Geçtiğimiz günlerde bir araştırma şirketi tarafından arandım. Türkiye genelinde yapılan, alışık olduğumuz anketlerden biri ile ilgili 7-8 dakikalık bir telefon görüşmesiydi. Ekonomiden siyasete, genel memnuniyetten gündelik hayata kadar uzanan bir dizi soru yöneltildi. Anketin sonuna doğru ise 'Yaşadığınız kentin en büyük sorunları nelerdir?' sorusu temelinde, alt başlıklarında kentin gündemine dair vatandaş memnuniyetini ölçen bir dizi soruyu yanıtladım.
'İzmir ile ilgili çözülmesi en acil konular nelerdir?' sorusu ile başladık. Çok da fazla düşünmeden aklıma gelen ilk iki konu bozuk yollar ve kemikleşen trafik sorunu oldu.
Benim dışımda herhangi bir İzmirliye de bu soruyu sorsanız alacağınız yanıt 3 aşağı 5 yukarı aynı olurdu diye tahmin ediyorum. İzmir’de yaşayan hemen herkesin vereceği cevap aşağı yukarı aynı. Çünkü bu iki başlık artık bir şikâyet konusu olmaktan çıkıp gündelik hayatın doğal bir parçası haline gelmiş durumda. Bir taksiye bindiğinizde de bir esnafla sohbet ettiğinizde de sosyal medyada dolaştığınızda da aynı cümlelerle karşılaşıyorsunuz.
Trafik meselesi büyük şehirlerin kaçınılmaz gerçeği. Nüfus artıyor, araç sayısı artıyor, şehir büyüyor. Ama bozuk yol dediğimiz konu, çok daha doğrudan ve çözülebilir bir mesele. Çünkü her gün üzerinden geçtiğimiz, her gün birebir deneyimlediğimiz bir sorun bu. Çukurdan kaçmaya çalışırken yapılan ani manevralar, yanlış kotta bırakılmış mazgallar, birkaç ayda dağılan asfaltlar; bunların hepsi sadece konforu değil, güvenliği de etkiliyor.
İşin dikkat çeken tarafı da bu sorunların yıllardır dile getiriliyor ancak çözümlenemiyor olması. Bu sorun yeni değil. Yıllardır konuşuluyor, yıllardır şikâyet ediliyor. Ama uzun süre boyunca bu durum sanki kentin gerçeğiymiş gibi kabul edilerek adeta zihnimize kazındı. O yüzden bugün bu mesele yeniden konuşuluyorsa, bu biraz da sabrın sınırına gelindiğini gösteriyor.
Asfalt konusunda son dönemde dikkat çeken bir değişim olduğunu söylemek mümkün. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ve belediyenin iletişim dili farklı bir yere evrilmiş görünüyor. Sosyal medyada Girne Bulvarı, Buca, Karabağlar başta olmak üzere şehrin farklı noktalarındaki asfalt çalışmalarına dair yoğun paylaşımlar yapılıyor. Bir 'asfalt seferberliği' vurgusu öne çıkıyor. Körfez Krizi'nin yarattığı petrol kaynaklı temin sorununa rağmen yapılması gereken süreç işletiliyor.
VATANDAŞI DİNLEYİN
Bu değişim önemli. Çünkü yerel yönetimlerin en temel refleksi, vatandaşın ne söylediğini doğru okuyabilmek olmalı. Görünen o ki İzmir’de vatandaşın sesine kulak verilmeye başlandı.
Özellikle Girne Bulvarı örneği, bu durumun somut karşılığı. Yıllardır sürücülerin şikâyet ettiği, yol kotuna uygun olmayan mazgallar basit bir teknik detay gibi görünse de aslında ciddi bir problem. Her gün o yoldan geçen biri için (bu kişilerden biri de benim) bu, sürekli tekrar eden bir rahatsızlık. Eğer bu tür detaylar gerçekten düzeltilirse, yapılan işin karşılığı da o ölçüde büyük olur.
Ancak burada asıl mesele tekil müdahaleler değil. İzmir’in ihtiyacı olan şey, süreklilik. Bugün asfalt atılıp yarın başka bir kurum tarafından kazılan yollar, birkaç ay sonra yeniden bozulan yüzeyler, plansız müdahaleler gibi durumlar çözüm üretmek yerine sorunu döngüye sokuyor.
Dolayısıyla yapılan çalışmaların bir kampanya mı yoksa yeni bir yönetim anlayışının başlangıcı mı olduğu belirleyici olacak. Çünkü İzmirliler artık 'idare edilen' bir şehir olmak istemiyor. Vatandaş büyük projelerden önce temel hizmetlerin düzgün işlemesini istiyor. Yolun düzgün olması, trafikte geçirilen sürenin azalması, şehir içi ulaşımın daha öngörülebilir hale gelmesi… Bunlar aslında bir lüks değil, doğrudan yaşam kalitesinin parçası.
Yerel yönetimler açısından bakıldığında da en zor alan burası. Büyük projeler görünürdür, anlatması kolaydır. Ama asfaltın düzgün olması, bir mazgalın doğru yerleştirilmesi, bir yolun yıllarca bozulmadan kalması… Bunlar görünmeyen ama sürekli hissedilen işlerdir.
Şu günlerde İzmir’de yapılan asfalt çalışmalarını küçümsemek ve alaycı bakış hiç doğru bir refleks değil bence. Tam tersine, doğru bir ihtiyaca karşılık verdiği için kıymetli bulmak bu hizmeti ısrarla talep ve takip etmek gerekiyor. Ancak bu çalışmaların gerçek değeri, sürekliliği sağlandığında ortaya çıkar.
Sonuçta anketlerde sorulan sorular değişmiyor ama verilen cevaplar yıllardır aynıysa, orada çözülmesi gereken bir mesele olduğu da açık.
İzmir’de halkın beklentisi günlük hayatı zorlaştıran sorunların ortadan kaldırılması. Bozuk yolların düzeltilmesi, trafik yükünün hafifletilmesi ve yapılan işlerin kalıcı olması.
Sosyal medyada ve iletişim dilinde gördüğümüz, yapısal sorunlara yönelik atılan adımlar halkın bu beklentisine doğru bir yanıt olabilir. Ama bu yanıtın anlamlı hale gelmesi için devam etmesi gerekir. İzmirliler tartışma istemiyor, kentin gündelik, temel sorunlarına yönelik çözüm bekliyor.