bir atık bertaraf süreci, yerel yönetimlerin vatandaşın hayatını nasıl zorlaştırabildiğini gösteren, sinirlendiren, bolca düşündüren bir deneyime dönüştü.
Yerel yönetimler modern kent yaşamının en önemli aktörlerinden biri. Temizlikten ulaşıma, park düzenlemelerinden çevre yönetimine kadar pek çok hizmet doğrudan belediyeler tarafından yürütülüyor. Belediyecilik anlayışının temelinde ise oldukça basit bir ilke ve beklenti var; o da vatandaşın hayatını kolaylaştırmak.
Yerel yönetimlerin hayatımıza dokunan hizmetlerinin uygulanmasında bunun her zaman böyle olmadığını görmek zor değil. Özellikle günlük hayatı doğrudan etkileyen küçük hizmetlerde, vatandaş çoğu zaman çözümden önce bürokrasi ile karşılaşıyor.
Geçtiğimiz günlerde Karşıyaka Belediyesi ile yaşadığım küçük ama öğretici bir deneyim, yerel yönetimlerde bürokrasinin hala nasıl ağır işlediğini gösteren bir örnek oldu. Evde uzun zamandır kullanılmayan eski bir ahşap dolabı değiştirmiştim. Dolabı söktük, parçalara ayırdık ve belediyenin ücretli atık bertaraf hizmetinden yararlanarak adresimden alınmasını istedim.
Büyükşehirlerde yaygın olan bu hizmet aslında oldukça basit bir mantığa dayanıyor. Büyük hacimli atıklar için belediyeye başvuruyorsunuz, belirlenen ücreti ödüyorsunuz ve ekipler gelip atığı alıyor. Kimse atıklarını rastgele, sağa, sola bırakmadığından şehrin korunması ve temiz kalması için yürütülmesi gereken bir işlemin parçası oluyorsunuz.
Karşıyaka Belediyesi çözüm merkezini arayarak kayıt oluşturmak istediğimi söyledim. Bu noktada sürecin beklenmedik bir bürokrasi duvarına çarpacağını henüz bilmiyordum.
Görevli kişi, kayıt açılabilmesi için adresteki mülk sahibinin T.C. kimlik numarasını vermem gerektiğini söyledi.
KAYIT AÇMANIN ZORLUĞU
Ben de kiracı olduğumu, ev sahibinin kimlik numarasını bilmediğimi ancak hizmetin ücretini ödeyerek bu atığın kaldırılmasını talep ettiğimi ifade ettim. Mantıken bu noktada çözüm üretilmesi gerekir diye düşünüyorsunuz. Sonuçta ortada yasa dışı bir talep yok; aksine çevre kirliliğini önlemek için belediyeden resmi bir hizmet satın almak istiyorsunuz.
Çağrı merkezi üzerinden yazıştığım yetkili mülk sahibinin T.C. kimlik numarası olmadan sistemde kayıt açılamayacağını söyledi. Alternatif çözüm ise belediyeye bizzat giderek başvuru yapmaktı. Yanlış okumadınız.
2026 yılında, dijital dönüşümün konuşulduğu, belediyelerin akıllı şehir projeleri anlattığı bir dönemde; ücretini ödeyerek bir atık bertaraf hizmeti alabilmek için evinizden çıkıp belediye binasına giderek kayıt açtırmanız gerekiyor. Sorunu çözebilmek için kira sözleşmesini bularak ev sahibinin T.C. kimlik numarasını alarak çağrı merkezi ile paylaştım. Bu bilgi sayesinde sistemde kayıt açılabildi ve süreç ilerleyebildi.
Sonuçta bin 800 TL ödeme yaparak, parçalarına ayırdığım eski dolabın belediye ekipleri tarafından alınmasını sağlayabildim. Tüm bu süreç tamamlandığında ise sanki sıradan bir belediye hizmeti almamış, uzun bir bürokrasi maratonunu bitirmiş gibiydim.
Türkiye’de belediyeler uzun süredir çevre kirliliği ve atık yönetimi konusunda önemli zorluklarla mücadele ediyor. Sokaklara bırakılan eski mobilyalar ve büyük hacimli atıklar kent estetiğini ciddi biçimde bozuyor. Böyle bir ortamda vatandaşın belediyeye başvurup ücretli bertaraf hizmeti almak istemesi aslında teşvik edilmesi gereken bir davranış. Ama sistem bunu kolaylaştırmak yerine zorlaştırıyorsa insanlar daha pratik ama yanlış yöntemlere yöneliyor.
Bir vatandaşın eski dolabını attırabilmesi için bürokrasiyle mücadele etmesi gerekiyorsa ortada bir hizmet değil, bir sistem sorunu var gibi görünüyor. İyi yönetilen şehirlerde vatandaş belediyeye ulaşmak için uğraşmamalı. Belediye zaten vatandaşın hayatını kolaylaştırmak için var olduğundan en hızlı ve mümkün çözümü üretmek için kendini ve sistemi zorlamalı...