Bazı ilişkiler dışarıdan bakıldığında “kötü” görünmez. Ortada açık bir ihanet yoktur, büyük kavgalar yaşanmaz, hatta sevgi de tamamen kaybolmuş değildir. Buna rağmen ilişkinin içinde olan kişi tarif etmesi zor bir yalnızlık hisseder. Çünkü bazı ilişkilerde sorun sevgisizlik değil, duygusal olarak ulaşamamaktır. Duygusal erişilemezlik, kişinin partnerine fiziksel olarak yakın olsa bile duygusal temas kurmakta zorlanmasıdır. Bu kişiler çoğu zaman tamamen sevgisiz değildir. Partnerlerini önemseyebilir, ilişkiyi sürdürmek isteyebilir, hatta kendi içlerinde yoğun duygular yaşayabilirler. Ancak yakınlık arttığında geri çekilme, duyguları ifade etmekte zorlanma, ihtiyaç konuşmalarından kaçınma veya duygusal yoğunluğu kontrol altında tutma eğilimi gösterirler. İlişkinin diğer tarafındaki kişi ise zamanla görünmez bir mücadele yaşamaya başlar. Başlangıçta daha fazla anlayış göstermeye çalışır. Partnerinin alan ihtiyacına saygı duyar, onu zorlamamaya dikkat eder, “zamana ihtiyacı var” diye düşünür. Fakat bir süre sonra ilişki tek taraflı bir duygusal emeğe dönüşebilir. Bu noktada kişi artık yalnızca özlem hissetmez; aynı zamanda sürekli ilişkiyi taşıyan taraf olmanın yorgunluğunu yaşamaya başlar. Yakınlık başlatan, iletişim kurmaya çalışan, sorunları konuşmak isteyen, duygusal temas arayan taraf genellikle hep aynı kişidir. Ve insan bir noktadan sonra reddedilmekten çok, sürekli kapıyı çalan taraf olmaktan yorulur.
BELİRSİZLİK
Duygusal erişilemezliğin en zorlayıcı yanı belirsizlik yaratmasıdır. Çünkü ortada tamamen yok olmuş bir sevgi yoktur. Ara ara gelen ilgi, sıcaklık veya yakınlık anları kişide umut yaratır. Ancak bu temas sürdürülebilir olmadığı için ilişki zamanla inişli çıkışlı bir döngüye dönüşebilir. Partner bazen çok yakın hissedilirken bazen tamamen uzaklaşabilir. Bu da ilişkideki diğer kişinin sürekli “acaba yanlış bir şey mi yaptım?” sorgusuna girmesine neden olur. Psikolojik açıdan bakıldığında bu dinamik çoğu zaman bağlanma örüntüleriyle ilişkilidir. Özellikle çocukluk döneminde duyguların yeterince karşılanmadığı, yakınlığın güvenli hissettirmediği veya ihtiyaçların bastırıldığı deneyimler yaşayan bireyler yetişkin ilişkilerinde de yakınlığı tehdit gibi algılayabilirler. Bu nedenle ilişki derinleştiğinde geri çekilmek, mesafe koymak veya duyguları kontrol altında tutmak bir savunma biçimine dönüşebilir. Ancak burada önemli olan nokta şudur: Bir kişinin neden böyle davrandığını anlamak, yaşanan duygusal yoksunluğu ortadan kaldırmaz. İlişkiler yalnızca sevgiyle değil; duygusal erişilebilirlik, tutarlılık, güvenli temas ve karşılıklı emekle sürdürülebilir hale gelir. İnsan anlaşılmak ister, görülmek ister, ihtiyaç duyduğunda partnerine ulaşabileceğini hissetmek ister. Sürekli mesafeyi tolere etmeye çalışmak ise zamanla kişinin öz değerini ve duygusal dayanıklılığını yıpratabilir. Bu nedenle birçok insan ilişkilerinde şu ikilemle karşı karşıya kalır:
“Beni seviyor olabilir ama ben bu ilişkide gerçekten yakın hissediyor muyum?” Çünkü bazen bir ilişkinin en büyük problemi sevgisizlik değildir. En büyük problem, sevginin ilişki içinde güvenli bir şekilde hissedilememesidir. Sağlıklı ilişkiler kusursuz değildir. Her insan zaman zaman geri çekilebilir, zorlanabilir veya duygularını ifade etmekte güçlük yaşayabilir. Ancak önemli olan, duygusal temasın tamamen kapanmaması ve iki kişinin de ilişki içinde birbirine ulaşabilmesidir. Yakınlık yalnızca aynı ortamda bulunmak değildir. Yakınlık; ihtiyaç duyduğunda karşında birini hissedebilmektir.