Hürmüz Boğazı…

Abone Ol

1553 yazı…

Ferman büyük yerden. Cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman ferman buyurmuş: Hürmüz’ü tez vakitte alına... Donanmanın başında 80’ine dayamış koca efsane. Dünya haritasını hiç görmeden çizen, hatta keşfedilmeden Amerika’yı, Antartika’yı bile o haritaya koyan efsane denizci. Hedef Portekizliler’den Hürmüz’ü alarak Baharat Yolu’nu ele geçirmek. Basra sıcağı adeta ortalığı kavuruyor. Osmanlı donanması önce Maskat’ı kuşatıyor.

1’de 1. Maskat düşüyor. Havada zafer kokusu var. Pay-i taht memnun. Hürmüz kuşatılıyor. Boğazın kilidi dünyanın da düğümü. Kuşatma başlıyor. Toplar, oklar, yaylar... Kale direniyor. Gemiler hasar alıyor. Erzak azalıyor. Ufuk’ta da desteğe gelen Portekiz donanması belirince “Koca Reis” kararını veriyor. Kuşatmayı kaldırıyor. Donanmayı Basra’ya çekiyor. Kendi 2-3 gemi ve ganimetlerle Mısır’a dönüyor. Jurnal başlıyor. Basra Valisi Kubad Paşa yazıyor:
“Görevi terk etti… Donanmayı bıraktı… Belki rüşvet aldı…”

Altın dolu kavanoz hikâyesi işte burada başlıyor. Belki iftira. Ama leke yapışıyor bir kere. Ve ferman tez elden ulaşıyor; “Piri Reis tez elden yakalana. Boynu vurula”.

1554… Kahire.

80 yaşında bir deniz kurdu, dünyanın hala akıl sır erdiremediği efsane denizci tutuklanıyor.

Kılıç iniyor. Film bitiyor. Bir ömrü denizlerde geçen adam karada ölüyor. Son sözünü, ne düşündüğünü kimse bilmiyor. Mezarı bile hala kayıp. Aradan yüzyıllar geçti. Ama Hürmüz hâlâ aynı yerde. Hâlâ kritik. Hâlâ dünyanın boğazı. Ve ders hâlâ aynı: Bazen zafer…
Kale almak değildir. Gemiyi batırmamaktır.

Tabii anlayana...