İran ve dış politika stratejisi

Abone Ol

Geçen yazımda da vurguladığım üzere: İran, 1979 Devriminden sonra tümüyle farklı bir politik duruş sergilemiştir.  Bu farklı politik duruşun temel dayanağı ise; Şah rejimine son verdikten sonra kurdukları din temelli yönetim anlayışıdır. İran, söz konusu Devrimin ardından kendisini İslam ülkelerinin temel koruyucusu saymıştır. Bu anlayışla islam ülkeleri arasında lider konuma gelme noktasında çalışmalara başlamıştır. Humeyni ve kabinesi yeni sistemde din temelli bir anlayışın hâkim olması gerektiğini savunmuştur.

            Molla rejimi adı da verilen yönetim anlayışında Mollalar, halkın yerine karar veriyor, yönetime seçilecek kişilerin kim olacağını belirleyebiliyorlardı. 1979 İran İslam Devriminden sonra İran, kendi içerisinde birlik sağlamak maksadıyla halkını devlete yanaştırmakta yani içerde her ne olursa olsun birliği sağlamakta bunun için Batı yani Garb düşman gösterilmekte, Doğu yani Şark’ın koruyucusu olarak ta kendisini göstermekteydi. Bununla birlikte İran bölgesel konumunu güçlendirmek maksadıyla komşu ülkelerde olan Şii gruplara çeşitli destekler sağlayarak konumunu sağlamlaştırmaya çalışmaktadır. Siyasi strateji olarak Şii grupların bir arada olması gerektiğini savunan İran, dışarıda kendisiyle hareket etmeleri için askeri veya lojistik destek vermekten geri kalmamıştır.  Humeyni, İran İslam Devriminin amacının Şiiliği yaymak olduğunu vurgulamıştır.  Ülkenin anayasasına da konulan maddeye göre İran, Mehdi gelene kadar ülkenin yönetimini Humeyni’ye bırakmıştır. Bu madde gereği İran, bölgede bulunan diğer devletleri Şiileştirme gibi radikal bir politika izlemektedir. Bu politika anayasal çerçevede tüm İran yöneticilerinin görevi sayılmıştır.

            Sonuç olarak: İran, devrim sonrası yaşadığı radikal dönüşüm ile politikasını İslam temeline dayandırmıştır. Bu nedenle:  bölgesel güç olma noktasında önemli çabalar sarfetmiştir.