İnsan tuhaf bir varlık… Bu dünya için öyle çalışıyor ki, sanki hep bu evrende kalacakmış gibi. Bir ara duraklatıldığında da bu dünyanın hiç de o kadar “önemsenecek” bir yer olmadığının idrakine varıveriyor. Tıpkı, Tunç Soyer gibi…
Tunç Başkan, herkesin malumu İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı iken ekibi ve iş dünyasından arkadaşları ile kurdurduğu konut kooperatiflerinde işlendiği iddia edilen “dolandırıcılık, ihaleye fesat karıştırma ve yolsuzluk” suçları nedeniyle, 59 kişi ile birlikte tutuklanarak özel güvenlikli Buza Kırıklar Cezaevi’ne konuldu. Kırıklar İzmir’in Silivri’si yani…
Tunç Soyer bu, boş durur mu? Daha ilk günden “cezaevi günlüğü” tutarak, yaşadıklarını sosyal medya hesabından yayınlamaya başladı. Gazeteci olduğumuz için de doğal olarak takipteyiz. Gözaltına alınıp üç gün tutulduğu nezaretten başlayarak, cezaevinde karşılaştığı muameleden yakınan cümleleri hiç de hoşa gidecek şeyler değil.
Evet, Türk Hukuku’nda dünyadaki örnekleriyle bir olan “Masumiyet Karinesi” diye bir gelenek var. Hiç kimse hüküm giyene kadar “suçlu” değildir. Gözaltında da olsa tutuklansa da canıyla malıyla devlete emanettir. Biz de sadece Tunç Soyer değil, o dosyada isimleri geçen üzerlerine atılı suçlar bulunan herkesin dava sonuçlanana, adalet kararını açıklayana ve hatta itiraz süreçleri tamamlanıp hüküm kesinleşene kadar “masum” olduğuna eminiz.
Durumu böyle tespit ettikten sonra, Sayın Soyer’in günlüğünde yazdıkları doğrusu bana çok enteresan geldi. 12 Eylül 1980 Darbesi’nin kudretli savcısı merhum Nurettin Soyer’in oğlunun, hem de mesleği avukat olduğu halde, sanki bu olaylar ilk defa yaşanıyormuşcasına “sistemi eleştirmesi” doğrusu beni şaşırttı. Aslında bunları biliyor olması gerekti. Ancak buna rağmen ben eski başkanın, cezaevinde bazı şeylerin farkına varmasına da sevindim doğrusu.
“İçerisi ilk andan itibaren insanı sadeleştiriyor” diyor Soyer. Doğası gereği normal hayatınızda kullandığınız, meşgul olduğunuz birçok şeyden mahrum oluyorsunuz tabii ki. Cep telefonundan, televizyondan, dayalı döşeli konutunuzdan ve her türlü imkandan. Elbette zor bir süreç. Tek kazanç hayatın sadeleşmesi tıpkı Tunç Soyer’in dediği gibi. Umarım, Soyer ve arkadaşları bu evreyi “sadeleşme”nin getirdiği dinginlik ve kazanacakları deneyimlerle atlatır ve beraat ederler. Temennim budur…
BU DÜNYADAN TAHİR ŞAHİN GEÇTİ
Dün sabah acı bir haberle uyandık… Menemen’i 20 yıldan fazla yöneten eski belediye başkanı Tahir Şahin, Foça’da denizde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiş. Allah rahmet eylesin. Merhumla çok teşriki mesaimiz oldu. İyi günlerimiz olduğu gibi zaman zaman tartışmalar da yaşadık. Geleneğimizde “ölenin ardından kötü konuşulmaz” derler. Biz de öyle yapacağız.
Gazeteci-belediye başkanı ilişkisi içerisinde Menemen’e kazandırdığı güzel şeyleri hep destekledik. Mesela son döneminde Asarlık’ta yaptırdığı “Gölpark Menemen”, eğer bakımı yapılırsa onun bir eseri olarak kalacak. Menemen Belediyesi’nin imkanlarını kullanarak Menemenspor’da yaptığı işleri ise tüm Menemen halkı çok iyi biliyor.
Şimdi gözümün önüne, son kez yeniden aday olduğunda Cumhuriyet Meydanı’na belediyeden davul zurna eşliğinde “at sırtında” gelerek konuşma yapması ve bir kez daha aday olmak istediğini ilan etmesi geliyo. Tabii nasip olmadı. Partisi CHP onu aday yapmadı. O da Memleket Partisi’nde şansını denedi. Ondan da payını düşeni aldı. Tekrar CHP’ye dönse de artık “kudretli” Tahir Şahin devri bitmişti. Ve bir sabah deniz kenarında emanetini teslim ederek bu fani dünyadan 66 gibi genç bir yaşta göçüp gitti.