in ,

İklim krizinde çözüm küçükbaş hayvancılık

İklim krizini tetikleyen etkenlerin başında büyükbaş hayvancılık geliyor. Türkiye kendisine uygun olmayan bu üretime yatırım yapıyor. Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım, ‘Çözüm her hâlükârda öze dönüp, küçükbaş hayvan yetiştirmek’ diyor

iklim-krizinde-cozum-kucukbas-hayvancilik

Türkiye geçtiğimiz günlerde Bursa’daki sel felaketi ile sarsıldı, çiftçinin ürünleri büyük zarar gördü. Haziran ayının neredeyse bitmek üzere olduğu dönemde oluşan bu durum ‘iklim krizi ve tarım’ konusunda harekete geçmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bu anlamda konunun akademik boyutunu ve iş dünyasının bakış açısını geçtiğimiz iki günde konuşmuştuk. Bugün ise biraz hayvancılığı konuşacağız. Tarım alanında, krizi körükleyen öğelerin başında büyükbaş hayvancılık gelse de Türkiye son yıllarda büyükbaş hayvancılığa yaptığı yatırımı artırmaya devam ediyor. Arjantin, Uruguay gibi ülkelerden çok sayıda hayvan her yıl ithal ediliyor. Dosyamızın üçüncü ayağında Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım ile konuştuk. Yıldırım Türkiye’nin hayvancılık konusunda küçükbaş hayvanları öne çıkararak öz kimliğe dönmenin önemli olduğunu vurguluyor ve sözlerine bölgesel olarak yapılacak planlamalarda, ürün ortaklığı olan komşu ülkelerle birlikte çalışılması gerektiğini ekliyor.

‘DEĞİŞTİ AMA NEDEN?’

Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım, iklim kriziyle ilgili dünyada bir farkındalık olduğunu söyleyerek, Türkiye’de ise özellikle devletin durumu yeterince ciddiye aldığını düşünmediğini belirtti. Adı bazen don felaketi oluyor, bazen sel diyen Yıldırım, “Yağış rejimi değişken ya çok yağıyor ya kuraklık oluyor. Bunlar ciddi zarar neden oluyor. Ve bunların hepsinin nedeni ‘İklim değişikliği’ fakat biz ‘Mevsimler değişti’ diye bakıyoruz. Peki neden değişti? Tarım Bakanlığı’nın sanırım 1999’da iklim krizinin tarıma etkileri çerçevesinde hazırladığı, kitaplaştırılmış bir raporu var. Bu konuda toplantı yapılmış, o günlerden beri konuşuluyor, kağıt üzerinde raporlar hazırlanıyor, bu işin takipçiliğini yapan kurum ve kişiler de var. Ama somut olarak baktığımızda buna karşı bir önlem açıkçası çok görülmüyor” dedi.

‘ÇİFTÇİ VERİM KAYBI DİYOR’

Konuyla ilgili hazırlanan bir rapordan da bahseden Yıldırım, bu raporda görüşülen çiftçilerin yüzde 97’sinin verim düşüklüğü ve hasat zamanında değişim yaşandığını gözlendiği belirtiğini ifade etti. Ali Ekber Yıldırım şöyle konuştu : “Barış Karapınar ve Gökhan Özertan adlı iki değerli akademisyenin bu konuda hazırladığı raporda 2030 yılına kadar özellikle buğday ve arpada yüzde 10-12 civarında bir verim düşüklüğü görüleceği, yağlı tohumlarda bunun daha da artabileceği söyleniyor. Diğer ürünlerde de yaklaşık yüzde ile 10 arası bir verim kaybı bekleniyor ki, bu sayı, 2050’ye doğru gidildiğinde 3 derecelik küresel ısınmayla birlikte yüzde 25 ile 50 bandına ulaşabileceği söyleniyor. Bu raporda 700 çiftçi ile görüşülerek, iklim değişikliğinden nasıl etkilendikleri sorulmuş. Çiftçilerin yüzde 97’si verim kaybının arttığını, ürün hasadının zamansal olarak ya öne çekildiğini ya geriye gittiğini söylüyor.”

‘ÇİFTÇİ KENDİ ÖNLEM ALIYOR’

Araştırmada çiftçilerin krize karşı kendi kendine önlem aldığını ortaya koyduğunu ifade eden Yıldırım, bunun devlet eliyle yapılması gerektiğini altını çizerek, “Düşünün gübre veriyor, hava sıcak veya yağışlı olduğunda verim alamıyor gübreyi değiştiriyor. Ya da çiftçi aynı yere iki yıl buğday ekiyor ama hasat dönemi ve öncesinde zarara uğruyor. Bu kez başka bir şey ekiyor bu da plansızlığı getirdiği için ciddi bir sıkıntı yaratıyor. Bu sürecin devlet eliyle planlanarak, çiftçinin bilinçlendirilerek yapılması lazım. Oysa üreten, gelir kaybı endişesiyle deneme yanılma yoluyla doğruyu aramak durumunda kalıyor. Türkiye tüm raporlarda bu süreçten en çok etkilenen ve etkilenecek olan ülke olarak görülüyor. Tarım da bundan en fazla etkilenen sektör. Dolayısıyla bununla ilgili eylem planlaması gerekiyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı ciddi araştırma kurumları var. Yine bağımsız kurumlar var. Bunların koordineli olarak çalışıp bu krize uygun yeni tohum çeşitleri üzerinde çalışma yapmaları gerekiyor. Daha dayanıklı ve o döneme uygun çeşitliliğimizi arttırmamız ve bunları geliştirmemiz lazım. Hâlbuki bunun yerine hep tek çeşitliliğe gidiyoruz. Mevcut sahip olduğumuz biyolojik çeşitliliği de kaybetmeye başlıyoruz. Bu çalışmaların yoğunlaştırılması ve yeni iklim koşullarının uygun çeşit gelişimin mutlaka ön plana alınarak bunun desteklenmesi lazım” ifadelerini kullandı.

