İlişkiyi çözmek mi, yaşamak mı?

Abone Ol

İlişkiler hakkında belki de hiç olmadığı kadar çok şey biliyoruz. Bağlanma stillerini öğreniyor, sevgi dillerimizi keşfediyor, sınır koymanın önemini konuşuyoruz. “Kırmızı bayrakları” tanıyor; narsisizm, manipülasyon, travma bağı ve duygusal erişilebilirlik gibi kavramları günlük sohbetlerimizde kullanıyoruz. Bir mesajın neden geç geldiğini, bir insanın neden uzaklaştığını ya da yakınlaşmaktan neden korktuğunu açıklayabilecek sayısız bilgiye sahibiz.

Bütün bu bilgiler kuşkusuz çok kıymetli. Kendimizi ve ilişkilerimizi anlamamıza, daha önce adını koyamadığımız deneyimleri fark etmemize yardımcı oluyorlar. Fakat bilginin sağladığı bu aydınlığın içinde gözden kaçırdığımız bir şey olabilir: Bir ilişkiyi anlamak ile o ilişkiyi gerçekten yaşamak aynı şey değildir.

Bazen karşımızdaki kişiyi tanımaya çalışırken onu çözülmesi gereken bir bilmeceye dönüştürürüz. Söylediği her cümleyi inceler, sustuğu her anın altında başka bir anlam ararız. Mesajındaki noktanın, sesindeki küçük değişimin, bakışındaki uzaklığın nedenini bulmaya çalışırız. “Benden neden uzaklaştı?”, “Yakınlıktan mı korkuyor?”, “Geçmiş ilişkilerinin etkisi mi?”, “Beni gerçekten seviyor mu?” gibi sorular zihnimizde durmadan dolaşır.

Bu noktada ilişki, iki insanın karşılaştığı canlı bir alan olmaktan çıkar; sürekli analiz edilen bir vakaya dönüşür. Biz de ilişkinin içinde seven, üzülen, özleyen bir insan olmak yerine dışarıdan gözlem yapan bir uzmana benzemeye başlarız. Oysa karşımızdaki insan hakkında pek çok şeyi doğru biçimde açıklayabilsek bile bu, onunla aramızdaki ilişkinin ihtiyaçlarımızı karşıladığı anlamına gelmez. Birinin bağlanma biçimini bilmek, korktuğumuz anda elimizi tuttuğu anlamına gelmez. Neden mesafe koyduğunu anlamak, o mesafenin içimizde yarattığı yalnızlığı ortadan kaldırmaz. Çocukluğundaki yaraları görmek, bugün bize verdiği zararı kabul etmek zorunda olduğumuz anlamına da gelmez.

Bir insanı anlamakla onun davranışlarını mazur görmek arasındaki çizgiye dikkat etmek gerekir. Çünkü “Onun neden böyle davrandığını biliyorum” cümlesi, zamanla “Bu nedenle böyle davranmasına katlanmalıyım” düşüncesine dönüşebilir. Oysa anlayış, kendimizden vazgeçmek değildir. Empati, sınırlarımızı ortadan kaldırmamalıdır. Sevgi her zaman büyük açıklamaların içinde de bulunmaz. Bazen tam tersine, açıklayamadığımız küçük anlarda kendini gösterir. Sabah nasıl uyandığımızı merak eden bir seste, sevdiğimiz bir şeyi hatırlayan bir bakışta, zor bir günün sonunda yanımızda sessizce oturan birinin varlığında… Kalabalık bir ortamda gözümüzü arayan kişide, üşüdüğümüzü fark edip pencereyi kapatanda, konuşmak istemediğimizde sessizliğimizi kişisel bir reddediliş olarak görmeden yanımızda kalabilende…

İlişkileri yalnızca büyük sözler değil, bu küçük ve çoğu zaman sıradan görünen davranışlar kurar. Çünkü sevgi, kendisini en çok gündelik hayatın içinde belli eder. “Seni seviyorum” demek önemlidir; fakat sevginin davranışlarda bir karşılığının olması gerekir. Duygular kelimelerle ifade edilir, güven ise tekrar eden davranışlarla inşa edilir. Belki de bu nedenle, karşımızdaki insanı sürekli anlamaya çalışmak yerine zaman zaman durup ilişkinin bize nasıl hissettirdiğine bakmamız gerekir. Onun niyetini tahmin etmeye çalışmaktan önce, davranışlarının bizde bıraktığı etkiyi fark etmeliyiz.

