İnsan değişti mi, yoksa sahne mi değişti?

Abone Ol

Son günlerde sosyal medyada ilişkiler, güven, sadakat ve bağlılık üzerine yapılan paylaşımların altında benzer yorumlarla sıkça karşılaşıyorum:

“Bunlar artık eskide kaldı.”
“İnsanlar çok değişti.”
“Bu öğretilerin günümüzde karşılığı yok.”
“Artık kimse böyle ilişki yaşamıyor.”

Bu yorumları okurken kendime şu soruyu soruyorum: Gerçekten insan mı değişti, yoksa insanın yaşadığı dünya mı değişti? Bu iki sorunun cevabı aynı değildir. Evet, dünyanın değiştiği bir gerçek. Teknoloji hayatımızın merkezine yerleşti. İlişkiler artık yalnızca aynı mahallede, aynı okulda veya aynı iş yerinde başlamıyor. Birkaç saniyede yüzlerce insanla tanışabiliyor, birkaç dakikada bir ilişkiyi bitirebiliyor, bir mesajla hayatımıza insan alıp bir başka mesajla çıkarabiliyoruz. Tüketim kültürü yalnızca ürünleri değil, ilişkileri de etkiliyor. Daha hızlı seçim yapıyor, daha hızlı vazgeçiyor ve daha hızlı sıkılıyoruz. Sabır, emek ve bekleme kavramları eskiye göre çok daha az değer görüyor.

Peki tüm bunlar insanın özünü değiştirdi mi? İşte burada durup düşünmek gerekiyor. Çünkü bugün de insanlar sevilmek istiyor. Bugün de insanlar görülmek istiyor. Bugün de insanlar güvenmek ve güvenilmek istiyor. Bugün de bir ihanet can yakıyor. Bugün de bir terk edilme hikâyesi uykuları kaçırabiliyor.

Bugün de bir mesajın gelmesini bekleyen, bir özrü duymayı isteyen, anlaşılmayı arzulayan milyonlarca insan var. Yani insanın temel duygusal ihtiyaçları değişmedi. Değişen şey, bu ihtiyaçları karşılama biçimlerimiz oldu. Bazen sosyal medyada ilişkiler üzerine yapılan paylaşımlara “romantik hayaller” gözüyle bakılıyor. Özür dilemek, empati göstermek, sorumluluk almak, güven inşa etmek ya da duygusal yakınlıktan söz etmek bazı insanlara artık gerçek dışı geliyor. Oysa bunlar romantik idealler değil, insan ilişkilerinin temel yapı taşlarıdır.

Bir düşünelim… Bugün bir arkadaşınız size sürekli yalan söylese ona güvenebilir misiniz? Bir iş ortağınız verdiği sözleri tutmasa onunla çalışmaya devam eder misiniz? Bir eşiniz ya da sevgiliniz sizi sürekli görmezden gelse ilişkiniz zarar görmez mi? Görüldüğü gibi güvenin matematiği değişmiyor. Güven hâlâ tutarlılıkla kuruluyor. Yakınlık hâlâ görülmekle oluşuyor. Bağlılık hâlâ emek istiyor. İnsanların değiştiğine dair inanç çoğu zaman yaşadığımız hayal kırıklıklarının bir sonucu oluyor. Kırıldıkça, incindikçe ve güvenimiz sarsıldıkça insan doğasına olan inancımızı da kaybedebiliyoruz. Oysa psikoloji bize başka bir şey söylüyor. İnsan davranışları değişebilir. Toplumsal normlar değişebilir. İlişkilerin biçimi değişebilir. Ama insanın ait olma, bağ kurma, sevme ve sevilme ihtiyacı değişmez. Bugün hâlâ herkes güvenilir insanları tercih ediyor. Bugün hâlâ samimiyet değer görüyor. Bugün hâlâ dürüstlük bir erdem olarak kabul ediliyor. Belki de sorun, bu değerlerin ortadan kalkması değil, onları bulmanın daha zor hale gelmesi. Bu nedenle “insanlar çok değişti” cümlesi yerine şu soruyu sormayı daha anlamlı buluyorum: İnsan gerçekten değişti mi, yoksa değişen dünyanın içinde aynı ihtiyaçlarla yaşamaya mı çalışıyor? Bana kalırsa cevap ikincisi. Çünkü çağlar değişse de, teknolojiler gelişse de, ilişki biçimleri dönüşse de insan kalbinin bazı ihtiyaçları aynı kalıyor.

Güvenmek. Anlaşılmak. Yakın hissetmek. Ve bir başkasının yanında kendisi olabilmek. Belki de insanlığın en eski hikâyesi hâlâ aynı hikâye. Sadece anlatıldığı sahne değişiyor.

Sevgilerle…