‘Issız Fikirler Müzesi’nin ‘Ümitli Seslenişi’

Hukukçu, şair Yusuf Akın, üçüncü şiir kitabı “Issız Fikirler Müzesi”yle okuyucu karşısında. Akın, ilk iki kitabındaki gibi ‘müze’den felsefi yönü ağır basan dizelerle okura sesleniyor

Abone Ol

Yusuf Akın’ı Alsancak sokaklarında her sokakta şiir, felsefe ve fikir buluşmalarından tanırız. Son yıllarda üç ayrı şiir kitabıyla ayrıca gündeme geldi. Her üç şiir kitabının mekanı müze. Bu mekanın “İlham perilerinin tapınağı” anlamına geldiğini anlatıyor. Şiirlerindeki felsefi yönü eşelediğimizde karşımıza derin bir umut çıkıyor. Hukukçu kimliğine de atıfta bulunan Akın, “Ümit yaşatır insanı, isyan ise adalet arayışından gelir çoğu zaman. Hem kişiliğim hem de mesleğim gereği çok hissettiğim bir duygu bu. Şiir de bunu dışa vurduğum bir yol” diyor. Sözü Akın’a ve şiirine bırakıyoruz. 

-Sayın Akın, “Issız Fikirler Müzesi” üçüncü şiir kitabınız. İlk iki kitabınızda “müze” imgesinin olduğu kitaplardı. Şiirinizin müzesiyle tarihin, nesnenin müzesi arasında nasıl bir bağ var. Anlatır mısınız?
- Öncelikle “müze” kelimesi Yunancada ilham perilerinin tapınağı anlamındaki “Mouseion” kelimesinden gelmekte. Tarihin, nesnenin yansımaları şiirinde ilham kaynağı aslında. “Yaşam”dan, hayattan ve etrafımızda olan bitenden alıyoruz hepimiz. Bu yüzden anlamlı geliyor “müze” ibaresi.

İDEOLOJİYE BAKMAK 

-Şiirinizin en önemli özelliklerinden biri bence akıcılığın içinde tarif ve tanım yapmanız. Bir belirsizlik yok. Genel olarak netlik var. Bu kitapta dikkatimi çeken ilk dize, “İdeolojiler cehennemi kitle, biri birinden sarhoş” oldu. Burada fikri bütünlüğü savunmakla “sarhoşluğun” yan yana gelmesi toplum ve düşünce bağına dair bir ümitsizliği içermiyor mu?
- Bireyin toplumdaki yeri tarih boyunca belli oranda sapmalar gösterse de çoğunluğun belli fikirlere özellikle de zamanın ruhuna iştiraki, gelen geçen fikirlere katılım oranı yüksektir. Ancak her birey kabullenmelere yatkın olsa bile belli bir oranda sorgulamaya da başlar bir süre sonra. Bu git-gel ruh hali içinde sarhoş olmamak ne mümkün. Bazen farkında olarak bazen de olmayarak bu sarhoşluğu herkes yaşamıyor mu?

ESTETİK OLANIN ‘ENAYİLİK’ SAYILMASI

-“Dehşetin Soyağacı” şiirinde köy üzerinden bir akıl tutulması işleniyor sanki. “Bir file içinde köyün mualliminden kalma sarı defter ve/çürümüş elmalar./Cesareti olmamış kimsenin sarı defteri açmaya” dizelerine geldiğimdeyse köy üzerinden ama köyü aşan bir topluluk fotoğrafı okuyoruz. Burada yani bu dizelerde insana dair varmak istediğiniz husus neydi, anlatır mısınız?
- İnsanı diğer canlılardan ayıran, temelde etik ve estetik duyguları, Habil ve Kabil’in hikayesinden beri bu ulvi duygularla bencillik, kıskançlık, hırs ve kötülük olan her şeyin ezoterik mücadelesi var her toplumda ve her insan ilişkisinde. Köyde, kentte, metropolde ikiden fazla insanın olduğu her yerde mesela; insanın neyi seçeceği. Birey tekilleşmedikçe zorunlu iyiliğe itilir. Zamanın ruhu iyi ise elbette ama birey değil de bencil olunan zamanlarda toplumun içinde erimiş olan birey toptan ve kesin bir kötülüğü de doğallaştırır. Böyle zamanlarda kesin ve estetik olan her şeyi enayilik olarak tanımlamaya başlar. Toplum bireylere gurur içinde erimiş her birey ile birlikte.
-“Sazlık Kuşları” şiirine geldiğimde ise sessizlikle başlayan ama umutla biten bir ses dinliyorum. Şiirlerinizdeki bu ritmin müzikten kaynaklandığını seziyorum. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
- Ahenk, müziğin de, edebiyatın da estetik hali, ya da hallerinden biri. Müzik doğal bir ritme sahip. Hayatında öyle olması bana daha estetik geldi her zaman. Bu da şiirime yansımış diye anlıyorum bu sorunuzdan.

