Siz de eğitim almak için, çalışmak için başka bir şehre taşındınızc mı? Büyük şehir ile ilçe arasındaki farkları, turizm dışında, gözlemleme imkanınız oldu mu?
Ne zamandır yazacağım, aynı insanoğlunun, iklim, coğrafi şartlar, ekonomi ve kültür etkisiyle nasıl bambaşka tarzda hayatlar sürdüğünü.
Şimdi özellikle Avrupa ve ABD vatandaşlığı gündemdeyken bu etkenlerin sonuçları başka ülkelerle kıyaslanıyor; ancak kendi içimizde bile dağlar kadar fark var.
Deniz, hava gibi insanı da yumuşatıyor ya "ılıman" sahil kentlerinde yaşayan insanların huyu da daha yumuşak oluyor. Ovada yaşıyorsa mesela, dümdüz verimli topraklarda... Güneşli gün sayısı fazla, ulaşım kolay, yetiştirilen ürün çeşit çeşit. Varlığı sürdürmek daha kolay olduğundan burada yaşayan ova gibi düz oluyor, inişleri çıkışları olmadan. Koşullar ağırlaştıkça insan da sertleşiyor. Dağlık bölgelerde, soğukla, kısıtlı zamanda belirli tarım ürünleriyle imtihan edilen insanın daha keskin kenarları oluyor. Uzlaşmadan uzak, kavgaya meyilli; ama her krizi çözecek kadar kabiliyetli. Kavgası hayatla çünkü, var olma mücadelesi çetin. Bunlar tarih boyunca medeniyetlerde gözlemlenen özelliklerden bazıları, çoğumuz biliyoruz. Bugün de görüyoruz. Ama geldiğimiz noktada iklim ve coğrafya dışında "büyükşehir kargaşası" da zorluyor insanları.
Ekonomik imkanlar kısıtlı belki; ama küçük bir ilçede yaşayınca insanlardaki sakinliği, anlayışı, hoşgörüyü görünce büyükşehrin ahalisiyle aradaki uçuruma inanamıyorsunuz.
Büyükşehirdesiniz... Para kazanma telaşında, şehrin bir ucundan bir ucuna savrulan insanlar bitkin düşüyor. Çoğu genç, yaşlıya yer veremeyecek kadar yorgun. Hatta uykusuz. Bu nedenle sinirli ve tahammülsüz.
Birlikte düşünelim, akşam işten, okuldan dönüyoruz, toplu ulaşımda bir çocuğun şarkı söylemesine, sorular sormasına ne kadar katlanabiliriz? Kaçımız, ayaktakinin çocuğuna, eşyasına sahip çıkarak yolculuğuna yardımcı oluruz? Evde neşelenme, oyunlar oynama süremiz ne kadar olabilir? Misafirimiz rahat eder mi? Zor sorular... Daha sorarken, o ön koltuktan dönüp kötü kötü bakan kadın, her seste tak tak yukarı vuran ciğeri beş para etmez alt komşu geldi değil mi aklımıza?
Çalışma hayatına ilave olan bu toplumsal stres, ömür törpümüz. Belki de tatile bu yüzden bu kadar çok ihtiyaç duyuyoruz. Çalışmamak da dinlendirir evet ama; yüzü asık, mutsuz ve sinirli insanlardan uzaklaşmak daha çok dinlendiriyor.
ÇOCUĞA DEĞİL BÜYÜĞE UYARI
Küçük bir ilçedesiniz... "Bir çocuğu yetiştirmek için bir köy gerekir." sözünün vücut bulmuş halini görürsünüz. Sabah herkes selamlaşır, gerekiyorsa yardımlaşır. Çocuğa, "Biraz daha sessiz..." uyarısı yaparsanız uyarılan siz olursunuz, "Çocuk o! Lütfen karışmayın..." Onunla sohbet ederler, şakalaşır hatta harçlık verirler. İhtiyacı olan cesareti kazanması için alan açarlar ve destek olurlar adeta.
Yaşlılar tüm ilçenin anası, babasıdır. Yürüse koluna girer, alışveriş yapsa torbalarını taşırlar. Evler, bırakın komşuluğu daha tasarlanırken bile çocuklu, misafirli ailelere göre tasarlanır. Çok tuvaletli, çok kilerlidir bu yüzden. Sizin misafiriniz tüm apartmanın, arkadaş ortamının misafiridir. Herkes birbirini rahat ettirmenin derdindedir. Hoşgeldiniz ziyaretleri, davetler havada uçuşur. Sokakta bisiklete biner çocuklar, eve su içmeye gidince bisikletler yolda bırakılır. Kimsenin gözü arkada kalmaz. Pazara gelen köylü eksiltmeye değil fazla koymaya çalışır ürününden. Bilmediğini tarif eder hatta hediye eder, "Dene, beğenirsen sonra satın alırsın" der. Gönlü zengindir.
Başta çocuklar ve yaşlılar olmak üzere, insanlara gösterilen bu özen, dayanışma, hoşgörünün yaygınlaşmasının altındaki en büyük neden. Bu anlayış, herkesin birbirinin yükünü hafiflettiği, kısa yolların, artan zamanın ve herkesi tanımanın kazancı. Pek çok köyümüzdeki "uzun yaşamın sırrı".
Ancak iş sahalarının kısıtlılığı, nitelikli öğrenim sürüklüyor insanları büyükşehirlere. Keşke "Doğduğun yer mi, doyduğun yer mi?" söylemi olmasa, zevkten gezse insanlar, bağlarından koparılmasa.
Kısacık yollarla zamanı kendine kalsa, kafası dinç, çocukları sevse, büyükleri saysa. Hep selamlaşsa, gülse... Hayat her yerde uzun, sağlıklı ve huzurlu olsa.
Tarih, iklimden sonra çalışma şartlarının toplumsal hayata etkisini de yazacak mutlaka. İşten, güçten kaldırıp kafamızı, değerlerimizi hatırlayamalıyız. Büyükşehirdeki çalışma hayatının yarattığı bencil insanlar olmadan, küçük köyün birlikteliğiyle, huzuruyla yaşayabilmek dileğiyle.