in

‘İki yakanın da sevdalısıyız’

Pek çok hikayenin beşiği olan Türkiye’deki anıları biraz olsun derlemek için yola çıktık. Ege Telgraf Gazetesi olarak Giritli mübadillerin torunlarıyla, geçmişte yaşanılanların ailelerde kalan izlerini takip ettik

iki-yakanin-da-sevdalisiyiz

Türkiye, çok sayıda anıya, yaşanmışlığa kimi zaman kahkahalara ama belki de en çok acıya ev sahipliği yapan ülkelerden. Geçmişten bugüne pek çok insana vatan olan bu topraklar çok sayıda hikaye de barındırıyor. Bu hikayelerin belki de en önemlilerini de mübadillere, göçmenlere ait olanları. Bunların bir kısmını sizler için derledik. Eşrefpaşa Giritliler Derneği Üyeleri ve yöneticileriyle, karşı yakadan gelen, gelmek zorunda kalan atalarını ve yaşananları konuştuk.

‘ATATÜRK SAHİP ÇIKTI’

Eşrefpaşa Giritliler Derneği Başkanı Ali Peynirci, Osmanlı Devleti’nin Girit’i yüzyıllarca kimsenin dinine, diline, ırkına karışmadan yönettiğini söyleyerek ardından toprakları ellerine geçirenlerin Türkleri bölgeden kaçırmak için türlü kötülüklere imza attığını hatırlattı. Türkler olarak baskılar, zulümler, katliamlar yaşamışız. Bunlardan kaçıp vatanımıza gelmişiz diyen Peynirci, “Bizim vatanımız Türk bayrağının olduğu yerdi, biz vatanımıza çıkıp geldik Girit’ten. Atatürk, mübadillerin hepsine sahip çıktı ve tüm imkansızlıklara rağmen herkese kol kanat germeye çalıştı” diye konuştu.

‘İZMİRLİLER KÜLTÜRÜMÜZÜ SEVİYOR’

Dernek olarak yaptıkları çalışmalara da değinen Başkan Peynirci, İzmirlilerin kültürlerine büyük ilgi gösterdiğini aktararak “Son zamanlarda Giritlilerde ve derneklerimizde bir hareketlenme var. Tarihimizi, örflerimizi, yemek kültürümüzü ve dahasını yaşatmak için çaba harcıyoruz. Biz de bu çaba doğrultusunda 2017’de derneğimizi kurduk. Biliyorsunuz Eşrefpaşa, Giritlilerin çok fazla yaşadığı, önem verdiği bir yer. Derneğimizde yaptığımız çalışmalarla birbirinden haberi olmayan ya da uzun süredir görüşemeyen insanları yeniden buluşturduk. Yine kültürümüzü İzmir’deki diğer dostlarımızla, vatandaşlarımızla tanıştırdık. İzmir’de çok fazla Giritli var. Güzelyalı, Alsancak, Karşıyaka, Eşrefpaşa, Bornova’ya gittiğiniz zaman çok fazla Giritli görüyoruz. Dolayısıyla İzmirli de bizim kültürümüze zaten çok uzak değil. Birçok festivale imza atıyoruz son dönemde. Bunlara İzmirli’den büyük ilgi oluyor. Bu ilgi de bizi mutlu ediyor. Çünkü Giritliler iki yakanın da sevdalılarıdır. Girit kadar İzmir’de içinde barındırdığı tüm değerlerle bizim için değerli ve önemli” ifadelerini kullandı.

Aile Anılarında Mübadele

‘BAYRAĞIMIZIN DALGALANDIĞI YERDEYİZ’

Mehmet Peynirci:
Aile büyüklerimiz Girit’in Resmo şehrinden, 1921-22 yıllarında Ayvalık’a iskan edildi. Dedem, 14 çocuğu ile birlikte orada peynir üretip ihracat yapıyormuş. Türkiye’ye geldiklerinde tabii ki bu işler ve gelirlerini Yunanlılar vermedi onlara. Devlet bir miktar zeytin ağacı ile ev vermiş ama 14 çocuğu bakmak dedem için hayli zor olmuş ve ekonomik olarak dar boğaza girmişler. Babam da bu nedenle İzmir’e gelmiş. Ben İzmir’de doğdum ve büyüdüm. Anneannemle büyüdüm, O sadece Rumca biliyordu, dolayısıyla ilkokula başlayana kadar tek kelime Türkçe bilmiyordum. Dedemden sonra babam ve ben de peynircilik yaptım. Bizim soyadımız da oradan geliyor. Elbette büyüklerimiz Girit’te çok güzel anılar biriktirmiş, anlattıklarından anlıyoruz ki çok mutlularmış. Ama savaştan sonra orada kalmamız mümkün değildi. Bizde vatanımıza, bayrağımızın sallandığı yere geldik. Giritli olmaktan ve aile mazimizden onur duyuyorum. Biz eski anılarımızı, adetlerimizi yaşatmaya çalışıyoruz. Burada yaşayan hemşerilerimizle kucaklaşmışız.