Bu insanın yanında kendim olabiliyor muyum? Duygularımı ifade ettiğimde duyuluyor muyum? İhtiyaçlarım küçümseniyor mu, yoksa önemseniyor mu? Aramızdaki sorunlar konuşulabiliyor mu? Bu ilişki beni sürekli tetikte mi tutuyor, yoksa kendimi güvende hissetmeme alan açıyor mu? Sevgi yalnızca söyleniyor mu, yoksa davranışlarda da kendini gösteriyor mu? Bu soruların cevapları, çoğu zaman karşımızdaki kişinin davranışlarına ilişkin yaptığımız karmaşık analizlerden daha fazla şey anlatır. Çünkü bir ilişkinin gerçeği yalnızca “Neden böyle yapıyor?” sorusunda değil, “Bu yaşananlar bana ne yapıyor?” sorusunda da saklıdır.

Elbette her ilişkide belirsizlikler vardır. Hiç kimse bir başkasının iç dünyasını bütünüyle bilemez. Bazen sevdiğimiz insanın sessizliğinin nedenini hemen anlayamayız. Bazen geleceğin ne getireceğini hesaplayamayız. İlişkilerin içinde biraz gizem, biraz bilinmezlik ve biraz da teslimiyet bulunur. Her şeyi kontrol etmeye çalışmak, yakınlığın doğallığını zedeleyebilir. Fakat belirsizlik ile güvensizlik aynı şey değildir.

Bir ilişkinin nereye evrileceğini tam olarak bilememek doğal bir belirsizliktir. Karşımızdaki insanın bizi sevip sevmediğini sürekli sorgulamak zorunda kalmak ise güvensizliktir. Onun zihninden geçen her şeyi bilememek gizemdir; bugün yakın, yarın uzak davranması nedeniyle devamlı tetikte olmak ise duygusal istikrarsızlıktır. Her tartışmanın ardından terk edilmekten korkmak, ilişkinin romantik derinliğinin değil, güven duygusundaki eksikliğin göstergesi olabilir.

Bazen “Aramızda açıklayamadığım güçlü bir bağ var” dediğimiz şeyin içinde gerçek bir yakınlık bulunur. Bazen de bu güçlü çekim, belirsizliğin yarattığı kaygıdan beslenir. Birinin bize ara sıra sunduğu yakınlığı sürekli beklemek, yoğun bir duygu yaratabilir. Fakat yoğunluk her zaman sevginin derinliği değildir. Kaygı, özlem ve belirsizlik de yoğunluk yaratabilir.

Bu nedenle kalbimizin sesini dinlerken bedenimizin verdiği işaretleri de fark etmeliyiz. Sürekli diken üstünde miyiz? Bir mesaj gelmediğinde bütün günümüz altüst mü oluyor? Kendi ihtiyaçlarımızı dile getirmekten çekiniyor muyuz? İlişkiyi kaybetmemek için kendimizi giderek daha az mı gösteriyoruz? Bunlar görmezden gelinmemesi gereken bilgilerdir.

Sevgiyi yalnızca tanımlamaya, teşhis etmeye ve geleceğini hesaplamaya çalışmayalım. Karşımızdaki insana gerçekten bakalım. Aramızda yaşanan küçük anları, özeni, emeği ve karşılıklılığı fark edelim. Birlikte gülebildiğimiz, sessiz kalabildiğimiz, kendimiz olabildiğimiz anların değerini bilelim.

Ama başımızı gökyüzüne kaldırırken ayaklarımızın bastığı yeri de unutmayalım.

Bir ilişkinin gizemi güzel olabilir. Bir insanı her gün yeniden tanımak, onda bilmediğimiz taraflarla karşılaşmak yakınlığı besleyebilir. Fakat bir ilişki bizi sürekli şüphede bırakıyor, değersiz hissettiriyor ve güvenliğimizi sarsıyorsa bunu yalnızca “aşkın karmaşıklığı” olarak romantikleştirmeyelim.

Çünkü sürekli güvensizlik yaratan şey, çözmemiz gereken büyülü bir gizem değil; kendimiz ve ilişkimiz adına ciddiye almamız gereken önemli bir bilgidir.