Yaz sezonu yaklaşırken turizm sektöründe hareketlilik her geçen gün biraz daha artıyor. Havalimanlarında yoğunluk beklentisi yükseliyor, oteller rezervasyon takvimlerini doldurmaya çalışıyor, kruvaziyer gemileri yeniden İzmir Körfezi’nde görünmeye başlıyor. Turizm profesyonellerinin yüzü uzun zaman sonra yeniden gülüyor. Ancak tüm bu hareketlilik içerisinde İzmir için sorulması gereken en önemli soru turizm sezonunu nasıl geçireceğiz?
Son yıllarda turizm rakamlarını konuşmayı çok seviyoruz. Kaç turist geldi, kaç gemi yanaştı, kaç geceleme gerçekleşti, esnaf ne kazandı, şehre ne kaldı... Elbette bunlar önemli veriler. Ancak rakamların ötesine bakmadan gerçek başarıyı ölçmek mümkün değil. Çünkü İzmir’in yıllardır yaşadığı temel sorun turist çekememek değil, gelen turisti şehirde yeterince tutamamak. Bugün İzmir’e gelen yabancı turistlerin önemli bir bölümü şehri birkaç saatlik bir durak olarak görüyor. Kruvaziyer yolcuları limandan çıkıyor, kısa bir şehir turu yapıyor, Kemeraltı’nda birkaç alışveriş noktası geziyor ve tekrar gemilerine dönüyor. Oysa aynı turistin bir gece daha İzmir’de kalması, bir restoranda yemek yemesi, bir müzeyi ziyaret etmesi, bir kırsal destinasyona gitmesi şehir ekonomisine çok daha büyük katkı sağlayacak. Bu noktada kruvaziyer turizmine ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Son dönemde İzmir Limanı’na yönelik ilginin yeniden artması önemli bir gelişme. Yıllarca Ege’deki birçok limanın gerisinde kalan İzmir, yeniden kruvaziyer rotalarında kendisine yer bulmaya başladı. Ancak kruvaziyer gemisinin limana yanaşması tek başına başarı olarak görülmemeli. Asıl başarı, gemiden inen yolcunun şehirle bağ kurmasını sağlayabilmek. Bir turist İzmir’e geldiğinde karşısına sadece Kordon ve Saat Kulesi çıkmamalı. Bergama’dan Efes’e, Seferihisar’dan Urla’ya, Foça’dan Birgi’ye kadar uzanan devasa bir turizm hazinesi var. Dünyanın birçok şehrinin sahip olmak isteyeceği tarih, gastronomi, kırsal turizm ve kültürel miras potansiyeline sahibiz. Sorun bu değerleri yeterince görünür kılamamak.
İZMİR'İN VİTRİNİ
Bir başka konu ise şehir merkezinin turizm deneyimi. Turistlerin ilk karşılaştığı alanlar, bir destinasyonun hafızada nasıl yer edeceğini belirliyor. Kemeraltı, Agora, Kadifekale ve sahil hattı İzmir’in vitrini konumunda. Bu bölgelerdeki temizlik, yönlendirme tabelaları, ulaşım kolaylığı ve genel şehir düzeni artık sadece yerel bir hizmet konusu değil, doğrudan turizm politikası meselesi. İzmir’in elindeki en büyük avantajlardan biri de gastronomi. Son yıllarda Michelin Rehberi ile birlikte şehir daha fazla görünürlük kazandı. Ancak gastronomi turizmi yalnızca birkaç restoran üzerinden ilerleyecek bir alan değil. Boyozdan kumruya, Urla enginarından Seferihisar mandalinasına, Tire’nin yerel ürünlerinden Bergama’nın mutfak kültürüne kadar uzanan geniş bir hikaye anlatılmalı. İnsanlar sadece yemek yemeye değil, o yemeğin hikayesini deneyimlemeye geliyor. Hikayesi olan her şeyi satmak ve pazarlamak hikayesi olmayanlara göre çok daha kolay. Yaz sezonunda dikkat edilmesi gereken bir diğer konu da etkinlik turizmi. Avrupa’daki birçok şehir yaz aylarını festivallerle, kültür sanat etkinlikleriyle ve spor organizasyonlarıyla değerlendiriyor. İzmir’in de yılın en hareketli dönemini sadece deniz-kum-güneş üçgenine bırakmaması gerekiyor. Şehrin her ilçesinde uluslararası ölçekte ses getirecek etkinlikler planlanmalı ve bunlar güçlü şekilde tanıtılmalı.
Burada merkezi yönetim ile yerel yönetimlerin birlikte hareket etmesi de büyük önem taşıyor. Turizm artık tek bir kurumun başarabileceği bir iş değil. Altyapı yatırımları, ulaşım planlaması, tanıtım faaliyetleri ve destinasyon yönetimi aynı hedef doğrultusunda ilerlemeli. Turizm söz konusu olduğunda siyasi tartışmaların değil ortak aklın öne çıkması gerekiyor. Çünkü İzmir aslında yeni bir turizm hikâyesi yazabilecek tüm unsurlara sahip. Güçlü bir tarih, zengin bir mutfak kültürü, uluslararası ölçekte tanınan antik kentler, kırsal destinasyonlar, sahil kasabaları ve gelişen ulaşım ağı şehrin elini güçlendiriyor. Eksik olan şey, tüm bu parçaları aynı vizyon altında bir araya getirebilmek. Önümüzdeki birkaç ay İzmir için önemli bir sınav olacak. Cruise gemilerinin getirdiği hareketlilik, artan yabancı turist ilgisi ve yaz sezonunun oluşturduğu canlılık doğru değerlendirilirse şehir kazançlı çıkacak. Ancak bu fırsat sadece günlük rakamlarla ölçülürse birkaç ay sonra yine aynı tartışmaları yapmaya devam edeceğiz.
İzmir’in ihtiyacı olan şey daha fazla turistten önce daha uzun kalan, daha çok deneyim yaşayan ve şehirle bağ kuran ziyaretçiler. Yaz turizminin gerçek başarısı da zaten tam olarak burada yatıyor.