İlişkilerde suçluluk

Abone Ol

Suçluluk, çoğu zaman kaçmaya çalıştığımız bir histir; oysa doğru anlaşıldığında ilişkileri derinleştiren, insanı olgunlaştıran bir içsel rehberdir.
İlişkilerde yaşanan tartışmalar, sessizlikler, kırgınlıklar ya da uzaklaşmaların ardından çoğu insanın içini kemiren bir duygu belirir: suçluluk.
“Keşke o sözü söylemeseydim”, “Keşke onu daha çok dinleseydim” gibi düşüncelerle gelen bu his, genellikle olumsuz bir yük gibi görülür.
Fakat terapötik açıdan bakıldığında, suçluluk duygusu sadece bir pişmanlık değil, ilişkinin gelişme potansiyeline dair bir sinyaldir.

NEDEN ORTAYA ÇIKAR?

Her birey, ilişkiye kendi geçmişinden, değerlerinden ve içsel dünyasından parçalar getirir. Bir yanda başarı, bağımsızlık ve bireysellik arzusu vardır; diğer yanda yakınlık, anlayış ve aidiyet isteği. Bu iki yön bazen çatıştığında, içimizde bir gerginlik hissederiz. İşte suçluluk, bu gerginliğin duygusal yüzüdür. “Ben kimim?” ve “İlişkimde nasıl bir insan olmak istiyorum?” sorularına verdiğimiz yanıtlar arasında bir uçurum oluştuğunda suçluluk ortaya çıkar. Örneğin bir tartışmada öfkemize yenilip eşimizi kırdığımızda, ardından hissedilen suçluluk bize şunu söyler: “Bu davranışın senin değerlerinle örtüşmüyor.” Bu yönüyle suçluluk, bizi cezalandırmaz; aksine, vicdanımızla yeniden buluşturur.

BASTIRMAK MI DİNLENMEK Mİ?

Pek çok çift suçluluk duygusuyla başa çıkmakta zorlanırken kimisi bu hissi inkâr eder; kimisi ise içinde büyüterek kendi öz değerini zedeler. Oysa duygular bastırıldıkça kaybolmaz, sadece yön değiştirir. Bastırılmış suçluluk, zamanla öfke, savunma ya da uzaklaşma şeklinde ilişkide yeniden belirir.

Terapilerde sıkça gördüğüm bir durumdur: Eşlerden biri “Ben zaten haklıydım” diyerek suçluluğu bastırırken, diğeri “Ben hep hatalıyım” diyerek duygusal yükü üzerine alır. Bu dengesizlik, çiftin arasındaki duygusal bağı zayıflatır. Oysa suçluluk duygusunu yargılamadan fark etmek, çiftler arasında empatiyi yeniden inşa eder.
“Evet, seni kırdım. Bunun nedenini anlamaya çalışıyorum.”
Bu cümle, bir ilişkiyi dönüştürebilecek kadar güçlüdür. Çünkü suçluluğu kabul etmek, aynı zamanda sorumluluk almak demektir; bu da sevginin en olgun halidir.

GÜÇLÜ OLMA YANILGISI

Toplum, özellikle erkeklere “duygularını belli etme”, kadınlara ise “fedakâr ol ama şikâyet etme” mesajlarını verir. Bu kalıplar, suçluluk duygusunu sağlıklı biçimde yaşamanın önüne geçer. Oysa duygusal olgunluk, hataları reddetmekte değil, onlardan öğrenebilmekte yatar. Bir ilişkide hiç suçluluk hissedilmiyorsa, orada empati eksikliği olabilir. Ancak sürekli suçluluk hissediliyorsa, bu da kişinin sınırlarının ihlal edildiğini gösterir.
Dengeyi kurmak, hem bireysel hem de ilişkisel sağlığın anahtarıdır.

SUÇLULUK

Suçluluğu bastırmak yerine anlamlandırmak, çiftlere yeni bir kapı aralar.
Bu duygu, “seni önemsiyorum, aramızdaki bağı korumak istiyorum” mesajını taşır. Suçluluk duygusuyla yüzleşebilen çiftler, birbirlerinin iç dünyasına daha dürüstçe yaklaşır, iletişimlerinde daha açık ve yumuşak olurlar. Kısacası suçluluk, doğru okunduğunda bir tehdit değil, ilişkinin iyileşme fırsatıdır. Her duygu gibi suçluluk da bizi kendimize ve karşımızdakine ayna tutar. Bu aynaya cesaretle bakabilmek, ilişkilerde samimiyetin ve büyümenin başlangıcıdır.