ÜMİT İÇEREN BİR SESLENİŞ

-“Güzel İnsanlar” şiiri çok farklı. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Gençliğe Hitabesi” hem kaynak hem atıf. Bu seslenişin ve tercihin nedenini anlatır mısınız?
- Umut gençlik. Kararmış zamanlara yeni bir ses ve oluşun gelebilmesi için tüm güzellikler gençliğin kalbinde. İyi bir dünya inşa etmenin yegâne emekçileri olarak gençliği görüyorum. Tecrübeli bir gözlemci olarak umudu yeşertecekler ruhsal ve ümit içeren bir sesleniş diyelim. Tüm adalet ve barış isteyen bilgeler gibi.

ÜRETKENLİĞİN KAYNAĞI

-Sizinle ilk söyleşimizin üzerinden dört yıl geçmedi. Üçüncü kitabınızı okuyoruz. Şiirdeki üretkenliğinize bakarak hayatla kurduğunuz bağın epeyce şiirden geçtiğini söyleyebilir miyiz?
- Şiir, hayal ile gerçek arasında bir yerde. Ümit ile isyan arasında aynı zamanda. Ümit yaşatır insanı, isyan ise adalet arayışından gelir çoğu zaman. Hem kişiliğim hem de mesleğim gereği çok hissettiğim bir duygu bu. Şiir de bunu dışa vurduğum bir yol. Üretkenlik bu isyandan ve aslında altında yatan ümitten geliyor diye düşünüyorum.

Yusuf Akın, Issız Fikirler Müzesi, Meşe Kitaplığı, 2025, İzmir

Kendi kaleminden Yusuf Akın

Yusuf Akın’ın kitabın girişinde yer alan özgeçmişi de dikkati çekiyor. Şairce yazılışı, kendi tarafından yazıldığını gösteriyor. Merak edenler için buraya aktarıyoruz: 
Yusuf Akın, bir ekim sabahı, Malatya’da (Böğürtlen Köyü) hayata merhaba dedi. Anne Ayşe ve Baba Yusuf’un hikâyesinde yeni bir patika oldu. 1989’da İzmir’e, imbatın başkenti güzelim şehre hukuk fakültesi öğrencisi olarak vardı. Uzaklara, derinlere kışkırtan denizin kıyısında yüzünün/gönlünün baktığı bir ufuk oldu hep. 1994’te mezun olup avukatlık cübbesiyle insanlara açık kaldı. Yüzlerce hikâyenin antolojisi bir hikâyesi oldu. Romanı, şiiri, felsefeyi ve doğayı kendine yurt bildi.
“Renkli Aşklar Müzesi” (Yayın B) ve “Mor Böğürtlen Müzesi”nin (Meşe Kitaplığı) yazarı.

KÖLE SENSÖRÜ

Maviye hasret gözlerinden irinli bir tabaka/
Sabah çapaklarıyla kentin sokaklarını arşınlar.
Deliden güçlü pazıları, sıksa ümüğünü/
Lacivert üç gün üç gece anasını sayıklar.
Köleler ışıl ışıldır, parıldar zift asfaltta/
Asfalt, para ağalarına muhbirlik yapar.
Bir köle seçilir yüz arşın uzakta, belirgin/
Kölenin efendiye kılavuzu nasırlı ayaklar.
Köle AVM kapılarında zincirli bir burgere/
Burger tekrar boğa olsa köle hırsından çatlar.
Üç sensör kent meydanında köleye dair/
Biri korku, biri körlük, biri itaat, çok can yakar.
Ruh ve bedenini hoyratça kullanıma sokan/
Kemirilmiş uyluklar azalınca naralar atar.
Yalandan çizilmiş dünya özgürlük meydanları/
Köleler yılda üç yüz altmış kış uykusuna yatar.
Efendiler semiz, efendiler solaryumlu, tok/
Köleler kış güneşinde leğen kemiğinde şemsiye açar.
Çocuklar dahi sınıflı, çarpık ve haksız/
Köle çocuklara çiviler, efendilere rahat batar.
Düzen kurulmuş, düzen yerden yukarıda/
(…)