İklim ve savaş-4

Abone Ol

Yer küre üzerinde iki büyük buz kütlesi bulunuyor. Kuzey kutbunda Grönland, Güney Kutbunda Antarktika. Her ikisi kürenin yaklaşık yüzde 70 tatlı su rezervini ihtiva ediyor. Kutuplarda yer alan buzulların bir bölümü kıta anakarası üzerinde yer alırken, bir kısmı kıtayı çevreleyen okyanus suları üstünde yer alıyor. Atmosferdeki karbon seviyesi ile hava sıcaklığının birbirine paralel olduğu, Karbon seviyesi yükseldikçe ısının arttığı biliniyor. 1990 larda tanıştığımız “Sera gazları” ve onların atmosferimizde “ozon” tabakasına verdiği zararlar, bilim insanlarının Kutup buzulları üzerindeki incelemelerine hız vermelerine neden oldu. Buzullar eridikçe erime hızlanıyordu. İklim verileri giderek daha fazla sıcaklık göstergelerine işaret ediyor. Geçtiğimiz temmuz ayı, günümüze dek kaydedilmiş en sıcak temmuz olarak kayıtlara geçti. İklim değişikliğine bağlı ısı artışı ve atmosferik olayların, Tüm dünyadaki etkileri giderek daha yıkıcı olmaya başladı. Okyanus cephesi olan ülkelerde fırtına ve kasırgalar, seller artarken, Avrupa kıtası hiç yaşamadığı büyüklükte kuraklıkla mücadele ediyor. Tüm zirai üretimleri doğrudan etkilenen Avrupalı ülkelerde, güncelde en fazla tartışılan başlık, zeytin ve zeytinyağı rekoltesinin düşüşü oldu. Bu durum ülkemiz üretimlerine rağbeti, dolayısı ile fiyatları artırdı. Hemen ardından Kasım ayına kadar bu ürünlerin ihracatına kota getirildi. Diğer bir sorun Karadeniz ülkelerinde çıkan hububat ve buğday krizi. Devam eden Rusya – Ukrayna savaşı, hububat stoklarını ve piyasasını doğrudan ilgilendirdiği gibi, temel gıda ihtiyacı olan buğdayda yeni bir kriz açığa çıkarmış durumda. Kutuplarda eriyen buzul kütleleri altından çıkan maden yatakları hakkında paylaşım savaşları sürerken, diğer bir uçta, kıta Afrika’sında iç karışıklıklar hiç hız kesmiyor. Lityum ve Kobalt gibi, bugün batarya ve pil üretiminde en fazla öne çıkan madenlerin bulunduğu, orta Afrika ülkelerinde, askeri darbeler, iç kargaşalar vesilesi ile yönetimler el değiştirmeye, yani başkaca sermaye güçlerinin kontrolüne geçmeye devam ediyor. Fransız sanayi şirketleri zayıflayınca yerini İngiliz teknoloji devleri kapmaya çabalıyor. Sermaye ve güç, iklimle ve gelişen teknoloji ile el değiştirmeye dönüşmeye, coğrafyalar, üretim ve tüketim alanları, madenler üzerinde savaşmaya devam ediyor. 

YERKÜRE

Diğer bir yanda yerküre kendi var olma savaşını veriyor. Ekosistem hızla evrim geçiriyor. Bugün habitatımızın biyolojik çeşitliliğinin yüzde 80 civarında türünü sanayi devrimi sonrasında yok etmiş bulunmaktayız. İnsanoğlunun küreye verdiği zarar tartışmasız. Fosil yakıtlardan türettiğimiz plastik ve sentetikler, mikron seviyesinde parçacıklara bölünmüş ve okyanuslardaki balıkların iç organlarına kadar girmiş durumda. Düne kadar hayalet balıkçı ağlarına takılan caretta kaplumbağalarının çilesini konuşurken, bugün artık balık yerken plastik yemekte olduğumuzu konuşuyoruz. Dünyanın dört bir yanını kaplayan su tabakası ve ihtiva ettiği tüm canlılar su kitlesi içinde bulunan plastik partikülleri soluyor, dolaşım sistemlerinde, organlarında plastik bulunuyor. Dünyanın en zengini olan kimseler de, fakir bir balıkçı kasabasında oturanlar da aynı balığı gıda olarak tüketiyor. Fukuşima nükleer santrali soğutmak üzere kullanılan deniz suyunun radyasyon etkileri gibi mevzular bile kirliliğin büyüklüğü yanında ayrıntılar arasında kaybolup gitti. İnsanlık yeni milenyumda nasıl bir yaşam biçimi edinir ve tüm bu güç savaşları içinde ekosistem nasıl varlığını sürdürebilir bilinmez.