‘EN AZINDAN 10 YIL SONRASINI…’

Türkiye’de tarım politikasının hep felaketler üzerine belirlendiğini aktaran Tarım Yazarı, “Buradan hareketle 5, 10 yıllık, hatta 2030 ve 2050’ye kadar olması beklenen durumların ve atılması gereken adımların çalışmaları hem ülkemizde hem de dünyada zaten yapılıyor. Buna uygun tekelden çalışan bir yapının oluşturulması gerekiyor. Onun ötesinde üreticiye 20 yıl sonra suyun yeterli olmaması, iklimin elverişsiz olması nedeniyle örneğin artık pamuk ekemeyeceğini anlatmak gerekiyor. Bu anlamda önleyici çalışmalar yaparak ciddiye almalıyız yoksa felakete her geçen yıl daha fazla yaklaşıyoruz. İş işten geçmiş olabilir. Senaryolardan biri: en çok sıcaklığın İç Anadolu, Akdeniz ve Ege’de olacağı. Dolayısıyla buradaki belli ürünlerin Karadeniz’e ve Marmara’ya doğru kayması üzerine. Yeni Zelanda’da ağırlıklı olarak hayvancılık yapılıyor. Kadınların kurduğu bir dernek, ‘50 yıl sonra bu iklim değişirse, yağışlar azalırsa, gerekli çimin büyümesi için tarım ilacı kullanalım mı kullanmayalım mı?’ tartışması yaparak, kullanmaları halinde çocuklarının 50 yıl sonra tarım yapamayacağı sonucuna vararak önlem almaya çalışıyor. Bizim 50 yıl sonrası olmasa bile en azından 10 yıl sonrası için bir çalışma yapmamız, bunu da çiftçiyle birlikte gerçekleştirmemiz lazım. İç dinamiklerimize göre bir planlama yapmalıyız. Bölgesel faktörleri öne çıkararak çalışmalıyız. Bunu yaparken de dış dünyayı göz ardı etmemeliyiz. Korona virüs salgını da gösterdi ki sınırların bazen bir anlamı kalmıyor. Örneğin, Karadeniz Bölgesi’ne yönelik çalışırken burada üretilen fındığı Gürcistan ve Azerbaycan gibi ülkelerle birlikte korumayı konuşmalıyız” diye konuştu.

‘KÜÇÜKBAŞ ÖNE ÇIKMALI’

Tarım anlamında iklim krizini en çok etkileyenlerden birinin büyükbaş hayvancılık olduğunu söyleyen Ali Ekber Yıldırım, dünyanın bundan uzaklaştığı halde Türkiye’nin bu alana yöneldiğini ifade ederek, “Biz sürekli büyükbaş hayvancılığa yöneliyoruz. Bizim topraklarımız, bizim iklimimiz büyükbaşa uygun değil, bunu herkes biliyor. Ama uygulanan politika hep büyükbaşa yönelik. Hep büyükbaşı konuşuyoruz. Et dediğimizde direkt sığır geliyor aklımıza. Süt diyoruz inek geliyor. Koyunculuğu, küçükbaşı daha ön plana çıkaracak bir yapının oluşturulması lazım. Çünkü dünyada gerçekten de büyükbaş hayvanların, doğaya bıraktıklarının gazla birlikte iklim değişikliğine olumsuz etkileri olduğu biliniyor. Hamburgerde olsun, diğer ürünlerde olsun giderek bitki bazlı ürünler kullanılıyor. Bu konuda ciddi çalışmalar var. Dünyanın belki de 10, 20 yıl sonra terk edeceği büyükbaş hayvancılığı Türkiye’ye ithal etmemizin bir anlamı yok. İklimimize, coğrafyamıza, insan ve kültür yapımıza uygun, daha doğa dostu tarımın uygulanması gerekiyor. Önlemlerin iki yönlü olması lazım. Birinci yönü üretimin artırılması, ikincisi doğayı korumak ve iklim değişikliğine neden olan faaliyetlerin azaltılması” şeklinde konuştu.

TARIM İLAÇLARINA DİKKAT!

Türkiye’de tarımsal ilaç kullanımının da hem krizi tetiklediğini hem de tarıma doğrudan zarar verdiğini belirten Yıldırım, “Bunun zararı zaten biliniyor. Ama biz neredeyse tarım ilacının tüketimi arttı diye övüneceğiz. Bu ilaçların bir kısmı ülkeye kaçak olarak giriyor. Çiftçi bir bitkiye kullanıyor ilacı, ona iyi gelince başka ürünlere de sıkıyor. Hâlbuki ilacın farklı farklı kullanım alanları olur. Bu Türkiye’nin başını ağrıtan ve ağrıtabilecek bir durum. İlaç toprağı bozuyor, çevreye zarar veriyor. Bununla ilgili önlem olarak Bakanlığın çok iyi denetim yapması, çiftçiyi bilgilendirmesi gerekiyor. Bu kullandığı ilacın aslında ona yarar getirmediğini anlatması gerekiyor. Bunlara dikkat etmediğin zaman hem insan sağlığına hem çevreye hem doğaya zarar veriyor. En büyük denetim, devletin denetlemesi. Başka türlüsü mümkün değil” sözlerini kullandı.

Utkucan Akkaş / Özel Haber

yolcu-otobusu-ile-kamyon-carpisti-2-kisi-oldu-cok-sayida-yarali-var

Yolcu otobüsü ile kamyon çarpıştı: 2 kişi öldü, çok sayıda yaralı var

barolari-bolme-ve-parcalama-projesi

‘Baroları bölme ve parçalama projesi’