‘YOLDA AHRETLİK OLDULAR’

Sıdıka Çavgav Çınar:
Bizim aile büyüklerimiz Girit Kandiye doğumlu. Anneannem ile babaannem henüz 9 yaşındayken yola düşmüşler, onlar ilk mübadillerden. Gülcemal Vapuru ile Urla’ya gelmiş, yürüye yürüye kent merkezine gelmişler. Anne tarafım Eşrefpaşa’ya, baba tarafım ise Aydın’a geliyor. Yayan bir şekilde kaçarken, babaannem ile anneannem arkadaşlık etmeye başlamışlar. Ve bu süreçte, bu kaos ortamından kurtularak büyümeyi başarır ve bir aile kurarsak çocuklarımızı evlendirelim diye birbirlerine söz vermişler, kan kardeşi olmuşlar. Önce teyzemi babama düşünmüşler fakat başka sevdiği olduğu için olmamış. Annem çok küçük olmasına rağmen babama onu vermişler. Birbirlerine verdikleri sözü ve çektikleri çileyi hiç unutmamışlar. Cidden çok acı çekmişler bu süreçte. Biz dinlerken bile çok üzülürdük. Burada bile zaman zaman göçmen olduğumuz için bize gavur diyenler olurdu bu bizi çok üzerdi. Dışlanırdık, bir arkadaşımın anneannesi bastonuyla gavur deyip kafamı yarmıştı çocukken benim, hiç unutamam onu örneğin. Ama yine de burası bizim vatanımız ve hep vatanımızdı, öyle de kalacak. Burada olmaktan da mutluyuz.

‘YAŞANANLARI ANLATMAZLARDI’

Hasan Yoruldu:
Anneannem de babaannem de, dedelerimle birlikte Girit Resmo’dan gelme. 8 yaşına kadar babaannem bizde yaşardı ve evimizde Giritçe konuşuluyordu. Dedem mübadeleden önce zannediyorum kadı olması sebebiyle devlet görevlendirmesi ile İzmir’e gelmiş. Babaannem de sonrasında mübadele ile geliyor ve aslında Resmo’dan tanışıyorlar. Dedem kafasına koyup babaannemi istemiş ve evlenmişler. Annemin babası da Bornova Çiçekliköy’e yerleşmiş. Büyükbabamı, dedemin önünde vurmuş Yunanlılar ki dedem o zaman çok küçük yaştaymış. Bizim ailelerimiz çok fazla Girit’ten ve yaşadıklarından bahsetmek istemiyordu. Yaşadıkları anıların ağırlığından olsa gerek.

‘ACILAR ORTAK’

Başkan Yardımcısı Fahrettin Varol:
1896-97 Yunanlıların mezaliminden kurtulanlar geldi İzmir’e. Ardından mübadele yapıldı biliyorsunuz. Günlük hayatının akışında olan insanlara bir anda haydi gidiyorsun demişler. Yemeğini ocakta bırakan, kapısını kitleyip, nasılsa döneceğim diye anahtarıyla Türkiye’ye gelenler var. İnsanlar yaşamını, anılarını, geçmişini bırakmış. Bir acıdan kaçıp buraya gelmiş veya getirilmiş çok sayıda insan. Ölüleri olmuş, gömememişler bile. Türkiye’de de zorlanmışlar. Bizim atalarımız, dedelerimiz Türkiye’ye geldikten sonra kendilerine gavur denip, dışlanmaları nedeniyle Rumca’yı başkasının yanında konuşamamışlar. Gavur dedikleri göçmenler, camiye gidip namaz kıldıklarında yanıldıklarını anlamışlar. Aynı şekilde Türkiye’den oraya giden inşalar da acı çekmiş. Ben Girit’e gittim. Kapısının önünde oturan yaşlı bir teyzeye, Yunanca selam verip halini hatırını sorduğumda, Türk olduğumu, İzmir’den geldiğimi duyunca gözyaşları içinde Türkçe cevap vermeye başladı bana. Türkiye’den genç kızken geldiğini, Alsancak’ta oturduklarını, burayı hiç unutmadığını söyledi. Türkiye’den oraya gidenlere de ‘Türk tohumu’ demişler. Yani acılar ortak olmuş.

Utkucan Akkaş / Özel Haber

istemezukcu-degiliz-ama-ortak-akil-sart

“İstemezükçü değiliz ama ortak akıl şart!”

hastanenin-8inci-katindan-atlayan-profesor-oldu

Ege’de profesör intihar etti!