Ege Telgraf Gazetesi'nden Nihat Ak'ın haberine göre, Tarlada maliyet, sofrada zam korkusu büyüyor! ABD-İran gerginliği ve Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyat aksamaları, petrol ve gübrede dışa bağımlı Türkiye’de çiftçinin maliyetlerini, tüketicinin gıda harcamalarını artırma riski taşıyor. Üretici ürününe alıcı, vatandaş bütçesine uygun gıda bulamazken yeni zam dalgasından endişe ediliyor. Türkiye Ziraatçılar Derneği İzmir Şube Başkanı İlker Ağın, desteklerin artırılmasını, bilinçli gübrelemeyi ve kooperatifleşmeyi öneriyor. İzmir Pazarcılar Odası Başkanı Hamdin Erişen ise üreticinin alıcı, tüketicinin uygun fiyat bulamadığını vurguluyor. İki başkanın çağrısı: Üretim planlanmalı, çiftçi korunmalı, alım gücü artırılmalı; yeni zam dalgasının önüne geçilmeli.

‘DIŞA BAĞIMLIYIZ’
Dünya ticaretinde Hürmüz Boğazı’nın öneminin ve ABD’nin bölgeye ilgisinin her geçen gün daha iyi idrak edildiğini vurgulayan Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) İzmir Şube Başkanı Ziraat Mühendisi İlker Ağın, “ABD-İran savaşıyla yükselen petrol ve gübre fiyatları, çiftçinin maliyetlerini artırırken girdi tedarikini zorlaştırıyor. Savaşın uzaması, dışa bağımlı tarımsal üretimi ve gıda fiyatlarını daha fazla baskılayabilir. Küresel ticarete konu ürenin yüzde 46’sı, fosfatlı gübrenin yüzde 20’si, kükürdün yüzde 50’si Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Katar’daki QAFCO tesisi, küresel gübre ihracatının yüzde 14’ünü karşılıyor. Kükürt üretiminin yaklaşık yüzde 90’ı petrol ve doğal gazdan sağlanıyor. Türkiye’de 2025’te gübre tüketimi yaklaşık 6,5 milyon ton, üretim ise 4,5 milyon ton oldu. Ancak yerli üretimin hammaddelerinde yüzde 90-95 oranında dışa bağımlıyız. Bu tablo, gübrede dışa bağımlılığın yüzde 100’e yaklaştığını gösteriyor. Tüketimde önceki yıla göre yüzde 6-7 azalma yaşanırken artan fiyatlar belirleyici oluyor. Üretim rakamları tek başına yeterlilik anlamına gelmiyor; hammadde ithalatına bağımlılık, küresel fiyat ve sevkiyat şoklarını doğrudan tarlaya taşıyor. Veriler, önümüzdeki dönemde enerji ve gübre maliyetlerinin üretici üzerindeki baskısının sürebileceğine, tarımsal üretimin daha da zorlaşabileceğine işaret ediyor” dedi.

‘TÜM KESİMLERİ İLGİLENDİRİYOR’
İzmir’de zeytinden üzüme, pamuktan mısıra, sera sebzelerine kadar geniş bir üretim yelpazesi olduğunu dile getiren Başkan Ağın, “Bu çeşitlilik, farklı gübrelere ihtiyaç duyulması anlamına geliyor. Bölgemizde birim alandan yüksek verim alınıyor; bu verimin korunmasında doğru ve yeterli gübreleme önemli rol oynuyor. Azotlu ve kompoze gübreler, DAP, kükürt ve organik gübrelerdeki maliyet artışları çiftçiyi zorlayacaktır. Bu baskının hem ihracata gönderilen hem soframıza gelen ürünlerin fiyatlarına yansımasını bekliyoruz. Yem üretimindeki maliyet artışları da et, süt ve yumurta fiyatlarını etkileyebilir. Dolayısıyla sorun, üreticiden tüketiciye bütün kesimleri yakından ilgilendiriyor” ifadelerini kullandı.
‘MİNİMİZE YÖNTEMLER’
Gübre kullanımının genellikle ürüne ve ekim takvimine göre şekillendiğinin altını çizen Başkan Ağın, “Toprak analizine dayalı gübreleme, bitkinin ihtiyacını karşılayarak verimi korur, gereksiz gübre kullanımını ve maliyetleri azaltır. Üreticinin yüksek maliyetler nedeniyle yeterli gübreleme yapamaması ise ürüne ve üretim biçimine göre değişen oranlarda verim kaybına yol açabilir. Bu nedenle analiz laboratuvarları yaygınlaştırılmalı, hizmetler bütün tarım alanlarına ulaştırılmalıdır. Kimyasal gübrelere alternatif veya tamamlayıcı olarak hayvansal ve bitkisel kompost, mikrobiyal gübreler, yeşil gübreleme ve organik atıklardan elde edilen ürünlerin kullanımı artırılmalıdır. Toprağın organik madde miktarını yükselten uygulamalar öncelikle desteklenmeli; üreticilere doğru gübreleme konusunda teknik danışmanlık sağlanarak hem üretimin devamlılığı hem de toprak verimliliğinin korunması hedeflenmelidir” diye konuştu.
‘MİLLİ GÜVENLİK MESELESİ’
Tarımın öncelikli sektör olarak değerlendirilmesini isteyen Başkan Ağın, “Küresel iklim değişikliği, tarımı stratejik bir sektör ve milli güvenlik meselesi haline getiriyor. Üreticinin bilimsel ve teknik olanaklardan yararlanması, desteklerin hedefine ulaşması için örgütlenme şart. Türkiye’de tarımın temel yapısal sorunlarından biri, üreticilerin yeterince örgütlü olmamasıdır. Tarımsal desteklerin bütçedeki payı artırılmalı, kırsalda eğitim, sağlık ve altyapı yatırımları güçlendirilmelidir. Teşviklerin üretime ve üreticinin gelirine katkı sağlaması için çiftçiler kooperatifler altında buluşmalı; ortak alım, üretim ve pazarlama olanaklarıyla ekonomik dayanıklılıklarını birlikte artırmaları sağlanmalıdır” şeklinde konuştu.
‘DENGE KURULMALI’
Suyundan gübresine, işçiliğinden nakliyesine kadar tarımsal üretimin maliyetleri yükseldiğine dikkati çeken İzmir Pazarcılar Odası Başkanı Hamdin Erişen, “Maliyet artarken vatandaşın alım gücü aynı ölçüde artmıyor. Bugün yaşadığımız sıkıntı, üreticinin emeğini karşılayacak fiyat ile tüketicinin ödeyebileceği tutar arasındaki makasın açılmasıdır. Manisa’dan onlarca üzüm üreticisi beni aradı. Günlerce güvendiğim halcilerle, pazarcı esnafımızla görüştüm; ürünü alıp satabilecek kimseyi bulamadık. Şimdi mandalina bahçesi sahipleri arıyor, ürünlerini maliyetine vermek istiyor. Yine alıcı bulmakta zorlanıyoruz. Çünkü esnaf, aldığı malı tezgâhta hangi fiyata, kime satacağını hesaplıyor. Satılmayan her kasa, esnafın işletme sermayesinden eksiliyor. Burada üretici de tüketici de pazarcı da aynı ekonomik sıkışmanın içinde. Çiftçi zarar ederse üretimden çekilir; vatandaş alamazsa pazar daralır. Bu döngü, yarının arzını da tehlikeye atar. Çözüm; üretim girdilerini ucuzlatmak, tedarik zincirindeki kayıpları azaltmak ve hanelerin alım gücünü artırmaktır. Ürünün bahçede kaldığı, vatandaşın tezgâha uzanamadığı bir düzen sürdürülemez. Tarım politikasıyla gelir politikası birlikte düşünülmeden bu sorun çözülemez. Üreticinin kazanabildiği, esnafın satabildiği, tüketicinin alabildiği bir dengeyi kurmak ertelenemez bir ekonomik zorunluluktur” dedi.

‘PLANLI ÜRETİM ŞART’
Veriye dayalı üretim, izlenebilir ürün ve istisnasız denetimle sağlıklı bir piyasa kurması gereğine vurgu yapan Başkan Erişen, “Çiftçi, önceki yıl para kazandıran ürüne yöneliyor; herkes patlıcan ektiğinde arz büyüyor, fiyat maliyetin altına düşüyor. Ertesi yıl aynı döngü biberde yaşanıyor. Sonunda ürün dalında, üreticinin umudu tarlada kalıyor. Bu tablo, üretim kararlarının geçmiş fiyatlara bırakılamayacağını gösteriyor. Tarım ve Orman Bakanlığı; bölgesel talebi, tüketimi, ihracat olanaklarını ve üretim kapasitesini değerlendiren planlama yapmalıdır. Pazarlarda da adil rekabetin şartı denetimdir. Biz kayıtlı esnaf olarak yükümlülüklerimizi yerine getirirken, üretici sıfatını avantaj için kullananlar piyasa dengesini bozuyor. İzmir’in Menderes ilçesinde müstahsil görünen bir kişinin ‘Çikita’ ithal muzu kendi üretimiymiş gibi satması kabul edilemez. Üretici belgesi, üretim alanı ve tezgâhtaki ürün birbiriyle karşılaştırılmalıdır. Gerçek üretici korunmalı, sahte beyanla sağlanan maliyet avantajı engellenmelidir. Plansız üretim çiftçinin gelirini, denetimsiz ticaret esnafın kazancını aşındırır” ifadelerini kullandı.





